26 Aralık 2009 05:00

HAYAT YAZILARI

DTP’li milletvekillerinin Meclis’e dönmesi çağrılarına bakınca sanki bir parti kapatma yok, milletvekilleri kendiliklerinden Meclis’i terk etmiş hissine kapıldım.

Paylaş

DTP’li milletvekillerinin Meclis’e dönmesi çağrılarına bakınca sanki bir parti kapatma yok, milletvekilleri kendiliklerinden Meclis’i terk etmiş hissine kapıldım. Her şeye rağmen siyasal zeminde mücadele edilmesini önemseyen çevreler, şimdi yapılan operasyonlara neden aynı heyecanla tepki vermiyorlar?
İnsan hakları savunucularına kadar uzanan bir gözaltı furyasını KCK operasyonu diyerek meşrulaştırmak bu kadar kolay mı? Eğer silahsızlandırma konusunda samimi ve kararlı isek, ilk göstermemiz gereken tutarlı tepki, siyasal mücadeleyi savunmak olmalıdır. Bir siyasal hareketin doğrudan silahla ilişkilendirilmeyen kadrolarını ayıklamaya kalkmak, devletin işi olamaz. Bu baskıların hareketi daha uzlaşmacı bir tercihe zorlayacağı zannı ile yapılan girişimler, tam tersi sonuçlar doğurabilir.
Şiddeti daha da yaygınlaştıracak bir süreci devletin kendi eli ile hazırlamasının sorumlusu kimdir? Bir devlet projesi olan açılımın önünde durmaya çalışan siyasal iktidar, bu gelişmelerin dışında ise iradesini nerede kullanmayı düşünmektedir? Yok bu sürecin onaylayıcısı, hatta mimarlarından ise bu yöntemin hangi sonuçları doğurduğunu görmeden hareket edilerek açılım yapılabilir mi?
Beni devletin reflekslerinden çok aydınların, demokratların tutumları ilgilendiriyor. Devletle PKK’yi eşitleyip iki tarafa eşit mesafede durmayı, iki tarafa aynı çağrıları yapmayı tercih edenler, şimdi neden susuyorlar? Siyasal çözüm araçları bir bir tasfiye edilmeye çalışılırken tepkisiz kalmak makul görülebilir mi?
Bu kadar soru bir yazı için fazla olabilir. Ama ne yazık ki yaşanan gelişmeler karşısındaki sessizlik, çok daha fazlası ile sorgulanmayı gerektiriyor. Sorun sadece bir partiye yönelik tutum olarak görülmemelidir. Televizyon kapatılması, gazete yayınının durdurulması nasıl ifade özgürlüğüne darbe vuruyorsa, parti yöneticilerinin, belediye başkanlarının tutuklanması da örgütlenme özgürlüğünü kullanılamaz hale getirmektedir.
Türkiye insan hakları karnesine kara leke olarak geçecek bu adımlar, aynı zamanda sivil siyasetin etkisiz kılınmasının da önünü açacaktır. Bu sürecin sonunda, iktidar partisinin hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edeceğini düşünmek büyük bir yanılgıdır. İktidar partisi, farkında olmadan kendi siyasal ömrünü kısaltan hamlelerin altına imza atmaktadır.
Ayhan Bilgen
ÖNCEKİ HABER

İSRAİL'E AMBARGO UYGULASIN

SONRAKİ HABER

Karaburunlulardan tepki: Yavuz hırsız ev sahibini goşturuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa