27 Aralık 2009 00:00

Onurlu bir şehit olmak…

TEKEL işçilerinin Ankara’daki direnişi bir haftayı geride bıraktı. İşlerinden olmamak, işyerlerini kaybetmemek için, çocuklarının geleceğine sahip çıkmak için, onurlu bir yaşam için son çare Ankara’daydılar.

Paylaş

TEKEL işçilerinin Ankara’daki direnişi bir haftayı geride bıraktı. İşlerinden olmamak, işyerlerini kaybetmemek için, çocuklarının geleceğine sahip çıkmak için, onurlu bir yaşam için son çare Ankara’daydılar.
“Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak”
Patron bizi esir almış
Şu feleğin işine bak
Uyan uyan ey halkım
Şu hükümetin işine bak!
Adaletten, eşitlikten, kardeşlikten, demokrasiden, demokratik açılımdan dem vuranlar, TEKEL işçilerine tahammül edemediler. “Özgürlük ve demokrasi için” Irak’a giren Amerikan askerleri gibi “provokasyonu önlemek” amacıyla işçilere müdahalede bulundular. Hem de ne müdahale!...
“Ankara’nın copuna bak/biber gazının yaşına bak” diyerek coplarla, biber gazıyla, tazyikli sularla Ankara’nın aralık soğuğunda fütuhata çıktılar. Göl içindekilere bile su sıkarak… Resmi tarihimizde 1402 yılında, Timur ile Yıldırım arasında geçen “Ankara Meydan Savaşı”na taş çıkartırcasına. Altı yüzyıl önceki savaş, bugünkünden daha adildi, daha demokrattı. Karşılıklı silahlı güçler, hazırlıklarını yapmış; kılıçları, kalkanları, mızraklarıyla birbirine girmişler. Ya şimdiki savaş? Bir tarafta ekmekleri için yollara düşmüş, uykusuz kalmış, çocuklarından ayrılmış, silahsız, savunmasız TEKEL işçileri; bir tarafta ise panzerlerle, su tanklarıyla, coplarla, biber gazıyla donatılmış polis güçleri. Değil altı küsur yıl önceki Ankara savaşı, üç bin altı yüz yıl önceki savaşlar kadar ilkel ve adaletsiz. En küçük bir bahane ile bayrağa sarılıp meydanlara koşanları bayrak da koruyamadı. Uğruna can verdikleri bayrak da sudan, gazdan, coptan nasibini aldı. Derler ya “sermayenin dini, imanı, bayrağı yoktur.” İşçiler, bunu da iliklerine kadar hissettiler. Zulmün Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Arap’ı, Alevi’yi, Sünni’yi ayırmadığını da.
İşçilerden biri milletvekillerine seslenerek “Aldığınız on bin liranın üzerindeki maaşlarınızda, oturduğunuz koltukta, bindiğiniz son model arabada bizim alın terimiz olduğunu unutmayın.”
Bir başka işçi o hunharca saldırıdan sonra şöyle sesleniyordu: “Hakkımızı alana kadar eve dönmeyeceğiz. Çocuklarımın yanına işsiz güçsüz, aç ve sefil bir şerefsiz olarak dönmektense; onurlu bir şehit olarak dönmek istiyorum.”
İş sahibi olmak, ekmek sahibi olmak; sağlık güvencesine, can güvenliğine sahip olmak, her insanın en temel hakkıdır, onurudur. Hiçbir güç insanı bu haklarından alıkoyamaz, alıkoymamalıdır.
Onurlu bir şehit olmak, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak isteyenlerin mücadelesine destek olmak, yanlarında olmak, onur sahibi her insanın görevidir.
İsmail Gerçek
ÖNCEKİ HABER

Karikatürün Felsefesi üzerine!

SONRAKİ HABER

Asansör boşluğuna düşüp hayatını kaybeden işçi saatler sonra bulundu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa