29 Aralık 2009 00:00

SAĞLICAK

Hükümet 2009’da çok iş yapıp çok yol kat etmeyi planlıyordu, beklediği gibi olmadı…

Paylaş

Hükümet 2009’da çok iş yapıp çok yol kat etmeyi planlıyordu, beklediği gibi olmadı… Kürt sorununun çözümü için yükselen barış ve demokrasi hareketi hükümeti köşeye sıkıştırıp ona “açılım” yolları aratırken toplumun her kesimi gündemin sıcaklığını hisseder oldu.
Emek sömürüsünün doruğa ulaştığı ekonomik kriz döneminde kapitalist sistem daha da azgınlaşarak sömürüyü militarizmle buluşturdu. Kent AŞ işçilerinin İzmir-Ankara parkurunda kararlı yürüyüşleri ve TEKEL işçilerinin Ankara meydan muharebesi iktidara emek adına başkaldırının en son örnekleri oldu. Kamu çalışanlarının 25 Kasım’da tarih yazarak gerçekleştirdiği genel grev bir diğer anlamlı örnek oldu.
Neoliberal politikaları uygulama adına IMF-DB direktiflerini her ne pahasına olursa olsun yerine getirmeyi görev kabul eden siyasi iktidar 2009’da hedeflerine ulaşıp AKP hükümetine de misyonunu tamamlatacaktı. Olmadı!...
Yerel seçimlerde hükümete uyarı çeken toplumsal muhalefet yıl bitmeden patlama noktasına gelerek hayatın her alanında “artık yeter” dedi.
KATILIM PAYI ÇİLEDEN ÇIKARTTI
2009 da muayene ve ilaçta alınan “Katılım Payı” vatandaşı çileden çıkarttı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 1 Ekim 2008’de birinci basamak resmi sağlık kuruluşları ile aile hekimliği muayeneleri hariç diğer sağlık kurumlarında 3–10 TL katılım payı alınmasına karar verdi. Özel hastane sahiplerinin açtığı dava sonucu uygulama iptal edildi.
18 Eylül 2009 de yeniden başlatılan uygulama ile muayene ve tedavilerde katılım payı ücreti tüm sağlık kuruluşlarında alınmaya başlandı. Daha önce parasız olan sağlık ocağı ve aile hekimliği hizmetleri paralı oldu. Sağlıkla birinci basamak ya da aile hekimliğinde temas etmek 2 TL’den başlıyor, sonra sırasıyla gidiyor; ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumlarında 8 TL, özel sağlık kurumlarında 15 TL… Şimdilik!..
Özel hastaneler yüzde 30’luk hasta katkı payını az buldu, hükümet yüzde 70 yaptı. Yakın gelecekte yatan hastalar ameliyat, tetkik gibi işlemlerde de katılım payı ödeyecek.
SAHİPSİZ ÇOCUKLARDAN BİLE ALINIYOR
18 yaş altı ‘sahipsiz’ çocuklardan ve yeşil kartlılardan katılım payı alınıyor.
SSGSS, acil haller dışında aile hekiminden sevk almaksızın ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarına başvuru yapılamayacağını hükme başladı. “Sevk sistemi” uygulamasının 1 Ocak 2009 tarihinde başlaması ve 1 Ekim 2009’a kadar tamamlanması öngörülüyordu. Yasa’ya rağmen aile hekimliği siteminin olmazsa olmazı “sevk sistemi” geçişinde Sağlık Bakanlığı vitesi geriye attı. SGK 4 ilde dahi işin içinden çıkamazken; uygulamayı önce 1 Temmuz 2009 tarihine kadar sonra süresiz erteledi.
Sağlık çalışanlarının tümünü sözleşmeli hale getirmeyi hedefleyen “Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” TBMM de bekliyor. “Tam Gün” yasasının çıkartılmasıyla paralel “sevk sistemi” uygulanacak ve kamu sağlık kuruluşlarında hasta sayısı dramatik şekilde düşerken gelirleri de azalacak. Sözleşmeli personelin ücretlerini ödemekte zorlanan sağlık kuruluşları personel sayılarını azaltacak.
İLACA ULAŞMAK ZORLAŞTI
İlaç sorunu karmaşıklaşıyor ve ilaca ulaşmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Eczacılar da zor durumdalar. Hastaya reçetede yazılan ilaç yerine “en ucuz eşdeğer ilaç” dayatılıyor, bazen “en ucuz eşdeğer ilaç” piyasada hiç bulunmuyor bu nedenle zorunlu olarak fark ödemesi isteniyor, ucuz ilaçların sayısı arttıkça eşdeğer ilaç ücret farkları yükseliyor, reçeteye girmeyen ilaçların sayısı artıyor, ilaçlı tetkiklerde kullanılan ilacın parasını artık hasta ödüyor.
SGK kronik hastalıklara düzenlenen sağlık raporu ile verilen ilaçların pratisyenler ve aile hekimlerinin yazmasını engelledi. Raporlu hastanın birçok ilacı uzman tarafından yazılabilecek. Hasta raporlu ilacını yazdırabilmek için uzman bulunduran ikinci-üçüncü sağlık kuruluşuna başvuracak; bedel olarak 2 TL yerine 8-15 TL arasında ücret ödeyecek.
Hükümet “eczane zincirleri” ya da “ilaç marketleri” yasa tasarısı ile eczacıları büyük sermayeye yem etmeye çalışıyor. Bir tarafta eczacıları SGK’ya “tahsildar” yaparak vatandaşla karşı karşıya getirenler; diğer taraftan “ilaçta indirim” adı altında yok etme planları uyguluyor.
SALGINLAR VE EYLEMLER
Sağlık Bakanlığının izlediği politikalar sonucu; kuş gribi, Kırım Kongo kanamalı ateşi gibi salgın hastalıklardan sonra 2009 da pandemik H1N1 (domuz gribi) ülkenin gündemine oturdu. Koruyucu önlemleri sadece aşı olarak algılayan, aşı uygulamasında da Başbakan engeline takılıp başarılı olamayan Sağlık Bakanlığı bilim çevrelerinin ve meslek örgütlerinin desteğine rağmen salgının önüne geçemedi.
Kamu çalışanları “Toplu iş sözleşmesi ve grev hakkı” talebiyle 25 Kasım’da genel grev yaptı. Sağlık sektöründe “İnsanca yaşama ve çalışma hakkı” talebiyle hizmet durdu. Büyük sermayenin tehditlerine karşı 4 Aralık’ta eczacılar kepenk kapattı.


İŞ GÜVENLİĞİ PİYASAYA EMANET
Çalışma Bakanlığı tarafından 15 Ağustos’ta “İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimleri ile Ortak Sağlık ve Güvenlik Birimleri Hakkında Yönetmelik” 9 Aralık’ta da “Yönetmeliğin Uygulama Tebliği” çıkartıldı. Yapılan düzenlemelere göre işyerlerinde İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi açma ve işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı istihdam etme zorunluluğu bulunmuyor. Yani tüm işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri taşeron aracılığıyla piyasa koşullarında verilebilecek.
Bugüne kadar Türk Tabipleri Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği tarafından yapılan “İşyeri Hekimi” ve “İş Güvenliği Uzmanı” eğitimleri Çalışma Bakanlığı tarafından piyasaya açıldı. Özel şirketler hekim ve mühendis eğitecek(!)…
Çalışma Bakanlığı iş kazaları ve meslek hastalıklarını önleme adına asli görevi olan denetimi yapmamış, yaptıysa da gereğini yerine getirmemiş… Bakanlık alanda olması gereken iş müfettişleriyle üzerine vazife olmayan eğitim işleriyle uğraşıyor…


MEMURLARDAN PRİM KESİLECEK
SSGSS ilk çıktığında (2006) GSS kapsamında olan kamu çalışanlarının Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı nedeniyle kapsamdan çıkartılması bekleniyordu. Yasa yeniden düzenlendiğinde (2008) beklentiler gerçekleşmedi. Devam eden mahkeme sürecine rağmen SGK Tebliği (18 Aralık 2009) ile kamu çalışanları GSS kapsamına alındı.
Kamu çalışanlarından 15 Ocak 2010 tarihinde başlamak üzere yüzde 12 GSS primi kesilecek. Kısa vadeli sigorta kollarından hastalık, analık, iş kazası ve meslek hastalıklarının finansmanı GSS tarafından karşılanıyor. Hastalık ve analık sigortası primi çalışan ve işveren tarafından ödenirken, iş kazası ve meslek hastalıklarının yüzde 1-6.5 arasındaki primi işveren tarafından ödeniyor. Kamu çalışanlarının işvereni yani devletin ödemesi gereken söz konusu prim yasadan çıkartıldı. Yasa koyucunun ‘şark kurnazlığı’ kamu çalışanlarının iş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili tazmin hakkından yararlanmasını engelleyecek.


GSS’DE HESAP TUTMADI
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSS) 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girdi ve 2009 sistemin oturacağı yıl olarak belirlendi. 1 Ocak 2010 tarihi birçok uygulama için son tarih olarak belirlendi. Ancak hesap tutmadı; sosyal güvenlik sistemlerinin birleştirilmesi dahi tam olarak sağlanamadı. Anayasa Mahkemesi davayı 2009’da karara bağlayamadı.
Yasa çıkarken “Tüm vatandaşların; sağlık güvencesi kapsamına alınması, sağlık hizmetlerinden eşit şekilde yararlandırılması, koruyucu sağlık hizmetlerinin kapsama alınması, 18 yaş altı çocukların prim ödenmiş olmasına bakılmaksızın sağlık hizmetlerinden yararlandırılmaları vb…” öngörülmüştü. Uzun vadeli sigorta kollarının etkileri henüz gözlenemedi. Ancak Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile sistem tümden değişti. Ancak vaatler yerine getirilmediği gibi daha da beteri oldu…
GSS’nin olmazsa olmazı 2004 yılından buyana bir türlü ayakları yere basamayan “Aile Hekimliği” sistemi “pilot” uygulama şeklinde sürdürülüyor. 2010 yılında tüm illerde aile hekimliğine geçmeyi hedefleyen Sağlık Bakanlığı ülkenin yarısını dahi kapsama alamadı; 2009’da ancak 3 ilde, beşinci yılda toplam 34 ilde ‘pilot’ uygulamaya geçilebildi.
Hastaneleri birleştirerek “Sağlık İşletmeleri” haline getirecek ve personeli sözleşmeli statüde istihdam edecek “Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı” TBMM’de bekliyor. Hükümet; “Kamu Hastane Birlikleri Uygulaması” ile sağlığı meta haline getirerek kamu hastanelerini özerkleşme adı altında yerel eşrafa devretmeye ya da özelleştirerek serbest piyasa koşularına terk etmeye hazırlanırken bu amacına 2009 yılında da ulaşamadı.


İŞ CİNAYETLERİ ARTARAK SÜRDÜ
Arkası gelmeyen iş cinayetleri; Silikozis nedeniyle ölümler… Tersaneler… Madenlerde göçükler… Yangınlar, seller… Toplumun her kesimlerinden “İş cinayetleri durdurulsun” açıklaması geliyor.
Çok hızlı gelişen, tedavisi olmayan, sadece koruyucu hizmetlerle önlenebilen ve ölümle sonlanan bir meslek hastalığı olan silikozis ölümleri 2009’da gündemde yerini korudu. Çok sayıda genç işçi sosyal güvenlikten yoksun, çaresizlik ve yoksulluk içerisinde ölümü bekliyor. Sağlık Bakanlığı “kot kumlama” vahşeti nedeniyle “Kot giysi ve kumaşlara uygulanan püskürtme işleminde kumlama” işlemini yasakladı. Endüstride kumlama ile püskürtme yapılan diğer sektörlerden söz edilmedi… Çalışma Bakanlığı meslek hastalığı gerçeğini kabul etti; açıklamaya göre meslek hastalığı ‘tespit’ edilen sigortalı iş göremezlik geliri ve sağlık yardımı alabilecek. Ancak henüz ‘tespit’ yok!...
Tuzla tersaneleri kabusu devam ediyor… Tersaneler işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarına bağlı yaşanan ölümlerle 2009 yılında gündemde kaldı. Tersaneler Çalışma Bakanı Faruk Çelik için tam bir kabus olmuştu. Bakan Çelik gitti, yerini Ömer Dinçer’e bıraktı. Ne değişti? Hükümetler değişse ne değişiyor, ne değişebilir? Kapitalizm kurallarıyla “hızla büyüyoruz” ve doğal (!) olarak da ölümler yaşanıyor. Tersanelerde artı değer ya da kâr işçinin ölümü pahasına işçinin sağlığından çalınarak elde ediliyor.
Bursa’da 10 Aralık’ta özel sektöre ait bir yeraltı kömür işletmesinde grizu patlaması sonucu 19 maden işçisi göçük altında kalarak yaşamını yitirdi. Maden Mühendisleri Odası patlamadan önlemleri almayan Çalışma Bakanlığı’nı sorumlu tuttu: “Ülkemizde; yüksek risk taşıyan, kuralsız ve denetimsiz, tamamen ilkel koşullarda çalışan, her an kaza olma olasılığı mevcut pek çok maden işletmesi bulunuyor” açıklaması yeni tehlikelere işaret ediyor.
CELAL EMİROĞLU
ÖNCEKİ HABER

Batıkentli kadınlardan örnek dayanışma

SONRAKİ HABER

Yunanistan'da 4.3 şiddetinde deprem

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa