GERÇEK

GERÇEK

  • Çarşamba günü toplanan Türk-İş Başkanlar Kurulu, “sürekli eylem” adı altında bir dizi kararlar aldı.


    Çarşamba günü toplanan Türk-İş Başkanlar Kurulu, “sürekli eylem” adı altında bir dizi kararlar aldı.
    Elbette ki gönül, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun, işçi sınıfı ve emekçiler adına gündeme müdahalede daha etkin olacak kararlar almasını isterdi. Ama Türk-İş Başkanlar Kurulu, anlaşılan hayli de tartışarak, gazetemizde de ayrıntılarıyla yer aldığı gibi, TEKEL işçilerinin talepleri kabul edilinceye kadar;
    Cuma günü tüm yurtta bir saat iş bırakma,
    Tüm yurtta cuma günü iş çıkışından sonra AKP binalarına yürüyüş,
    Pazartesi günü profesyonel sendikacıların Ankara’da toplanması, Meclis’e yürüyüş yapılması,
    Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun çarşamba günü toplanarak gelişmeleri değerlendirmesi, yeni ‘yol haritası’nı görüşmesi,
    Cuma günü yapılacak bir saatlik iş bırakmanın dört hafta her hafta bir saat artırılarak sürdürülmesi kararı almıştır.
    Ayrıca Türk-İş, tüm emekten yana güçleri de bu kararlara destek vermeye çağırmıştır.
    Evet kararın kendisi de önemlidir, ama bundan daha önemlisi, kararların nasıl ve hangi etkinlikte hayata geçirileceğidir.
    Bundan sonra artık top, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nda değil, her sektörden ve her kademeden sendikacılar, işyeri temsilcileri, eylemlere destek vermek isteyen emek örgütü yöneticileri, ilerici, demokrat ve emekten yana güçlerdedir.
    Eğer bu çevreler ve sendikalar eğip bükmeden, kararları hakkıyla uygularlarsa, ortaya gerçekten “sürekli bir eylem durumu”nun çıkması, bu eylemlerin “destek eylemleri” olarak kalmayıp işçilerin, emekçilerin önemli bir kesiminin kendi taleplerini ifade etmesinin bir vesilesi olması mümkün olacaktır. Bu aynı zamanda, emek güçlerinin birliği, dayanışmasının daha da ilerlemesi ve emek güçlerinin mücadele mevzisini daha ileriye taşıması anlamına da gelecektir.
    Böyle bir birlik ve güç oluşturma karşısında, ne hükümetin TEKEL işçilerinin talepleri karşısında vurdumduymazlığı söz konusu olabilir, ne de patronların örneğin işçi çıkarma ya da kriz bahanesiyle birtakım keyfi uygulamaları devreye sokma cesareti kalır! Ve elbette bu doğrultuda adımlar atılabilirse, özelleştirmelerden taşeronlaştırmaya, sendikal yasalardan asgari ücrete, “özel işçi bulma büroları” tasarısının mezara gömülmesinden iş güvenceli çalışmanın genelleştirilmesine emekçilerin pek çok talebi yanı sıra sağlık ve eğitimin herkese parasız verilen bir hizmet olması talebi yeniden canlanır ve emekçilerin ve emek örgütlerinin gündeminin üst sıralarına çıkar.
    Çünkü bugün emek mücadelesinin asıl sorunu, kendi gücünü ortaya koyamaması, parçalı ve örgütsüz yapısı (var olan örgütlerin de büyük ölçüde işlevsizleşmesi) nedeniyle sermaye ve hükümetin saldırılarını karşılayamamasıdır.
    Türk-İş’in bu kararı emek cephesinin, yerel platformlardan emek cephesinin, merkezi bir mücadele platformu da dahil, her kademede örgütlenmesi imkanlarını da geliştirecek bir karar olarak görülmelidir. Tüm emek güçlerinin bu kararların uygulanmasında desteğe çağırmasının anlamının, aynı zamanda konfederasyon, sendika farkı gözetmeden, her sanayi ve hizmet alanında; OSB’lerde, illerde, ilçelerde “birlikler” oluşturma çağrısı olarak algılanması, kararların ruhunu anlamak olur.
    Dahası, Türk-İş’in kararları, her üretim ve hizmet biriminde de en geniş taban birliğinin sağlanması için bir fırsat olarak görülmelidir. Çünkü eğer bu karar işyerinde iş bırakma ve yürüyüşler yapma olarak uygulanacaksa, bunun uygulanma şartı üretim ve hizmet birimlerinin örgütlenmesidir.
    Bu ise tabanın örgütlenmesi ve mücadeleye çekilmesiyle mümkündür.
    Türk-İş’in kararı eğer, ak kağıt üstünde kara yazı olarak kalmayacaksa, geçiştirilmeyecekse, ancak böyle hayata geçirilebilir.
    Hükümete boyun eğdirmenin ve TEKEL işçilerinin isteklerini elde etmesinin tek yolu da buradan geçmektedir.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net