Güvenlik kaygısı özgürlüğü tehdit ediyor

Güvenlik kaygısı özgürlüğü tehdit ediyor

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Şubesi çalışanlarından Klinik Psikolog Dr. Türkcan Baykal, güvenlik eksenli zihniyetin suçla mücadelede temel belirleyen olduğunu söyledi.


Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Şubesi çalışanlarından Klinik Psikolog Dr. Türkcan Baykal, güvenlik eksenli zihniyetin suçla mücadelede temel belirleyen olduğunu söyledi.
Baykal, eğitimsizlik, yokluk ve yoksulluk gibi nedenlerin doğrudan ürünü olan hırsızlık, kapkaç gibi suçların bile devlet güvenliği aleyhine girişilmiş eylemler olarak algılandığını belirtti. Baykal’a göre “Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda (PVSK) değişiklikler böylesi bir anlayışın ürünü olarak yapıldığından toplumun güvenliği de tümüyle kolluk kuvvetlerinin takdirine ve bizzat kendi deneyimleriyle oluşturdukları tehdit algısına terk edilmiş durumda. Bu ise, hukuksal bir araç yoluyla hukukun askıya alınmasından başka bir şey değil.”
“Gündelik Hayatın Travmaları” üst başlığıyla bu yıl 6’ncısı gerçekleştirilen Uluslararası Ruhsal Travma Toplantıları’nda “Buzdağı’nın Görünen Yüzünden Yansımalar” başlığıyla bir sunum yapan Dr. Türkcan Baykal’ın açıkladığı veriler, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda (PVSK) yapılan değişikliklerin ardından nasıl bir tablo yaşandığını ortaya koyuyor.
Haziran 2007’de kabul edilen değişiklikler, henüz Meclis’e gelmeden hukukçulardan, insan hakları savunucularından, kitle örgütlerinden yoğun tepki almıştı. Değişiklik için ortaya konan genel gerekçede “Demokratik bir yapıda kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği dengesinin sağlanması”na vurgu yapılıyordu. Ancak görüldü ki baskın olan özgürlük değil, güvenlik kaygısı.
BAŞVURULAR İKİ KATINA ÇIKTI
Kanun’da yapılan değişikliklerden önceki ve sonraki iki yıl içerisinde TİHV İzmir Temsilciliği’ne başvuranların değerlendirildiği çalışmada ortaya çıkan sonuçlar şöyle:
*Değişikliğin kabul edildiği Haziran 2007’den Kasım 2009’a kadar 47 ilde, 1897 kişi çeşitli hak ihlallerine maruz kaldı. Aynı dönem içerisinde kolluk kuvvetlerinin, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesi ile ateş açması, gösterilere müdahale ve ev baskınları sırasında silah kullanması ya da gözaltı mekanlarında maruz kaldıkları uygulamalar sonucunda toplam 68 kişi yaşamını yitirdi.
*Değişiklikten önce işkence ve kötü muamele nedeniyle TİHV İzmir Şubesi’ne başvuranların sayısı 66 iken, değişikliğin ardından bu sayı 110’a çıktı.
*Başvuran kişilerin iç organları ve kemik yapısında meydana gelen hasarlarda da belirgin bir artış olduğu gözlendi. Mağdurların çoğunda kesici/delici cisim yaralanmaları ve kurşun yaralanması yok. Ağırlıklı olarak tekme, tokat, yumruk, sert cisimlerle vurma sonucu oluşan hasarlar söz konusu.
(İstanbul/EVRENSEL)

DEVLET NE YAPIYOR?
TÜRKCAN Baykal devletin bu konudaki temel politikasının işkenceyi inkar, silikleştirme, meşrulaştırma, mağduru suçlama, sorumluluğun bireylere yüklenmesi, yetkililerin ve sistemin sorumluluğunun göz ardı edilmesi olduğunu söylüyor.
“İşkence ve kötü muamelede hedef, yalnızca szuçlu olarak görülen kişi değil” diyen Baykal, işkencenin hedefini ise şöyle açıklıyor: “İşkencenin hedefi toplumun sindirilmesi, terörize edilmesi, korku ve kaygı atmosferinin yaratılması ve iktidar ilişkilerinin zihinlerdeki egemenliğinin kurulması.”
AKP’nin “işkenceye sıfır tolerans” söyleminin de anlamı olmadığını söyleyen Baykal, “O dönemler geride kaldı, münferit olayları büyütmeyin” iddiasının toplumsal hafızayı yok etmeyi amaçladığını vurguluyor.
Mağdurun suçlu hale getirilmesi toplumsal olarak derin sorunlara yol açıyor. İşkenceciler, “Eğer bize istediklerimizi anlatsaydın bunları yaşamayacaktın, senin yüzünden arkadaşın da acı çekiyor, senin yüzünden eşini de buraya getirmek zorunda kalıyoruz” ifadeleriyle, mağdurun suçluluk duygusunu maniple etmeye çalışıyor. Mağdurun ailesinin de derin travmalarla karşı karşıya getirilmesi sorunun bir başka yönü. Türkcan Baykal, gözaltı ve cezaevlerinde karşılaşılan “Oğlunu/kızını nasıl yetiştirmişsin”, “Çocuğuna iyi anne baba olsaydın bunlar başına gelmezdi” ifadelerinin, “İşkenceciyi destekleyen sistemin, suçun asıl failini silikleştirmeye yönelik bir uygulaması” olduğunu söylüyor.

Sokak ortasında arama işkencesi!

İZMİR’in Bornova ilçesine bağlı Doğanlar Mahallesi’nde polis, bir genci, kelimenin tam anlamıyla ‘donuna kadar’ aradı. Önceki gün öğle saatlerinde Kürt bir kadın ile oğlu olduğu sanılan bir genç, evlerine doğru yürürken devriye ekiplerince durduruldu ve görgü tanıklarının ifadelerine göre darp ve zor kullanılarak ekip aracına bindirilmek istendi.
PANTOLON VE AYAKKABIYI ÇIKARTTILAR
Araca binmeyen gencin, bu sefer keyfi bir biçimde üzeri arandı. Genci sözün tam anlamıyla ‘donuna kadar’ arayan polis, gencin pantolonu ve ayakkabısını da sokak ortasında çıkarttı.
Çevredekilerin şaşkın bakışları arasında ite kaka aranan genç, annesi sanılan kadının korkulu bakışları karşısında bu uygulamaya maruz kaldı. Olay esnasında araca bindiremedikleri gence, polislerin şunları söylediği duyuldu: “Donuna kadar çıkar, bakacağım. Senden bunu istiyorum.” Kahvelerin arasında yaşanan bu olayın ardından çocuğun, eline bir kağıt tutuşturularak, “Bunun hesabını senden soracağım” tehdidi ile serbest bırakıldığı öğrenildi.
(İzmir/EVRENSEL)

BU DA İÇKİ CİNAYETİ
BURSA’da, geçen pazar günü öldürülen Levent Limon’un katil zanlıları yakalandı. Cinayetin içki içip içmeme tartışmasının küfürleşmeye dönüşmesi sonucu işlendiği ortaya çıktı.
Arkadaş olan şahısların olay günü bütün gün birlikte olduklarını ve içki içtikleri, gece geç saatlerde ise olayın meydana geldiği bira evinden çıktıklarında sarhoş oldukları belirlendi. Zanlılar Mustafa K., İbrahim I., Tuncer E. ve silahı temin eden Göksel B.(23) , emniyetteki sorgularının ardından ‘cinayet’ suçundan adliyeye sevk edildi. (BURSA)
Sevda Karaca
www.evrensel.net