Mutlu yıllar…

Mutlu yıllar…

Sevdiklerime…Sonsuzluğu düşünün. Bulunduğunuz “an”a göre geçip giden sonsuzluğu ve gelecek olanı.


Sevdiklerime…
Sonsuzluğu düşünün. Bulunduğunuz “an”a göre geçip giden sonsuzluğu ve gelecek olanı. İşte o sonsuzluktan, adına yaşam dediğimiz kısacık payımızı. Ve onu nasıl yaşadığımızı.
Bu payı parçalayıp kırıntılarına ad takmak, anlamlar yüklemek biz insanlara mahsus. Takvimler(imiz)de bazısı resmi, bazısı özel ama her günün bir adı var. Çoğumuz neyi isteyip istemediğimizi bilmeden, sorgulamadan bir görevi yerine getirir gibi yaşıyoruz bu zaman parçacıklarını. İşte onlardan biri yine geldi; Yeni yıl. Sonsuzluğun içinde küçüklüğümüzü, çaresizliğimizi unutmanın bir yolu da bu galiba… Elimizde zaman parçacıkları mutlu olma çabamız. Belki biraz da güzel günlere inanma isteğimiz… Dünyamızı tersine döndüren, gittikçe saldırganlaşan ‘güç’ün sömürü ve savaşlarla beslendiğini, bu sırada insanlığı, dünyayı nasıl tarumar ettiğini, insan hakları ihlallerini, tecavüzleri, yolsuzlukları, savaşı, belki o gece donarak öldüğünü ertesi günkü haberlerde öğreneceğimiz evsizleri, kimsesizleri, açları unutup bir başka dünyaya inanma, umut etme isteği. Tabii böyle bir kaygımız varsa ...
Bu yeni yılda da saat 12’ye yaklaşırken yine yeni zannettiğimiz kararlarımızı tekrarlayıp, dileklerimizi sıralarken, aslında bir göz kırpışı, bir nefes alımı bir aralıktan başka farkı olmadığını bile bile heyecanlanacağız. Yanımızdaysalar sevdiklerimize sarılacağız. Duygulanacağız. Tanrımız varsa yoğunluğunu, yoğunluğunu umursamadan beklentilerimizi sıralayacağız. Hatta belki umutlanacağız…
Umarım umutlanacağız, duygulanacağız, heyecanlanacağız…
İzmir’de ihtimal yağmur yağacak. Kristallerini camlarımıza bırakacak. Biz o kristalleri fark etmeyeceğiz bile yeni yıl telaşından. Yıl içinde günlük telaşımızdan bir türlü fırsat bulup izleyemediğimiz ağaçların dallarından ince ince sızacak yağmur sularının ay ışığında parıldamasını yeni yılda da kaçıracağız yine. Kalan son yaprakların, randevuya gecikmiş olmanın telaşıyla toprakla buluşmalarına tanıklık etmeye de vaktimiz olmayacak muhtemelen. Yalnızca rüzgar belki, yaramaz oğlanlar gibi kulağımızda sesini bırakıp kaçıverecek.
Ben bu telaşın içinde, gecenin içinde, tam 12’de sigaramı yakıp, yaramaz oğlanın penceremden içeri ittiği damlaların telaşla açık pencereden odama dalışlarını seyredeceğim.
Yağmur yağmazsa İzmir’e, soğuk var demektir. O zaman pencerenin buğusunu silerek, arkasına, gizli duygularımız gibi saklanan yıldızları alacağım odama. Açık pencereden gelen soğuk havayla ciğerlerimi doldurduğumda deniz olacağım.Ama ille de dağları anımsayıp güvenle dolacağım bir kez daha hayranlık ve şaşkınlıkla. İnsanlığı düşüneceğim biraz utançlı, gururlu biraz. Sonra yunup, yıkanıp, arınıp o yağmurlarda , o denizlerde,dağlarda tazelenip, yaşama yeniden doğacağım.
Sonra çocukken olduğu gibi kocaman açıp kollarımı ışıl ışıl bu kenti kucaklayacağım, içinde sevdiklerimle.
Zaten böyle bir dünyada yeni bir yıla başka türlü nasıl katlanılır ki...
Memnune Bahçivan Akın (İzmir)
www.evrensel.net