KUŞATILAN ÇEVREMİZ

KUŞATILAN ÇEVREMİZ

  • Milliyet kavramının ne olduğunu çoğumuz belki bilmiyoruz ama o kavram, toplumun benliğine işlemiş görünüyor.


    Milliyet kavramının ne olduğunu çoğumuz belki bilmiyoruz ama o kavram, toplumun benliğine işlemiş görünüyor. İşlemesi doğaldır, bu kavramla yetiştik çünkü biz. Asker doğuyoruz ve daha okuma yazma öğrenmeden okula ilk başladığımız gün hemen Andımız’ı öğreniyoruz. Okullarda Türk-İslam sentezi ile aşılandıktan sonra da, askerde dağlara taşlara yazılar yazıp ırkımızın yüceliğini sergiliyoruz.
    Benliğimizin dışavurumu bu aralar epey yoğunlaştı, asker doğanların çoğu asker yaşıyor. Topluma dayatılan bilgi kirliliği, ırkçı propagandanın en önemli aracı haline gelmiştir, o kirlilik hayatın her alanını etkiliyor. Kendisini devrimci-demokrat olarak tanımlayan, bu yüzden de düzenle arası bozuk olan kesimde dahi, içerilerde bir yerde gizlenmiş o militarist ruh kendisini gösteriyor.
    Yılgın insan, yılgınlığına bahane üretir ve ürettiğinin arkasına saklanır. Saklandığı yerden de olup biteni doğal olarak göremez. Düşünme sınırını ülke sınırları ile kısıtlamış bu insanlar için önemli olan, günü kurtarıp bir zamanlar başkaldırdığı bu düzene kendini affettirmektir. Günümüzün yılgınları yazıp çizdikleri yerlerden, ders verdikleri üniversitelerden büyük bir bilgi kirliliği yaratıyor, bu kirlilikle puan kazanıyor.
    Halkın yaşadığı işsizlik ve yoksulluk ise bu kirlilik içinde gündemin arka sıralarına itilmeye çalışılıyor, halk yaşadığı acı gerçekten uzak tutuluyor. Yoksulluk, üzerine bayrak örtmekle kapanacak bir şey olsa kolaydı ama devlet o kadar büyük bayrak bulamıyor ve yoksulluk giderek artıyor.
    Siyasi tarihte milliyetçilik dalgasının en çok büyüme gösterdiği dönemlerin, yoksulluğun artış dönemi olması tesadüf değildir; ırkçılık yoksullukla beslenir. Titreyip kendine dönecek adamı refah toplumunda kolay bulamazsınız. Bu ülkenin gelir bütçesinin yüzde yirmi biri bütçe açığı ise dünden itibaren uygulanmaya başlanan yeni yıl zamları yoksulluğu daha da artıracaksa, ezan ve bayrak arkasına saklananlar da artacaktır.
    Zamma ve zulme direnecek olan yapılanmalarda dahi giderek belirginleşen milliyetçi sapma, bizi şaşırtmasın ve yanıltmasın. Direnişin bu barikatları aşabileceğini bize işçiler öğretiyor, çünkü işçi yılgınlık nedir bilmiyor. Ülkenin her yerinde yükselen örgütlü işçi hareketini yok sayıp göz ardı eden düzen, yarattığı kirliliğe yılgınlarımızı ortak etse de su yolunda akıyor.
    Yoldan çıkanlar için yazılacak reçete yok, onların tedavisi bulunmuyor. Hakları ve özgürlükleri örtmenin yolunun milliyetçiliğin arkasına sığınmak olduğu gerçeği gözümüzün önündeyken, yoldan çıkanları dinleyecek, onlarla uğraşacak halimiz de yok. Onlar devam etsinler sanal ortamda yazıp çizmeye; ayağımızın altında dolanmadıkları sürece, katlanacağız artık ne yapalım!..
    ERTUĞRUL ÜNLÜTÜRK
    www.evrensel.net