GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Bir kare fotoğraf deyip geçmeyin. Okumasını bilene tek karesi bile çok şey anlatır fotoğrafların. Başkalarının acısı ile yüzleştirir...


    Bir kare fotoğraf deyip geçmeyin. Okumasını bilene tek karesi bile çok şey anlatır fotoğrafların. Başkalarının acısı ile yüzleştirir, savaşın dehşetini duyumsatır, insanın insana kıyıcılığını kazır beynimize. Aushwitz’de, Guernica’da, Hiroşima’da, Vietnam’da, Irak’ta, Filistin’de yaşanan insanlık ayıplarını bugün de anımsamamıza, belleğimizde canlı tutmamıza yardımcı olan fotoğraf karelerini unutabilmek olası mı?
    Geçtiğimiz hafta sonundan bu yana gazetelerin sayfalarında sıklıkla yüz yüze gelinen bir fotoğraf, böylesi düşüncelere götürdü beni. Diyarbakır’da savcılıktaki sorgu sıralarını bekleyen bilekleri plastik kelepçe ile bağlı yurttaş fotoğrafları... Belki de yanlış söylüyorum, tam tersine, onları yurttaş saymak istemeyen bir zihniyetin insanları aşağılamaya yönelik hayata geçirdiği bir uygulama... İçlerinde halkın kendi iradesiyle seçtiği belediye başkanları, yöneticileri var. Kimin umurunda?.. Fotoğrafları basına polisin dağıttığı söyleniyor. Bu gerçekse daha da vahim. Demek ki devletin gücünü bu tür fotoğraflarla kamuoyuna kanıtlamak isteyenler var. 12 Eylül’ün izleri toplumdan silinemiyor hiç. Ne yazık... O fotoğraf karesinin kuşaktan kuşağa belleklerde kalacağını, ülke barışına da katkı değil zarar getireceğini göremeyenlerin aymazlığı sürüyor, sürecek anlaşılan. Medyada bu olaya duyarlılık gösterenlerden biriydi Cengiz Çandar. Pazar günkü yazısında, bu fotoğrafı gördükten sonra bir şeyler yazabilmenin anlamsızlığından söz ediyor ve yazısını Ahmet Arif’in dizeleri ile sonluyordu. Haklıydı. Hukukun üstünlüğünün, düşünceyi ifade özgürlüğünün, insan haklarının, farklılıklara saygının olmadığı bir demokrasi rejimi öneriyorlar bize. Derini ile olmayanı ile hep devletin egemen olacağı bir rejim... Barışı yok sayıyorlar. Savaşmayı ise olağan... Dökülen kanlardan hiç mi hiç pay üstlenmiyorlar...
    Yeni yıl insanlık için umut tazelenmesidir bir bakıma. Geçmişi ile de yüzleşmek. Bunu keşke ülkeyi yönetme savındaki devlet erkleri de yapabilse. Siyasi partiler gerçek bir demokrasi için yeni bir anayasa yapma üzerinde uzlaşabilme becerisini gösterebilseler. Ve keşke iktidar, yalnız sermayenin değil tüm ülke emekçilerinin sorunlarını yüreğinde duyabilse...
    Yazımı Ahmet Arif’ten seçtiğim dizelerle sonlarken, Evrensel okurlarının yeni yılını kutluyor; sağlık, barış ve kardeşlik duygularıyla örülü bir yıl diliyorum:
    .......................
    Gün ola, devran döne, umut yetişe...
    Dağlarının, dağlarının ardında,
    Değil öyle yoksulluklar, hasretler,
    Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır,
    Bir tek zeytin dalı bile...
    Sıkıysa yağmasın yağmur,
    Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ,
    Bu yürek ne güne vurur...
    Kaçar damarlarından karanlık,
    Kaçar, bir daha dönemez,
    Sunar koynunda yatandan,
    Hem de mutlukla sunar
    Beynimizin ışığında yeraltı...
    Her mevsim daha genç, daha verimli,
    Sunar pırıl pırıl sebil,
    Ömrünün en güzel aşk hasadını...
    Elimizin hünerinde yeryüzü,
    Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar...
    Bire on, bire yüzle akşama gebe
    Şafakla doğan işgücü...
    Yalanım yok sözüm erkek sözüdür.
    Ol kitapta böylece yazılıdır,
    Ol sevda, böyledir çünkü...
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net