27 Aralık 2009 05:00

ASYA PASİFİK’TE BU HAFTA

Çin’de yüksek eğitimin temel sorunları, eğitimin kitleselleştirilmesi, özelleştirilmesi ve bunlarla bağlantılı diğer süreçler. Sıcak konulardan biri, dünya çapında Çin üniversiteleri kurulması. Bu, hem, beyin göçüne çözüm olarak düşünülüyor hem de dünya siyasetinde söz sahibi olan bir dev olmanın, diğer bir deyişle saygınlığın bir ölçüsü olarak.

Paylaş

Çin’de yüksek eğitimin temel sorunları, eğitimin kitleselleştirilmesi, özelleştirilmesi ve bunlarla bağlantılı diğer süreçler. Sıcak konulardan biri, dünya çapında Çin üniversiteleri kurulması. Bu, hem, beyin göçüne çözüm olarak düşünülüyor hem de dünya siyasetinde söz sahibi olan bir dev olmanın, diğer bir deyişle saygınlığın bir ölçüsü olarak. Dünya çapında üniversite yaratmak için, birçok üniversite birleştiriliyor; tıp üniversiteleri, daha büyük üniversitelere bağlanıyor. Bu çaba, temel olarak iki noktada eleştiriliyor: Birincisi, devlet, dünya çapında üniversite oluşturmak için, ilköğretimin ve ortaöğretimin yaygınlaşmasına harcanabilecek kaynağı üniversitelere ayırıyor. Çin’in, ileride, dünya çapında bilişim uzmanları yetiştiren ama aynı zamanda dünyanın en fazla sayıda okumaz-yazmazını barındıran ikinci bir Hindistan olmasından korkuluyor. İkincisi, Çin üniversiteleri, dünya çapında olma yarışında, daha çok makale basmaya ağırlık veriyorlar; çünkü dünya üniversiteleri sıralaması, temel olarak, bilimsel makale sayısına dayanıyor. Oysa, bu makale basmaya verilen ağırlık, üniversitenin, toplumun gerçek sorunlarına çözüm bulma işlevini geri tasara atmasına yol açıyor. Böylece, Çin üniversiteleri, dişe dokunmayan bolca makale basıyorlar.
İkinci bir sıcak konu, üniversiteye giriş sınavı. Sınava karşı çıkanlar, sınavın, öğrencinin yetenekleri ve ilgileriyle üniversitelerin önkoşullarını eşleştirmekte başarısız olduğunu ileri sürüyor. Sınavı savunanlar ise, yoksul olsun zengin olsun, büyükşehirli olsun taşralı olsun, kentli olsun köylü olsun tüm öğrencilerin aynı sınavı alması nedeniyle, sınavın, öğrenci seçme ve yerleştirme için işe koşulabilecek diğer yöntemlerden daha adaletli olduğunu ileri sürüyorlar. Bu, doğru olmakla birlikte, eğitimde adaleti güvence altına almıyor. Türkiye’de de olduğu gibi, parası olan, dersaneye gidebiliyor, özel öğrence (ders) alabiliyor. Zaten taşralı ya da köysoylu bir çocuğun nitelikli eğitim alabilme olasılığı çok düşük. Çin’e köy enstitülerini önermeli!
Üçüncü bir sıcak konu, Çin’de üniversiteli öğrenci sayısının arttırılması. Çin, zaten, akla sığmakta zorluk çıkaran sayılarıyla ünlü: Ülkede 600,000 okul, 10 milyon öğretmen ve 200 milyondan fazla öğrenci var. İşte bu aklı zorlayan sayıların üstüne, üniversitelerdeki öğrenci sayısının arttırılması, çeşitli sorunlar yaratıyor. Bu arttırımın dört nedeni olduğu belirtiliyor: Birincisi, Çinli işgücünün, ülkedeki üniversiteli sayısı arttırılarak daha nitelikli bir duruma getirilmesi amaçlanıyor. İkincisi, yüksek eğitime olan yoğun aranımın (talep) karşılanması hedefleniyor. Üçüncüsü, lise mezunlarının işgücüne katılımının geciktirilmesi amaçlanıyor. Çin’de, işgücüne katılan milyonlarca genç nedeniyle, devlet, zor anlar yaşıyor. Milyonlarca yeni işçiye yeni işler bulmak gerekiyor. Daha fazla liseliye üniversite okutarak, devlet, üzerindeki iş sağlama baskısını ertelemiş oluyor ve böylece zaman kazanıyor. Dördüncüsü, aileler, çocukların giderleri için para harcayacağından, tutumyapısal (ekonomik) etkinliğin böylece canlanması umuluyor. Bu üniversiteli sayısını arttırma siyasasının dört olumsuz sonucundan sözediliyor: Birincisi, bu süreç, eşitsizliği daha da arttırıyor. Çin’in üst düzey üniversitelerinde taşralı ve köysoylu öğrenci oranı düşük. İkincisi, eğitimin niteliği düşüyor. Üçüncüsü, Çin üniversiteleri, bu yeni siyasalarla, üniversite mezunu bir işsiz ordusu yaratıyor. Dördüncüsü, üniversite hocalarının da niteliği düşüyor. Bu Çin resmi ile Türkiye resmi arasında 7 değil, 1 tane bile fark bulan olursa, “anlatılan, senin (de) hikayendir” sözümüzü geri alacağız.
Çin, bir yandan, dünya çapında üniversite kurma, üniversiteye giriş sınavı ve üniversiteli sayısının arttırılması gibi sorunlarla uğraşadursun; bir yandan da, yabancı üniversiteler ile Çin üniversitelerinin birlikte yürüttükleri ortak lisans ve yüksek lisans izlenceleri de mantar gibi bitmekte. 1995’te yalnızca iki tane olan ortak izlenceler, 2004’te 745’e kadar dayandı. Bu ortak izlencelerin yarısından çoğu, Avustralya ve ABD üniversiteleri ile Çin üniversitelerinin ortaklığında oluşturulmuş durumda. Bunların çoğu, ticaret ve işletme gibi alanlarda. Bilim alanlarında, o ölçüde ortaklık yok. Çin, bir ‘hal çaresi’ bulmalı.
Çin’de 1990’larla birlikte artan yaşam pahalılığı, yaşamın alsatçılaştırılması (ticarileştirilmesi) ve eğitim ve sağlık haklarının gaspedilmesi dolayısıyla, halk arasında yeni bir deyim türedi: “üç yeni dağ”. Bu üç yeni dağ, eğitim giderleri, sağlık giderleri ve kira idi. Bu yazıyı, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiiri, Grup Ekin’in bestesiyle bitirelim o zaman:
“Dağ yürümez bre oğul
Yürüyecek yine sensin.
Durmasana bre oğul
Durduracak yine sensin.”

İlgilisine Kaynak
Gezgin, U. B. (2009). The currents and trends in the Vietnamese education system within the international(ized) context: A comparative perspective. 3. Karşılaştırmalı Eğitim Konferansı, 16 Ekim 2009, Ho Çi Min Kenti, Vietnam. http://ciecer.org/joomla/index.php?option=com_content&task=view&id=223&Itemid=44
ULAŞ BAŞAR GEZGİN
ÖNCEKİ HABER

TEKEL işçisi genel grev diyor

SONRAKİ HABER

Game of Thrones'un yeni serisi 2020'de yayımlanacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa