25 Aralık 2009 00:00

ÖZGÜRCE

AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesinde en önemli etkenlerden biri “mazlum” görüntüsüydü.

Paylaş

AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesinde en önemli etkenlerden biri “mazlum” görüntüsüydü. Parti hakkında kapatma davası vardı, R.T.Erdoğan cezaevine gönderiliyordu. Bu koşullar içerisinde AKP, ulusal ve uluslararası sermaye ile DB, AB gibi kurumların ve ABD’nin desteğini almıştı. Geriye sadece sandıktan yeterli oyun çıkması kalıyordu ki, o da “mazlum” görünümü sayesinde oldu. AKP’yi iktidara taşıyan etkenler son derece çelişkiliydi. Çünkü AKP’yi “mazlum” gördüğü için oy verenler kendi mazlumluklarıyla AKP’yi özdeşleştirmişti. AKP’yi seçen toplum kesimlerinin mazlumluğu, onu iktidara uygun gören ulusal ve uluslararası kurumların 1980’lerden beridir uygulattığı neoliberal politikalardan kaynaklanıyordu. Bunun yaratılmasında Meclis’te bulunan ve çeşitli zamanlarda iktidara ortak olan tüm partilerin sorumluluğu vardı. Bunlar içerisinde AKP’nin içinden geldiği Refah Partisi de vardı ama Refah Partisi, rolü tam olarak belirginleşmeden 28 Şubat darbesiyle birlikte apar topar kapatılmıştı. Dolayısıyla Refah Partisi’nin içerisinden gelen AKP, geniş toplum kesimlerinin mazlumluğundan sorumlu tutulmuyordu.
Oysa AKP’yi tek başına iktidara getiren ulusal ve uluslararası sermayenin amacı, halkı mağdur eden “zalim” politikaların daha hızlı ve etkili biçimde uygulanmasıydı. Yani neoliberalizmin darbesini yiyen toplum kesimleri yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş oldu.
AKP, 2007 seçimlerine giderken e-muhtıra, cumhurbaşkanlığı seçim süreci derken bir kez daha “mazlum” rolüne büründü ve yeniden iktidara geldi. 2007 seçimleri sonrasında AKP, neoliberal politikaları çok daha etkili biçimde uygulamaya başladı. Bu bağlamda SSGSS başta olmak üzere emekçi kesimlerin sosyal hakları ortadan kaldırılırken, kamu hizmetleri de hızla piyasalaşmaya ve özelleşmeye başladı. Öte yandan gerek özel sektörde gerekse kamuda esnek çalışma daha da yaygınlaştı ve düşük ücret, güvencesiz istihdam olağan çalışma koşulları haline geldi.
2008 kriziyle birlikte AKP hükümeti sermaye kesiminin krizi fırsata çevirmesine çanak tuttu ve neoliberal politikaları daha da hızla yaşama geçirmeye başladı. Böylece esnek ve güvencesiz çalışma, asgari ücretin altında ücret ödenmesi, uzun ve yoğun çalışma, keyfi işten çıkartmalar ve iş cinayetleri daha da yaygınlaştı. Çalışma yaşamındaki tüm bu mezalim yetmezmiş gibi toplumun ödediği vergiler ile temel tüketim mallarına yapılan zamlarla, “mazlum” görüntüsüyle iktidara gelenlerin ne kadar zalimleşebilecekleri bir kez daha görülmüş oldu. Tıpkı 1983’te darbecilerin partisi karşısında seçime giren ANAP’ın, 1992’de siyaset yasağı kalkan Demirel’in DYP’sinin nasıl mazlum gelip zalim haline dönüşmesi gibi…
Şimdi yine işçisi, memuru, çiftçisi, esnafıyla toplumun çok büyük bölümü mazlumluklarıyla özdeşleştirip iktidara getirdiklerinin mezaliminden kurtulmaya çalışıyor. Ama bir zalimden kurtulmaya çalışırken yine başka bir zalimin pençesine düşmemek için gerçek zalimi artık tanımak gerek. Gerçek zalim kapitalist sistemin ta kendisidir. Kapitalizmin yolunda giden siyasi yapıların iktidar olunca en azılı zalimlere dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle mezalimden kurtulmak için kapitalizmi uygulayacak farklı suretlerden birini tercih etmek yerine kapitalizmden ilelebet kurtulmak gerekir. O da emeğe ve ekmeğe sahip çıkmakla başlar.
ÖZGÜR MÜFTÜOĞLU
ÖNCEKİ HABER

Ne ilkti ne de son oldu

SONRAKİ HABER

"Sadiye Eser ve Sadık Topaloğlu’nun gazeteciliğine tanığız"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa