ÖZGÜRLÜKLER

ÖZGÜRLÜKLER

  • Söze, düşünür Nermi Uygur’un “Kutsal Yanlış” yazısından bir alıntıyla başlayalım.


    Söze, düşünür Nermi Uygur’un “Kutsal Yanlış” yazısından bir alıntıyla başlayalım. “İnsan yanılır” tekerlemesini işe yaramaz bir kalıp olmaktan çıkarmak istiyorsak, şöyle çözümleyip dökümlemeliyiz: “Baba yanılır, ana yanılır, ağabey yanılır, abla yanılır, bakan yanılır, başbakan yanılır, başkan yanılır, öğretmen yanılır, yargıç yanılır, komutan yanılır, birinci yanılır, ödül kazanan yanılır, büyük adam yanılır, deha yanılır.” (Uygur Nermi, Yaşama Felsefesi, Denemeler, Ara Yayıncılık, İstanbul, 1989, s.74-75)
    Masamdaki dosyada şiddetin belgeleri yer alıyor. Özel bir durum. İnsan hakları hukuku birey devlet ilişkisini merkezi ilgisinde tutar. Kamu otoritelerinden kaynaklı hak ihlallerine “dikey ihlal” deniyor. Bir grup bireyin özel hukuk tüzel kişiliğine (bir derneğe) sopalarla, silahlarla girip dernek içerisindeki bireylere şiddet uygulaması ne tür ihlaldir? Acaba bu tür eylemler, ikinci ihlal türü olarak literatürde yer alan “yatay ihlal” sınıflandırmasına girer mi? Bu teorik ve teknik tartışmayı insan hakları hukukçuları yaparlar elbette.
    Masada yer alan dosya için “özel durum” demiştim. Bu özel durumun teorik boyutunun bir kısmı yukarıda işaret edilen insan hakları hukuku boyutudur. Pek çok boyut sıralanabilir ama ikinci boyut şiddet boyutudur. O da şöyle özetlenebilir:
    İstanbul’da, Anadolu Haklar Derneği ve Gülsuyu Haklar Derneği’ne 9 Kasım’da yapılan baskınlarda yaralananlar oldu. Cem Koyupınar, Metin Aslan, İbrahim Tolon ve Ekin Babacanoğlu yaralananlar arasında yer alıyor. Derneklerde maddi hasarlar meydana geldi.
    Genel olarak söylenmiş bir söz ama bence duruma uygun: “Şiddet, şiddete başvuranları da ihlal eder.” (Keane John, Şiddetin Uzun Yüzyılı, Çeviren: Bülent Peker, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 1998, s.87)
    Yürüyüş dergisinde, PKK hareketine ve Abdullah Öcalan’a yönelik eleştiriler karşısında bir grup sempatizan ya da taraftar, şiddete başvurmuş. Suçlama bu. Derneklere saldırıda bulunanların söyledikleri naklediliyor: “Yayınlarınızda bize ve önderliğimize küfrediyorsunuz.”
    Bu saldırganların kimler olduğu, gerçekten Kürt hareketi sempatizanı olup olmadıkları bilinmiyor. Ama sarf ettikleri sözler biliniyor. Olayı sadece bu boyutu ile “eleştiri karşısında şiddet boyutu ile” değerlendirme konusu yapmak istiyorum. Dosyada yer alan bilgilere göre 25 Ekim 2009 tarihli “Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm İçin Yürüyüş” dergisinde “Düzene değil devrime dönün!” başlıklı bir yazı yayınlanır. Yazıda, hükümetin Kürt açılımı politikasına ve DTP, PKK ve Abdullah Öcalan’ın bu açılımla ilgili değerlendirme ve kararlarına eleştiriler yöneltilir. Barış gruplarının hem 1999 hem de 19 Ekim 2009 tarihinde Türkiye’ye girişlerine yönelik değerlendirme ve eleştirilerde bulunulur. Doğrusu bu yazılardaki görüşlere uzağım. Hem 1999 yılı barış grupları girişine barış adına olumlu anlamlar yükledim, yazdım da bu görüşlerimi; hem de Ekim 2009 barış gruplarına dair de olumlu yaklaştım. Hükümetin açılım girişimine de eleştirel ama sıcak baktım. Demek ki, toplumda, belirlenen politikalara eleştirel yaklaşımlar ve karşı çıkışlar olabileceği gibi, olumlu yaklaşanlar da olabilirmiş. Farklı görüşlere saygı duymak lazım. Yürüyüş’ün eleştiri hakkına saygı duymak lazım. Eleştiriye karşılık şiddet uygulanamaz. Dernekler basılamaz. İnsanlara şiddet uygulanamaz.
    Ayrıca görüşler bakımından söylemek lazımsa, Öcalan’ın bu tür bir savunuya (dernek basılmasına, kafa göz yarılmasına) ihtiyacı olduğunu da düşünmüyorum. Yakışık almaz.
    Siyasal eleştirilerin yazılı ve görsel medyada yer almasını siyasal örgütler ve mensupları doğal karşılamalı. Dil de önemli. İnsan onuruna saygıdır ölçü. Ezilenler dünyasında da şiddete başvurma zaman zaman gözlenen bir durum. Bu tür yanlışlara karşı mücadele etmek lazım. Şiddetten uzak durmak lazım. Sözü yanlıştan açmıştık. Yine Nermi Uygur’la bitirelim: “Tartışmaların büyük bir bölümü bitmek nedir bilmiyorsa, bu, örtük-açık dayanılan başlangıç-temellerinin ya da ilkelerin doğru mu yanlış mı olduğu ciddi bir biçimde gözden geçirilmediği için böyledir.” (age. s.76)
    HÜSNÜ ÖNDÜL
    www.evrensel.net