03 Ocak 2010 05:00

SADEDE GELELİM

2009 yılının sonunda Türkiye Kamu-Sen’in iniyatifiyle kamu çalışanlarının toplu sözleşme talebiyle bir iş bırakması...

Paylaş

2009 yılının sonunda Türkiye Kamu-Sen’in iniyatifiyle kamu çalışanlarının toplu sözleşme talebiyle bir iş bırakması, Türk-İş’in TEKEL işçilerinin istihdam mücadelesini desteklemesi emekçilerle bilinçli sendikacıların baskısının üst örgüt yönetimlerini politika değiştirmeye zorladığını göstermektedir. Farklı kentlerde ve sektörlerde çalışan işçilerin bir saat bile olsa ortak taleple dayanışma amacıyla iş durdurması, sınıflar arası dengelerin değişeceğinin ilk işaretleridir.
Kapitalist düzende sömürünün, yani istihdam edilen işçiyi sıkarak azami üretim çıkarırken ona ödemeleri kısma çabasının hududu yoktur. Kapitalizmin tarihinde bunu açıkça görüyoruz. Amerika kıtasında 16. yüzyıldan 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar köle çalıştırılmış, kölelerle yapılan üretim sermaye birikimine katkı yapmıştır. Köle istihdamı sosyal baskılar sonucu 19. yüzyılda yasaklanınca sermayedarlar Asya ülkelerinden (Hindistan’dan Çin’den) on binlerce okuması yazması olmayan işçiyi yedi yıllık sözleşmeler imzalatarak Amerika kıtasına nakledip tarım işletmelerinde ölesiye çalıştırmıştır. 19. yüzyılda Avrupa ülkelerinde küçük çocuklar maden ocaklarında çalıştırılmıştır. Almanya İkinci Dünya Harbinde esirleri fabrikalarda, temerküz kamplarında zorla çalıştırmıştır.
Bunlar kapitalist sisteme aykırı, kapitalist mantığın dışında istisnaî uygulamalar değildir. Sermayedarların ve diğer burjuva tabakaların insanları ücretli ücretsiz çalıştırarak servet biriktirmesinin muhtelif biçimleridir.
Bu ağır işgücü sömürme uygulamaları 20. yüzyılda sosyalizm tehdidi karşısında azaldı; sosyal refah devletinde işçilerin çalışma şartları biraz iyileşti. 20. yüzyılın sonlarına doğru sosyalizm tehdidinin zayıflamasıyla, neoliberal dönemde otuz yıldır bütün dünyada ve Türkiye’de burjuva sınıfı emekçilerin ürettiği hasılayı artırıp, hâsıladan giderek daha büyük bir kısmına el koymak için yasa üzerine yasa çıkardı, politika üzerine politika üretti.
Burjuva sınıfının eline fırsat geçtiğinde toplumsal hâsılada payını daha da artırmak, servetine servet katmak için işgücünü ölesiye bedava çalıştırmaktan caydıracak, duraksatacak hiçbir maddî manevî çekincesi yoktur. Mevcut dünyada nüfus artış oranı ve işsizlik çerçevesinde, burjuvaların işçilerin ortalama ömrünün kısalmasından da işçi temini açısından çekinecekleri bir durum yoktur. Ücret politikaları, sağlık politikaları, maden ocağı ve tersane gibi iş yerlerinde emniyet politikaları burjuvaların işçi temininde sıkıntıya düşmek diye bir endişeleri olmadığını kanıtlamaktadır.
Türkiye’de emekçiler hak mücadelelerini birleştirme eğilimine girmişken inisyatifi elden bırakmamak gerekir. Ekmek kavgasını demokrasi mücadelesiyle birleştirmektir. Ekmek kavgası (Tekel mücadelesi örneğinde görüldüğü gibi) yurdun doğusundaki batısındaki işçileri tek mücadelede bir araya getirdi. Ekmek Barış ve Demokrasi kavramları altında işçilerin ve memurların genel ücret ve çalışma şartları talepleri; halkın silahlı çatışmalara son verilmesi taleplerini; her türlü ayırımcı, milliyetçi söylem ve uygulamalara son vererek kimlik ifade ve özgürlük kullanma taleplerini ve nihayet darbeci mihrakları ortaya çıkarıp temelli tasfiye taleplerini birleştirmek için çalışmak lâzımdır. Bu elbette bir günde olacak bir iş değildir. İnce düşünmeyi, dikkatli çalışmayı gerektirir. Ancak bazı konfederasyon yönetimlerinin nereden nereye geldiğini kaydederek, örgütlerin emekçi tabanının baskısıyla gerçekleşen dönüşümü sürdürmek mümkündür. 2010 yılında emekçi önderlerini kritik görevler beklemektedir.
CEM SOMEL
ÖNCEKİ HABER

YARSAV: Yargı kuşatma altında

SONRAKİ HABER

Halime Encu: Veli kalmıştı elimde, onu da aldılar

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa