27 Aralık 2009 05:00

KÜLT-ABLASI

HERKESİN kendine göre arızaları var. Benimki de çabuk sıkılmak. Aşkla sarıldığım herhangi bir şey rutine bindi mi heyecanım söner, kenarına seve isteye iliştirdiğim heves dört nala kaçar gider kilometrelerce uzağa. Her ne kadar kendimi biliyorsam da dizginini çekemedikten sonra neye yarar. Bildiğin fasit daire. Dön dolaş aynı yere.

Paylaş

HERKESİN kendine göre arızaları var. Benimki de çabuk sıkılmak. Aşkla sarıldığım herhangi bir şey rutine bindi mi heyecanım söner, kenarına seve isteye iliştirdiğim heves dört nala kaçar gider kilometrelerce uzağa. Her ne kadar kendimi biliyorsam da dizginini çekemedikten sonra neye yarar. Bildiğin fasit daire. Dön dolaş aynı yere.
Haftada bir tutan karın ağrımın, bir gelip bir giden, benden başka kimsenin kulak asmadığı ‘Ne saçma, her hafta yazılması şart mı sanki pazar yazısının, yedi günde bir niye pazar oluyor ki, başka gün mü yok’ hırının, konu mu var ne yazacağım şimdi plağının sebebi bu. Kahvede gevezelikte, sağda solda eli cebinde dolanırken dört çekirdekli çalışan aklım fikrim, iş başa düşüp masaya oturunca ıslanmış bujiye dönüyor. Marşa ne kadar basarsan bas. Faydasız. Çakar almaz. Hatta bir türlü çakamaz. Bir kere mecburiyet canımı sıkıyor. Belli aralıkla aynı şeyin yinelenmesi de. Elimdeki en iyi bahane aklıma bir şey gelmemesi mevzunun bir türlü kapımı çalmaması. Kadersizlik yani. Hiç kamyonla mesele var diye başlamayın. Bu dağınıklıkta ne var ne yok neyin altından ne çıkar kestirmek zor. En iyisi yığına dalıp gözü kapalı bir tanesini çekmek.
Gazetede okuyunca heyecanlandım önce ‘Vay be demek oluyormuş, olabiliyormuş’ dedim. “Ebru Akel ile Saruhan Hünel’in başrol oynadığı “Yeni Baştan” dizisinin çekimleri aksadı. Set ekibi, çalışma koşullarının ağır, ücretlerinse az olduğunu belirterek greve gitti. Sendikalı işçilerin iş bırakması üzerine”…
‘Bravo’yu yapıştırdım. Derin bir nefes alıp devam edecektim ki… Küçük bir ayrıntıyı atlamışım. Meğer olay Amerika’da geçiyormuş. Sendikalı set işçileri de Amerikalıymış. Konu bize epey yabancıymış anlayacağınız. İki satır aşağıdaki çözümse çok tanıdık. “Çekimlerin durmasıyla zor durumda kalan yapımcı, çözümü o ekibin işine son verip yeni bir ekiple anlaşmakta buldu.” ‘Gavur yaptı mı yapıyor’ diye hayıflanmadım nasılsa ‘Bir Türk dünyaya bedel’ işe el atarsa ‘kendim ettim kendim buldum’a bağlanır bu mesele de. ‘Türk’ün gücünü’ cümle alem görsün. Örgütlenmekmiş, hakmış, sendikaymış öyle herkese sökmez. Her ne kadar haber sonradan yapımcı Abdullah Oğuz tarafından yalanlandıysa da işin yavaş yürüdüğüne ekibin sekiz saat çalışıp paydos ettiğine dair kulağıma çalınan yakınmalardan olacak ben ilk habere inandım. Neyse tasası bize düşmez zaten. Grevi de yapan da işten atılan da gavur.
Biz kendimize bakalım. Şikayetin arkasına bir de dilekçe ekliyorum bu hafta.
“Yaklaşık 35 yıldır tiyatro ve sinema oyunculuğu yapan Sinema Emekçileri Sendikası (SİNE-SEN) Üyesi Ali Rıza Soydan ülkesinde sanatçı olarak yaşadığı sıkıntılara tepki göstererek Afrika’ya sürgün edilmesi talebiyle Başbakanlığa bir dilekçe yazdı. 8 Aralık 2009 tarihinde Başbakanlık Halkla ilişkiler Daire Başkanlığı’na “Başbakanlık Yüksek Makamına” başlığıyla yazdığı dilekçesinde Soydan ‘35 yıldır tiyatro ve sinema sanatına emek vermiş bir vatandaş olarak bütün bu sürede kendi ülkemde mülteci gibi yaşamak zorunda bırakıldım’ dedi.”
Sektörde hak arama mücadelesi sürüyor. Özgürce sözünü söylemek şöyle dursun, daha çok reklam kuşağı için lastik gibi uzayan sürelere, esneyip duran insanlık dışı çalışma saatlerine, bunlara eklenen abuk subuk bir kaza işte açıklamasına sığmış ölümlere, sosyal güvence de neymiş tavrına, emeğinin karşılığını alabilmenin belirsizliğine rağmen. “Devlet sanatı ve sanatçıyı korur” ya da “Devlet sanatın ve sanatçının gelişmesinin önündeki ekonomik-sosyal ve siyasal engelleri kaldırmakla mükelleftir” maddelerine dayanarak. Soydan’ın çıkış noktası da bu. Anayasal hakkımı madem bu diyarda alamıyorum ben de şansımı bir Afrika ülkesinde denerim.
Dilekçe hâlâ bürokrasinin çarkında. Oradan oraya dönüp duruyor. Yolu epey uzun, epey dolambaçlı. Başbakanlık’tan, Kültür Bakanlığı’na oradan Güzel Sanatlar Daire Başkanlığı’na bir de Devlet Tiyatroları’na gitmiş önce. İlgili kurumlarla pek ilgisi bulunamadığından Kültür Bakanlığına dönmüş gerisin geri. Bakanlık da kendisiyle de alaka kuramayıp Başbakanlığa postalamış. Kağıtta durduğu gibi durmuyor olsa gerek Başbanlık bu kez İçişleri Bakanlığı’yla yeni bir havale turuna başlamış. Dilekçeye bir yanıt gelmemiş henüz. Dilekçe bürokrasi çemberini aşar mı, dolap beygiri gibi takılıp kalır mı, macera burada mı Afrika’da mı biter bilinmez. Gözünüz sektörde olsun. Bu sefer hak arama macerası için. Mutlu sonları hep Amerikan filmlerine bırakacak değiliz ya.
ayşebengi
ÖNCEKİ HABER

KADINLAR BARIŞ NOKTASI’NDA

SONRAKİ HABER

Cannes Film Festivali'nde ödüller sahiplerini buldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa