Beyaz perdenin emekçileri dertli

Beyaz perdenin emekçileri dertli

SİNEMA Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) tarafından hazırlanan sinema ve dizi sektöründe çalışan emekçilerin 2009’da durum değerlendirme raporu yayınladı.


SİNEMA Emekçileri Sendikası (Sine-Sen) tarafından hazırlanan sinema ve dizi sektöründe çalışan emekçilerin 2009’da durum değerlendirme raporu yayınladı. Çalışanların yüzde 90’ının sigortasız çalıştığı sektörde yıl içinde güvencesiz ve günde 16-18 saati bulan çalışma koşullarına dikkat çekilen raporda koşullar yüzünden 5 sinema emekçisinin yaşamını yitirdiği hatırlatıldı.
Çalışma Koşulları ve Sosyal Güvenlik, Yasal Eksiklikle ve Telif Hakkı ile Düşünsel ve Sanatsal Özgürlük konu başlıkları altında yayınlanan Sinema ve TV Sektörü-2009 Yılı Raporu’nda Türkiye’de geçmişten bu yana sinemanın gelişimi ve sorunları ele alındı.
7. sanatın Türkiye’deki serüveninin sansürle özdeş olduğu belirtilen raporda, AB İlerleme Raporu’nun baskısıyla ‘Telif Hakları’ konusunda hızlı adımlar atmak zorunda kalan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, geleneksel bütün alışkanlıkları yeniden tekrarladığı kaydedildi. Bakanlığın sektör temsilcilerinin görüşlerini alarak yeni yasa hazırlamak yerine bürokratlarına hazırlattığı bir telif ve iki ayrı kurum kurmak için hazırladığı yasa tasarısı taslaklarını sektöre dayattığı belirtildi.
‘ÇALIŞMA KOŞULLARI ÇOK AĞIR’
Türkiye’de sinema-TV alanını ve çalışanlarını tanımlayacak özel bir ‘Sinema İş Yasası’ olmadığına bundan kaynaklı çalışma ve sosyal güvenlik konularında TV kanalları, sinema filmi yapımcıları ve reklamcılar dışında, bu alanda çalışan herkesin çok ağır koşullar altında çalıştığının belirtildiği raporda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın film setlerindeki yasadışı ağır çalışma koşullarını önleyecek tedbirleri almadığı ve sektördeki vergi kaçaklarını araştırmadığı da ifade edildi.
2009 yılında da özel ve devlete ait TV kanallarının geçmiş yıllardaki gibi her hafta 70 civarında TV dizisi yayınladığını, yine reklam kuşakları yüzünden giderek uzayan dizi bölüm sürelerinin bu yıl da 80-90 dakika civarında olduğunun dile getirildiği rapora göre, RTÜK, AB uyum sürecinde imzaladığı bir saat içinde 12 dakika reklam yayınlama şartını TV kanallarına uygulatamıyor. Çalışma koşullarının Türkiye’de hiçbir sektörde görülemeyecek kadar ağır olduğu sinema sektöründe haftalık olarak çekilen dizilerde ortalama 16-18 saati bulan çalışma süresine çoğu zaman fazla mesailerin eklendiği setlerde çocuk oyuncuların dahi uygun olmayan koşullarda ve saatlerce çalıştırılabildiği, ilgili bakanlık ve TRT’nin bu ekiplerde çalışanların sigortalı olup, olmadıklarını dahi kontrol etmediği de öne çıkarılan başlıklar arasında.
5 SİNEMA EMEKÇİSİ HAYATINI KAYBETTİ
Kültür Bakanlığı’ndan destek alan bazı projelerin saydam olmadığı, destek alan projelerin geri ödemelerinin ayrıntılı olarak kamuoyuna açıklanmadığı da belirtilirken, “Çalışanlar sağlıksız buluşma noktalarından toplanarak işe gitmek zorunda kalmaktadırlar. İnsanlık dışı ağır çalışma koşulları, yorgunluk, uykusuzluk ve stres yüzünden geçen yıl 3 kişi iş kazasında öldü, 1 kişi intihar etti ve 1 kişi de kalp krizi geçirip öldü. Sayısız iş kazası yaşandı. Setlerde sağlık araçları ve sağlık ekipleri bulunmadığı için, yorgunluk ve stres yüzünden bayılan, acil müdahale yapılamayan bir kadın oyuncu günlerce komada kaldı. Sinema-TV alanı için yapılmış bir iş yasasına göre çalışanların tanımları yapılmadığı için, mahkemeler film setlerinde çalışanları daha çok TV kanallarında aylık ücretli çalışan hizmetliler gibi değerlendiriyor ve çoğunlukla da onları işçi statüsünde görmüyor” ifadelerine yer verildi.
TV kanalları ve yapımcıların sigortasız çalıştırdıkları ekiplerin ücretlerini ödemeden ve toplu olarak işten atmaya da devam ettiği, Sinema Emekçileri Sendikası’nın ekim ayı içerisinde kurduğu hukuk birimine iki ay içinde 20 dava başvurusu yapılması delil gösterildi.
ÖDÜLLÜ FİLMLER BİLE YASAKLANDI
Raporda sinema emekçilerini yakından ilgilendiren telif hakları konusuna da değiniliyor. Yasaların eksik uygulanması yüzünden özel TV kanalları ve TRT’nin hak sahiplerine birçok yasadışı uygulama dayatması nedeniyle hak sahiplerinin iş başlamadan önce bütün temel ve bağlantılı maddi, manevi haklarını TV kanalları veya sinema filmi yapımcılarına devretmek zorunda kaldığına değinildi. Hak sahiplerine sorulmadan kesilip, biçildikten sonra yeniden kurgulanan filmlerin telif sahiplerine sorulmadan yurt dışına satılabilmesi, hak sahiplerinin eserlerini yurt dışında takip etmeyi imkansız kıldığı ve bunu uluslararası mahkemelere götüremediği kaydedilen bilgiler arasında.
Raporda sinemada düşünsel ve sanatsal özgürlüklere de yer verildi. Sinemanın uzun yıllar Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) ile sansür baskısı altında tutulduğu, bu yıllar içerisinde Ankara’da toplanan sansür kurulları tarafından, Türk sinema tarihine geçen birçok filmin “Yurtiçi ve yurtdışında gösterilmesi sakıncalıdır” gerekçesi ile bütünüyle yasaklandığına, birçok sahnenin kesildiği ya da bazılarının ek sahneler çekilmesi tavsiyesiyle geri çevrildiğinin hatırlatıldığı raporda, Türk sinemasının uluslararası alanda ilk büyük ödülleri alan “Susuz Yaz (Berlin,1964)” ve “Yol (Cannes, 1983)” filmlerinin aynı zamanda ülke içinde yasaklanan filmler olduğuna raporda vurgu yapıldı. (KÜLTÜR SERVİSİ)
www.evrensel.net