GÜNCEL

GÜNCEL

  • CHP Genel Başkanı Deniz Baykal daha önce Ergenekon davası sanıklarının avukatı olduğunu ilan etmişti.


    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal daha önce Ergenekon davası sanıklarının avukatı olduğunu ilan etmişti. Bu kez daha ileri gidiyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast soruşturması ile ilgili söylediği sözler, avukatlıktan öte bir tarafgirliği gösteriyor.
    Pazartesi günkü Hürriyet gazetesinin yayınladığı habere göre (ki bu haberin star TV de Uğur Dündar’ın programında yapılan röportajdan alındığı ve röportajın tamamının Dündar’ın programında yayınlanacağı belirtiliyor) Deniz Baykal, “Hükümet ile Türk silahlı Kuvvetleri arasındaki güvensizlik ortamını değerlendirmek isteyenler olabileceği uyarısında bulunmuş” ve “Ne diyor, Özel Kuvvetler’e haber verip sizin aradığınız muhbir şimdi Arınç’la bir araya geldi, ona bilgi veriyor diyorlar. Buluşup Arınç’ın adresini veriyorlar. Sonra da Arınç’a suikast yapacaklar diye emniyete ihbar ediyorlar. Olabilir, siz eğer bir güvensizlik ortamı yaratırsanız, bu iki kurumu birbirine düşürmek isteyenler her türlü fitne fesadı araya sokabilir” demiş. Yani, bir komplo iddiasında bulunuyor. Birileri, kim olduğu meçhul (çünkü, meçhul olmasa böyle bir komplo nedeniyle mutlaka ondan hesap sorulur) Seferberlik Tetkik Kurulu’unda görevli albay ve binbaşıya telefon ediyor, diyor ki; sizin aradığınız subay şu anda Arınç’la görüşüyor, Arınç’ın da adresini veriyor, albay ile binbaşı apar topar Arınç’ın adresine gidiyor, orada suikast iddiası ile yakalanıyor. Bu iddiaya çocuklar inanır mı acaba? O albay ve binbaşı bu ihbarcı bizi nereden tanıyor, telefonumuzu nereden biliyor, bir subayı takip ettiğimizi nereden biliyor, neden o subayı takip edip bize ihbar ediyor vb. onlarca soruyu düşünemez mi? Farz edelim, bu subaylar Baykal kadar “saf” ve böyle bir ihbara kanıp olay yerine gittiler, bir komplonun içine düştüler; bu durumda gerçek hemen ortaya çıkmaz mı? İki subay Arınç’ın evinin civarında görüldü diye mi bütün bu soruşturma? Onca savcı, hakim, polis, iki subay Arınç’ın evinin çevresinde görüldü diye mi Seferberlik Tetkik Kurulu merkezine girmek istiyor? Günlerce süren inceleme yapıyor?.. Üçüncü kez aramaya başvuruyor?.. Baykal avukatlık da yaptı. Böyle bir şey olamayacağını bilmiyor mu? Bırakın iki subay hakkında, bu kadar delille sıradan bir vatandaş hakkında dahi hiçbir savcı soruşturma yapamaz, evini arayamaz.
    Elbette, Baykal bütün bunları biliyor. Söylediğine kendi de inanmıyor. Pek kısa bir süre sonra basına sızacak delillerle olayın Baykal’ın anlattığı gibi olmadığının ortaya çıkacağını da biliyor. Ama bütün bunları bile bile böyle bir iddia ile kamuoyunun karşısına çıkmayı siyaseten doğru buluyor.
    Baykal’ın artık seçmenin, vatandaşın, kamuoyunun gözünde sözüne inanılmaz biri imajı doğmasından korkusu yok. Siyasi geleceğini seçmen oyuna, vatandaşın tercihine endekslemekten vazgeçmiş. Böylesi çocuk masalları ile dahi olsa, tarafını ilan ediyor. Tarafını belirlemiş. Bu tarafın kazanması için her şey mubah. Baykal, ne olursa olsun, ana muhalefet partisi başkanı ve yöneticilerini Ergenekon davasına dahil edemeyeceklerini (böyle bir şey yapıldığında diktatörlüğe gidiliyor diye 27 Mayıs benzeri bir darbe olasılığını hesaplıyor belki) biliyor ve bu durumundan aldığı cesaretle, birilerinin avukatlığı ve sözcülüğünü yapmakta sakınca görmüyor.
    Oysa, demokratikleşme için Özel Harp, Seferberlik Tetkik Kurulu, Ergenekon vb. örgütlerin dağıtılması, bütün yasadışı eylem ve fiillerinin cezalandırılması, arşivlerinin halkın bilgisine sunulması gereklidir. Bunları yapmadan hiçbir cunta sonrası demokratik iktidar dünya üzerinde kurulmamıştır.
    KAMİL TEKİN SÜREK
    www.evrensel.net