BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Ankara’da TEKEL işçileri, iki haftaya yaklaşan bir zamandan beri eylemdeler.Binlerce TEKEL işçisi, Türk-İş binasının önünde, gece gündüz, ayaz yağmur demeden eylemlerin sürdürüyor. İşçiler orda sadece durmuyor, Ankara’nın tüm emek güçleri için bir Kâbe’ye dönüştürmüş TEKEL işçileri Türk-İş’in önünü.


    Ankara’da TEKEL işçileri, iki haftaya yaklaşan bir zamandan beri eylemdeler.
    Binlerce TEKEL işçisi, Türk-İş binasının önünde, gece gündüz, ayaz yağmur demeden eylemlerin sürdürüyor. İşçiler orda sadece durmuyor, Ankara’nın tüm emek güçleri için bir Kâbe’ye dönüştürmüş TEKEL işçileri Türk-İş’in önünü. Türk-İş yönetimi de “Ankara’da Türk-İş var” dedirtme gayetiyle arkasında duruyor direnişin. Ankara’nın her meslekten sektörden emekçileri gün boyu yalnız bırakmıyor TEKEL işçilerini, maddi manevi neleri varsa paylaşıyorlar onlarla. Bu ziyaret desteğine önceki günden beri, Türk-İş’in çağrısıyla başlayan eylemle destekler de eklenmiştir. Yine Türk-İş’in çağrısıyla birlikte tüm ülkenin emekçileri TEKL işçilerinin arkasında destek eylemlerine başlamıştır ve bu eylem sürecinin giderek ilerleyeceği gözlenmektedir.
    Türkiye’nin emekçilerinin, emek dostu odakların gözü kulağı Ankara’ya çevrilmiştir.
    TEKEL işçileri, “özlük haklarının kaybolmayacağı bir statüde çalışma” talepleri kabul edilinceye kadar, eylemlerini sürdüreceklerini söylemektedir. Türk-İş’in çağırısıyla ona destek veren pek çok sendika ve emek örgütü de TEKEL işçilerinin araksında olduklarını, desteklerini sonuna kadar sürdüreceklerini ilan etmişlerdir.
    Ve artık sorun; 12 bin TEKEL işçisiyle hükümet arasında bir sorun olmaktan çıkmış, tüm sınıfın, tüm emek güçlerinin davası haline gelmiştir.
    Basit ve bir grup işçinin sorununu bu hale getiren de TEKEL işçilerin isteğini reddeden emeği, emekçileri hor gören, işçilerin, sendikaların söylediklerine kulak vermeye gerek duymayan AKP Hükümeti ve onun başbakanıdır.
    Diyarbakır’da gözaltına alınan 36 belediye başkanı, İHD yöneticisi, BDP ve Demokratik Toplum Kongresi yöneticisinden 23’ü önceki gece tutuklandı. Gerekçe, “Bu kişilerin, PKK’nin kentlerdeki faaliyetlerin örgütlemesi!”
    Tabii çocukların da güleceği bir suçlama ve ancak suyun aşağı yanında su içen ceylanın yukarda su içen kaplan tarafından suyu bulandırdığı” suçlaması kadar saçma bir suçlama. Ama koca koca savcılar, yargıçlar, hükümetten de kaynaklı bu siyasi nitelikteki suçlamayı ciddiye alarak, henüz birkaç gün önce partiye giren 23 BDP’liyi tutuklamıştır.
    Tutuklananlar cezaevine gönderilmiştir ama salonun önünde binlerce BDP’li ve Diyarbakırlı, iki günden beri; “Biz de onlarla aynı suçu işledik” diye kendilerini ihbar ederek, “Ya bizi de tutuklayın ya onları da serbest bırakın” demekte, istekleri yerine gelinceye kadar da dağılmayacaklarını tüm kamuoyuna ilan etmişlerdir.
    Ve elbette Türkiye’nin ilerci demokratlarının, Türk-Kürt kardeşliğini savunan her milliyetten halkın gözü kulağı Diyarbakır’dadır.
    Hükümet ise, sanki bu olanlar Patagonya’da oluyormuş gibi, sanki Kürtleri, işçileri isteklerini yerine getirmesini başkasından istiyormuş gibi davranmaktadır. Dahası o hâl⠓siyasi muarızlarıyla laf yarışı” yapmakta, sanki yeterince skandal gelişme yokmuş gibi “suikast” senaryoları üstünde çeşitlemeler yapmaktadırlar.
    Kürtlerin ve emekçilerin talepleri uğruna mücadelesini ya görmezden gelmeyi tercih etmekte ya da elindeki polis güçleriyle saldıracak bir düşman olarak görmektedir.
    Hükümetin Ankara’daki tutumuyla Diyarbakır’daki tutumu aynıdır. Bu tutumda, hakları için mücadele edenlere, ianeye razı olmayanlara, el etek öpmeyenlere, mücadele etmeye cesaret etmiş olanlara duyduğu nefret yansımaktadır.
    Diyarbakır’da Adliye önünde oturanlar ve Ankara’da Türk-İş’in önünde duranlar; kendilerine yönelen saldırının arkasındaki gücün aynı güç olduğunu görür ve kendi aralarında “yeni bir hat” oluşturulabilirse; taşlar yerli yerine oturacak, Türkiye’nin makus talihini yenip gerçekten demokratik bir ülke olmasının önü açılacaktır.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net