BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’ndaki aramaların üçüncüsü de dün yapıldı.


    Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’ndaki aramaların üçüncüsü de dün yapıldı.
    Yani dün Çankaya’da, Genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar MGK’da bir araya gelirken, yargıçlar ve savcılar ise Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın “sırlar odasında”ydı!
    Basın bu “sırlarla dolu” odaya ya da odalara, son yıllarda esrarengizlik ve erişimsizlik duygusu uyandıran bir “ad” da takmış; “kozmik kasa” demişti. Yani bir bilgi “kozmik kasada”ysa, artık o; “devlet” denilen, en az “kozmik kasa” kadar gizemli gücün “sırrı” olarak markalanır, artık faniler o bilgiye ebediyen ulaşamazlardı.
    Şimdi basın ve siyaset dünyasının “devlet terbiyesi” almış “sır uzmanları”, “Bu kasalarda araştırma yapan yargıcın, bu sırları mezara götürmeyebileceği”, dolayısıyla “devlet sırrı”nın da ortalığa döküleceği kaygısı içindeler!
    Bu kaygıyı duyan zevat, “Evet, yargıçlar ve savcılar devlet sırlarını görebilirler” dedikten sonra “Ama” diye ekliyor: “Bu sırlar yarın ucundan kıyısından gazetelere düşmeye başlarsa, memleketin hali, devletin namusu nice olur?”
    Hani bu kaygıların sahiplerine bakınca, eskiden firavun mezarlarını yapan ustalara yapıldığı gibi (Firavun mezarını yapan mimarlar ve köleler, mezarın soyulmasını ve firavunun kutsal cesedine ulaşılmasını önlemek için firavunla birlikte o mezara gömülüyordu), “Sırları gören yargıç kozmik kasaya kilitlensin” demelerini bekliyor insan!
    Bu kaygılara bakınca, bu sırların “devletin suçları” anlamında kullanıldığı görülmektedir. Ama bunların, basit suçlar da olmayıp; “devleti korumak için”, insanlığa ve halka karşı işlenmiş, iğrenç, duyulursa toplumda infial uyandıracak cinsten suçlar olduğu anlaşılıyor.(*) Ortaya çıkmasından endişe ettikleri de budur. Örneğin 6-7 Eylül olayları; Maraş, Çorum, Sivas katliamları, komünizme karşı mücadele adı altında yürütülen kampanyaların nasıl ve hangi amaçla yürütüldüğü, Kürtlere karşı girilen savaşta savaş suçu olacak uygulamalar, 1970’lerin sağ-sol çatışmasında devletin oynadığı kışkırtıcı rol, kontrgerilla eylemleri…pek çok örtülü operasyonun belgeleridir, ortaya çıkmasından korkulan!
    Burada da; “Üçüncü kez aranan ‘odalar’a ‘sırlar odası’ mı, yoksa ‘suçlar odası’ mı demek daha doğrudur” sorusu gündeme gelmektedir.
    Bunlar sır olmaktan çıkarılmadan, demokratikleşmenin mümkün olmayacağı da apaçıktır. Ama “devletin bekası” adına bütün bu suçlar saklanırken, bir yandan “Demokratikleşme olmalıdır” demek, eğer kasıtlı bir söylem değilse aşırı saflıktır, cehalettir!
    “Arınç’a bir suikast hazırlığı var mıydı, yok muydu” sorusu artık tali bir sorudur ve dün sorunun bu yanına bu köşede değinildi.
    Bugün daha önemli olan “kozmik oda”daki sırların, “devletin suçları”nın açıklanmasıdır. Bu aynı zamanda, Türkiye’nin demokratikleşmesinin bir sorunudur ve kendi geçmişiyle hesaplaşmazsa, devletin demokratik bir karakter kazanması da olanaklı değildir.
    Türkiye’nin demokratlarının, ilerici güçlerinin “Ankara’daki toz duman”ın altında kaybolmamalarının, halkın bu toz dumanın arkasındaki gerçekleri anlamasının yolu da, önemli bir yanıyla bu sırların açıklanmasından geçmektedir.
    Ve şu bir gerçek ki, sırlar demokratiklikle adeta ters orantılıdır. Bir devletin halktan gizlediği sırları varsa, demokratikliği tartışılırdır. Devletin sırları ne kadar çoksa demokratikliği de o ölçüde azdır.
    Bu yüzden de; demokrasi için, Türkiye’nin demokratikleşmesi için “devletin sırları” açıklansın, halk gerçekleri öğrensin, diyoruz!

    (*) Sırların açığa çıkmasından korkanlara sorsanız, “Yok canım, düşmanların Türkiye’nin sırlarını öğrenmesinden endişe ediyoruz” diyeceklerdir. Ama günümüzde bu türden savunma ve öteki güvenlikle ilgili olarak bir sır yoktur dünyada. En gizli sırları, ABD başta olmak üzere devletler zaten bilmektedir. Burada korkulan; halkın, “devleti korumak” adına ne herzeler yendiğini bilmesi, devletin içyüzünü görmesidir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net