DURUM

  • Geçtiğimiz günlerde gazetelerde, ABD’nin “askeri harcamalar bütçesi”nin Temsilciler Meclisi’nden geçtiğine ilişkin bir haber yer alıyordu.


    Geçtiğimiz günlerde gazetelerde, ABD’nin “askeri harcamalar bütçesi”nin Temsilciler Meclisi’nden geçtiğine ilişkin bir haber yer alıyordu. Haberde 2010 yılı askeri harcamalar bütçesinin 636.3 milyar dolar olarak kabul edildiği belirtiliyordu. Bu haber dikkatleri bir kez daha silahlanma harcamalarının ulaştığı boyuta çekti. Gerçekten de başta ABD olmak üzere büyük devletlerin silahlanma harcamalarında büyük artışlar görülüyor. Örneğin 2008 yılı, dünyada genel olarak silahlanmaya en fazla paranın harcandığı yıl oldu. 2008’de silahlanmaya 1.5 trilyon dolar harcandı. Ama ilginçtir, 2008 yılı aynı zamanda genel bir krizin varlığının açığa çıktığı, bunun dünya ölçüsünde kabullenildiği bir yıl da oldu. Hatırlanacağı gibi 2008 Eylül’ünde finans kurumu Lehman Broders’in gürültülü çöküşü, genel bir krizin başladığı gerçeğini herkese kabul ettirmişti.
    Silahlanmaya ilişkin bazı rakamları bir kez daha hatırlayalım; Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) ‘dünyada askeri harcamalar ve çatışmalar’ ile ilgili yıllık araştırması, küresel boyutta silah satışının 2007 yılına oranla yüzde 4 oranında, 1999 yılına göre ise yüzde 45 oranında artarak 1 trilyon 464 milyar dolara ulaştığını ortaya koymuştu. Önümüzdeki dönemde bu tırmanışın duracağına ilişkin hiçbir belirti olmadığı gibi, tüm veriler silahlanmanın artacağını gösteriyor.
    Silahlanma denilince ilk akla gelen ülke tabii ki ABD. Dünya çapında askeri harcamalarda tartışmasız lider konumunda bulunuyor. SIPRI raporunda ’nin geçen yıl 607 milyar dolar askeri harcama gerçekleştirdiğine dikkat çekiliyor. Bu rakamın dünya toplamının yüzde 41’ine eşit olduğunun altı çizilmeli. ’nin silah harcamalarının, 1999-2008 arasındaki dönemde dünya genelindeki toplam artışın yüzde 58’ini oluşturduğu da ayrıca belirtilmekte.
    ABD sadece silahlanmaya harcadığı para ile dikkat çekmiyor. ABD aynı zamanda, en büyük silah üreticisi ve satıcısı durumunda. SIPRI raporuna göre dünyanın önde gelen 100 silah üreticisi 2007 yılında toplamda 347 milyar dolarlık satış gerçekleştirmiş. Bu 100 şirketin 44’ünü ’li silah tekelleri oluştururken, bu şirketlerin toplam satıştaki payı ise yüzde 61’i bulmuş durumda. Avrupa merkezli 32 şirketin 347 milyar dolarlık satıştan elde ettiği pay ise yüzde 31 olarak gerçekleşmiş. Ayrıca, 2004-2008 yılları arasındaki dönemde, yüzde 31’lik payla, ise yüzde 25’lik payla dünyanın en büyük silah ihracatçıları oldular.
    Burada bazı hatırlatmalar da yapmak gerekiyor. ABD’nin yıllık askeri harcaması 607 milyar dolarda kalmadı. Bu rakam sürekli artıyor. ABD sadece Irak ve Afganistan’da fazladan 903 milyar dolar harcamış durumda. Diğer bazı ülkelerin askeri harcamaları ise şöyle; Çin 84.9 milyar dolar, Fransa 65.74, İngiltere 65.35, Rusya 58.6, Almanya 46.87 (Almanya’nın en iyi müşterisi Türkiye. Almanya silah ihracatının yüzde 15’ini Türkiye’ye yapıyor), Japonya ise 46.38 milyar dolar. Diğer ülkeleri tek tek hatırlatmanın bir gereği bulunmuyor. Ama genel eğilimin silahlanma harcamalarının artışını işaret ettiğini vurgulamakta yarar var.
    Burada herhalde şu soruların sorulması gerekiyor: Silahlanma konusundaki artan bu telaş niye? Niye silahlanma giderleri sürekli artıyor? Bu sorulara kesin bir yanıt vermek gerekirse o da şudur: Bu devletler silah koleksiyonu yapmak için bu kadar parayı silahlara yatırmıyorlar. Bu silahlar halen Irak’ta, Afganistan’da, Ortadoğu’da ve diğer bölgelerde kullanılıyor. Büyük kapitalist-emperyalist devletler arasında pazarlara, hammaddelere, enerjiye ve enerji yollarına egemen olma konusundaki rekabet şiddetlendikçe, bu devletlerin silahlanmaya olan ihtiyaçları da artıyor.
    Bu gerici rekabetin şiddetlenmesi, çelişkilerin artması, bir yerde silaha başvurmayı da zorunlu hale getiriyor. Çünkü egemenlik ve güç mücadelesinde kesin çözüm er ya da geç silaha başvurmakla alınıyor. Yakın dönemde büyük devletler “av alanı” olarak belirledikleri bölgelere birlikte saldırdılar. Ama onlar “birlikte” oldukları zamanda da, av alanından en büyük ganimeti kapmak için birbirlerine karşı bir mücadele içerisinde oldular. Bugün Irak’ta, Almanya ve Fransa gibi ülkelerin geride bırakılmaları örneğinde görüldüğü gibi, aralarındaki amansız rekabet hep sürüyor ve tırmanıyor.
    Dünya kapitalizminin krizi, bu rekabetin keskinleşmesini ve sertleşmesini de beraberinde getirdi. Pazarlar daralırken, var olan pazarlara egemen olma, hammaddeleri ele geçirme mücadelesi de hız kazandı. Bazı büyük devletler krizden daha fazla zarar gördüler ve eski güçlerini koruma telaşına düştüler. Bölgesel ve yerel düzeyde ikili anlaşmalar yapma, rakipleri bu alanlardan dışlama mücadelesi ivme kazandı. Bu gidişatın barışa, halkların özgürlüğüne ve refahına olmadığını vurgulamak, sanırız gereksiz. Çünkü silahlanmanın artışı ve kriz nedeniyle büyük devletler arasında keskinleşen çelişmeler, her zaman dünya halkları için uğursuz gelişmelerin ön habercisi oldular.
    Bütün bu gelişmeler, dünyanın emekçi halklarına daha zor bir döneme girilmekte olduğunu haber vermekte. Dünya halkları giderek daha fazla, emperyalist talan ve yıkıma karşı ülkelerinin özgürlüğünü, bağımsızlığını ve barışı savunmayı gündemlerine alıyorlar. Zaten yeni bir dünya kurmak için bu mücadelelere atılmak dışında başka bir yol da bulunmuyor.
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net