26 Aralık 2009 05:00

Pir Sultan Abdal örgütüne düşen tarihi sorumluluk

ABF ve bağlı örgütlerimize, öncelikle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetici ve üyelerine düşen tarihi bir görev bulunmaktadır.

Paylaş

ABF ve bağlı örgütlerimize, öncelikle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetici ve üyelerine düşen tarihi bir görev bulunmaktadır. Demokratik Alevi Örgütlenmesine, Alevilerin tarihte bedeller ödeyerek kazandığı değerlere, tarihsel mirasa sahip çıkılmalıdır.
Öğretisini ve yolunu egemenlere, egemen olma isteğini düşünenlere karşı mücadele etme üzerine kurmuş, bu anlamda her egemen olanın ve iktidarın aynı zamanda baskıcı ve sömürücü olduğuna inanan, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyerek bozuk düzenin çarkına su taşımayıp ondan uzak duran Aleviler, siyaset pazarında haraç mezat satılmaktadır.
9 Kasım 2008 tarihinde Ankara’da yapılan “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Mitingi”nden sonra yaşanan tartışmalar ve sonrasındaki gelişmelere baktığımızda, her yaştan Alevi kitlenin mitinge katılarak vermiş olduğu desteğin doğru algılanmadığını veya algılanmak istenmediğini gördüm. 24 Kasım 2008 tarihinde “Büyük yanılgılar her zaman tehlikelidir” diyerek sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunup örgütlerimizi ve halkımızı uyarma sorumluluğunu hissettim. O uyarımda; mitingin, Alevilerin kendi davasına sahip olma bilincini geliştirdiğini, özgüvenini tazelediğini, toplumsal muhalefetin en dibe vurduğu bir dönemde tüm demokrasi güçlerine moral verdiğini, bundan hareketle ABF’nin, tüm Alevi kurumlarımıza çağrı yapmasını ve bundan sonraki süreçte neler yapmaları gerektiğini programlamalarını, örgütler arasındaki tüm tartışma ve kırılganlıkların bir tarafa bırakılmasının gerekliliğini vurguladım. Bu saydıklarımın yerine, “zafer sarhoşluğu” içinde demeçler verildi, davranışlar gösterildi. Geçmişte başka kurumlarımız tarafından yapılan ve bizim eleştirdiğimiz yanlışlıklara, aynı yanlış yöntemle cevap verildi. Dost kurumlarla ilişkiler kişiselleştirildi, örgütsel ilişkilerin vazgeçilmezliği yerine kompleksli bir yönetim tarzı sergilendi.
Demokratik örgütlenmelerde, halk adına alınan yönetme ve mücadele etme görevi ve sorumluluğu, yine halkın vermiş olduğu güven ve dayanışma duygusu, yöneticilerin kişisel ve siyasal tercihlerine kurban edilemez.
Alevilerin hak taleplerinin, aynı zamanda siyasal talepler olduğu bir gerçektir. Fakat bu taleplerin yerine getirilmesi için iktidarlaşmamız gerekir tespiti ise bir manüpilasyondur, bir yanıltma girişimidir. Her biri “geçmişi solcu” olan ve sol kültürden beslenen yöneticilerimiz eğer devlet denen örgütlenmenin sınıfsal karakterini biliyorlarsa iktidara gelmiş olsalar bile bu düşlerini gerçekleştiremeyeceklerini biliyorlardır. Eğer bilmiyorlarsa zaten “solcu” ve sosyalist oldukları söylenemez.
Alevilerin ve tüm ezilenlerin taleplerini elde etme yöntemi, meşru mücadele yöntemidir. Tıpkı 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009’da alanlarda ve hayatın her alanında mücadelelerini yükselttikleri gibi. Bütün dünyadaki demokrasi ve devrim mücadele tarihlerine bakıldığında haklar, iktidarlar tarafından verilmemiştir. Kazanımlar, iktidarda kimin olduğuna bakılmaksızın verilen mücadeleler ve ödenen bedeller sonucu elde edilmiştir. Bunları burada tartışmak bile anlamsızdır.
Anadolu Alevi öğretisi sadece suni devlete karşı değildir. Her türlü dinsel ve inançsal devlete ve iktidarlara karşıdır. Şah Hatayi Alevilerin yedi ulu ozanından biri olmasına karşılık, İran’da Şiiliği devlet dini yapıp iktidara gelen Şah İsmail Anadolu Alevilerince sahiplenilmemiştir.
Aleviler ve onların örgütlü gücü olan Demokratik Alevi Örgütlenmesi de, kazanımlarını meşru mücadele yöntemiyle, alanlarda siyasal iktidarlara karşı kazanacaktır. Bunun için inanca, bilince ve dirence ihtiyaç vardır. Birde bu ilkeleri özümsemiş yöneticilere ihtiyaç vardır. Unutulmamalı ki halkımız her koşulda inançlı, bilinçli ve dirençli yöneticilerimizin yanında olacaktır.
“Parti kurmak için imanla” birlikte, paraya da ihtiyaç vardır.
“Nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusundan hareketle örgütümüzde bir tartışma platformu yaratmak, toplumda bir enerji yaratmak doğru bir davranıştır. Fakat bundan hareketle bir siyasal partileşmeye gidilmesi ise “siyasi cambazlıktır”. Özellikle ABF ve bağlı örgütlerimiz, Pir Sultan Abdal Örgütlülüğü genel kurula doğru giderken, örgütlerin genel kurullarının iradesine başvurmadan böyle bir oluşumu oldu bittiye getirmek örgütsel ahlakla da bağdaşmaz. Öğretimizde Cem’i birlemek için Dede rızalık almadan Cem’i yürütmez iken, en azından genel kurul kararı almadan böyle bir tasarrufta bulunmak örgütlerimize zarar vermiştir.
ABF’ye düşen görev:
l ABF’nin kurumsal yapısını büyütmek, bağlı örgütler arasındaki sorunları çözmek,
l Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile olan ilişkilerini yeniden düzenlemek ve güçlendirmek,
l Alevilerin temel talepleri için mücadele etmek,
l Tüm demokrasi güçleri ile dayanışmayı geliştirmektir.
Kişilerin siyaset yapma hakları ve özgürlükleri sonsuza kadar vardır. Fakat yöneticilerin böyle bir hakları yoktur. Pir Sultan Abdal örgütlülüğünün bugüne kadar bu konuda çok önemli bir tavrı olmuştur. Bütün seçim süreçlerinde aday olmak isteyenlerin örgütsel görevlerinden istifa etmeleri gerekiyordu. Bu tavır muhtarlık seçimi için bile geçerliydi. Yani siyaset yapmaya hiçbir engel yok, yalnızca örgütsel iradeyi oraya yansıtmalarına müsaade edilmezdi. Bu ilkeli tavır demokratik örgütlenmenin ruhuna ve Alevi öğretisinin geleneğine uygun bir tavırdır. Bu güne kadar sıkça eleştirdiğimiz, Aleviliği siyasete pazarlık konusu ediyorlar diye yerden yere vurduğumuz kimi kişi ve örgütlerle aynı konuma gelinmiyor mu? Ama “biz solcuyuz” bizim hakkımız var mı denilecektir. “Biz Alevilerin sorunlarını çözmek için siyasete gireceğiz, siyaset yapacağız” diyenlere Alevilerin söyleyecek tek bir sözü olabilir. Gölge etmeyin, ihsanınız da sizin olsun.
Tercihlerini siyaset yapmak üzerine kullanmak isteyen tüm yöneticilerimizin derhal görevlerinden istifa etmeleri gerekmektedir.
Türkiye’nin sol, sosyalist bir yapıya ve oluşuma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın karşılanmasının yöntemi, tarlalardan, fabrikalardan, atölyelerden ve varoşlardan örgütlenerek, kendi sorunlarını bilince çıkaran kitleler ve onların oluşturduğu örgütlenmelerle olur. Yoksa “Biz sizin sorunlarınızı biliyoruz, onun için sizi kurtuluşa götürecek bir parti kurmaya çalışıyoruz” demek, üstten indirgemeci, diğer burjuva parti ve anlayışlardan hiçte farklı olmayan bir yaklaşımdır.
Pir Sultan Abdal’ın bilinci, direnci ve inancıyla.
İBRAHİM KARAKAYA PSAKD 7 ve 8. Dönem Genel Sekreteri
ÖNCEKİ HABER

Çocuklara dokunmayın...

SONRAKİ HABER

MEB, lise mezuniyet törenlerinde iktidarın eleştirilmesinden korkuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa