Benzer olayları duymaya devam mı edeceğiz?

Benzer olayları duymaya devam mı edeceğiz?

Bu dizinin ilk iki günkü bölümünde, Bayramiçlilerin, evleri sarılarak taşlanan Kürt yurttaşların...


Bu dizinin ilk iki günkü bölümünde, Bayramiçlilerin, evleri sarılarak taşlanan Kürt yurttaşların, Bayramiç’teki bazı yerel yöneticilerin, gazeteci ve yazarların anlatımlarına da dayanarak, Bayramiç’te yaşanan linç girişiminin kaynaklarını olabildiğince çok boyutlu olarak yansıtmaya çalıştık.
Ve diziyi izleyen okurların buraya kadarki bölümü dikkate alarak şu soruyu sormalarından daha doğal ne olabilir: “Bayramiç’te ulusal söylemlerle harekete geçirilebilecek bir zemin var. Siyasilerin kışkırtıcı söylemlerinden ve ülkedeki gerilim ortamından etkilenen bir Bayramiçlilik ruhu da var. O zaman biz yarın Bayramiç’ten benzer haberleri duymaya devam mı edeceğiz?”
BİTİRİRKEN...
Bu soru karşısında, Çernişevski’nin ‘Nasıl Yapmalı?’ adlı romanında, yer yer ‘Ey okur sen şimdi belki şöyle bir olayla karşılaşacağını düşüneceksin’ diye başlayan cümlelerle araya girmesini ve ‘Ama...’ diyerek devam etmesini anımsatarak şunu söyleyebiliriz. Kuşkusuz, genel tabloya bakıldığında benzer olayların Bayramiç’te gelecekte de gerçekleşme ihtimali akla gelen ilk kaygılardan biri olabilir. Ama tüm bu tablo içinde, bu olayların benzerlerinin bir daha yaşanmamasının imkanlarının da saklı olduğunu görebiliriz.
Bunu uzun yıllardır Bayramiç’te yaşayan ve linç girişimi sırasında orada bulunmayan bir Bayramiçli Reşit Güner’in söyledikleriyle destekleyebiliriz: “Olay sırasında ben orada değildim. 2-3 gencin basit bir kavgası Türk-Kürt çatışmasına dönüştürülmek istendi. Gelişmekte olan ırkçı eğilimler Türkiye’de sahalara kadar yansıdı. 1980 öncesinde Bayramiç anti-faşist kimliğiyle tanınan bir yerdi. 1980 sonrasında ırkçı, gerici akımların orada gelişmesi böyle bir olaya zemin hazırladı. En büyük etkilerden biri de küçük bir yer olması. Feodal bağlarla siyasi bağların orada çok güçlü olması.”
Güner’e ‘Peki bu olaylar bundan sonrasında yatışır mı’ diye de soruyoruz. Son derece sakin ve kendinden emin bir ifadeyle; “Yatışır. Bayramiç yine barış içinde yaşayacaktır” diyor.
Yaşanan benzer örnekler olsa da, Bayramiç’in uzunca bir süre halkın barış içinde yaşamasına kaynaklık eden bir kültürü de kendi içinde var ettiği biliniyor. Bunu, bu dizi içinde Bayramiç’in dününü de bilen ve bugün ile karşılaştırmalı olarak anlatan birçok kişi de teyit etti aslında. Yani belki Bayramiç’te İzmir’in işgali sırasında ilk tepkiyi veren yerlerden biri olmaktan başlayarak çeşitli tarihsel etkilerle bugüne uzanan bir ulusal refleksten söz edilebilir. Ama bu refleksin, 1980 öncesinde ileri bir noktadan dönüştürülmüşken, bugün farklı bir noktaya çekilmiş olması, onun yarın yeniden barışçı ve ilerici bir karaktere doğru değiştirilebileceğinin de ipuçlarını veriyor. Bütün olup bitenlere rağmen, Türkiye’nin başka yerlerinde olduğu gibi, burada da halklar arasında kronik bir düşmanlıktan söz edilemeyeceğini vurgulamak gerekiyor.
Halkları birbirine karşı kışkırtma tutumlarının, bu yöndeki provokasyonların cezasız kalması, benzer olayların önünü açan bir ‘resmi davetiye’ hükmündedir. Ve son olarak, belki hayatında Bayramiç’e hiç uğramamış olan malum siyasi parti liderlerinin, sokağı birbirine karşı kışkırtan söylemlerinin faturasının halklar arasında ne gibi tahribatlara yol açtığının da tipik bir örneğidir Bayramiç. (BİTTİ)

Mağdurlarla sürekli irtibat halindeyiz

Kenan Erkul
(Emek Partisi
Çanakkale İl Başkanı):

Kenan bey, siz olaylardan hemen sonra oraya, Bayramiç’e gidenlerin başında geliyorsunuz. Ayrıca bir heyet olarak da gittiniz. Neler gözlemlediniz?
Gittiğimizde direkt saldırıya uğrayan Kürt vatandaşların evlerinin bulunduğu yere gittik. Tedirginlerdi. Bayram arifesinde alışveriş yapacaklar, rahat dışarıya çıkamıyorlar. Tehdit edilmişler. Evleri taşlanmış, taşlar içeride.

Peki sizce bu kitle nasıl harekete geçirildi?
CHP’ye oy veren, uzun süredir CHP’nin belediye başkanlığını kazandığı bir yer. CHP ve MHP yöneticilerinin söylemlerinin etkili olduğu ve orada bir solcu eskisi vatandaşın da başını çekenler arasında yer aldığı bir olay. Ve o solcu eskisi vatandaşın böylesi şeyler yaparak kendini ‘kahraman’ gibi gösterip birtakım büfelerin rantının elinden gitmesini engellemek istediği gibi şeyler de söyleniyor orada. Ayrıca oradaki demokratik kitle örgütleri görevlerini yerine getirmediği için, onlar fütursuzca hareket edebiliyorlar. Güvenlik kuvvetlerinin de olayları önlemek için gerekli şeyleri yapmadıkları söyleniyor mağdurlar tarafından.
Biz parti olarak süreci takip etmeye çalıyoruz, sürekli mağdurla irtibat halindeyiz.

Bayramiçlilerin asıl düşmanı Kaz Dağları’nın tepesinde

Ensar İlyasoğlu
(Çanakkale Olay
Gazetesi Yazarı ve İHD eski Şube Başkanı):

Bayramiç’te bu olayların yaşanmış olmasını neye bağlıyorsunuz?
Olayın aslında iki yönü var. Birincisi son 5-6 aydan bu yana ‘Demokratik açılım’ ya da ‘Kürt açılımı’ diye adlandırılan projenin tartışılmasıyla birlikte Türkiye’de yeni bir toplumsal iklimin oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Statükocu partiler, ırkçı şoven söylemlerle yarattıkları gerilimle bu ve benzeri olaylar için bir zemin hazırlıyor. Birinci nedeni bu. Yani Bayramiç’in dışında yaratılan bir hava Bayramiç’teki olayların toplumsal zeminini oluşturdu diye düşünüyorum. İkinci yanı Bayramiç’teki sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, yerel yöneticilerin bugüne kadar aldıkları tutum ya da tavırsızlık, ya da onların barış ve demokrasi için vermeleri gereken mücadele ile doğrudan ilişkilidir. Bu mücadelenin taşıdığı zaaflar ve onun üzerinden kendisini etkili kılan birkaç ırkçı, şoven vatandaşın birkaç saat içerisinde, hatta daha kısa bir süre içinde, her kasabada her mahallede olabilecek bir gençlik kavgasını bahane ederek 1000’e yakın yurttaşı deyim yerindeyse ayaklandırıp, karakolu kuşatabilecek konuma getiriyorlar. Oradaki Kürt yurttaşların evlerini basıyorlar, camlarını çerçevelerini indiriyorlar ve karakola alınan gençlerin linç talebiyle kendilerine verilmesini istiyorlar. Bu iki olay, kuşkusuz ki birbirini besleyen, güçlendiren ve Bayramiç’te ortaya çıkan bu durumun iki ayağını, iki yönünü oluşturuyor.
Kısa bir şey daha söylemekte yarar var. Bayramiç 1970’li yıllarda, devrimci demokrasi mücadelenin yüksekliği nedeniyle devrimci potansiyelin boyutları nedeniyle ‘Küçük Moskova’ diye anılan bir kasaba. Meyve ve sebzeciliğin yapıldığı bildik, tanıdık bir sahil kasabası. Çok sahilde olmamakla birlikte, sahilden etkilenen Kaz Dağları’nın eteğinde bir kasaba. Ve halkın barış içinde yaşadığı bir kasaba. Ancak böyle bir yerde insanların ayaklandırılabilmesi düşündürücüdür. Ülkeyi yönetenler açısından da, yerel yöneticiler açısından da düşündürücüdür.

Bayramiç’teki olayda MHP tabanı ile birlikte CHP tabanından katılım olduğunu orada yaptığımız görüşmelerden öğrendik. Bunda CHP yönetiminin açılım sürecindeki statükocu ve kışkırtıcı söylemlerinin de etkisi olmuş olabilir mi?
Kesinlikle olmuştur. Nedeni de şu. CHP yönetiminin bu ‘açılım’ sürecinde, ‘Bir millet yaratıyorlar’, ‘bir dil yaratıyorlar’, ‘bir etnisite yaratıyorlar’ argümanlarıyla sürece karşı çıkılıyordu. Kuşkusuz ki bu sıradan yurttaşları etkiliyor.
Şimdi eğer Bayramiçliler gerçekten kendileri için bir tehdit arıyorlarsa, Bayramiçlilerin, Çanakkale’nin düşmanı, Kaz Dağları’nın tepesinde siyanürle altın arayan; oradaki hayatı ve bütün canlı dokuyu, insanı tehdit eden siyanürcü emperyalist tekellerdir. Eğer bir düşman aranıyorsa, bu Bayramiç’teki halk değil, Bayramiç’teki Kürtler değil. Oradaki düşmanlar, Kaz Dağları’nı emperyalist tekellere peşkeş çeken, oranın tarihini, mitolojisini ve her şeyini, hayatını yok eden emperyalistlerdir ve onlara bu alanı açan iş birlikçileridir.
HAZIRLAYAN: Fatih Polat
www.evrensel.net