04 Ocak 2010 00:00

BAYKUŞ

Yeni bir yılın ilk yazısında sanattan, özellikle de edebiyattan söz etmek niyetindeyim.

Paylaş

Yeni bir yılın ilk yazısında sanattan, özellikle de edebiyattan söz etmek niyetindeyim. Çokça ihmal ettiğimiz, hatta yok saydığımız bir alan edebiyat. Önce kitaplarla ilişkimize dair, Çocuk Vakfı’nın 2006 yılında yapmış olduğu bir çalışmaya göz atalım. Temel ihtiyaç maddeleri arasında kitap 235. sırada yer alıyormuş. Kitaba harcadığımız para da yılda 45 sent oluyor haliyle, hayatımızdaki yeri bu kadar geride olunca. Elbette bu çalışmanın eski olduğu ve bu rakamların değiştiği ileri sürülebilir ama 1996 ve 2001 yılında yapılmış çalışmalarda da bu oranlar pek fazla değişmediği için, az sayıda istikrarlı davranışlarımızdan birinin kitap okuma-ma alışkanlığımız olduğunu söyleyebiliriz. Yetişkin nüfusun yüzde 95’i yalnızca televizyon seyrediyor, yüzde 5’i televizyon seyretmenin yanı sıra kitap okuyormuş. Gençlerin yüzde 70’i ise hiç okumuyor bu çalışmaya göre. Peki onların öğreniminde katkısı olanlar, öğretmenler ne durumda. Öğretmenlerin yüzde 33.4’ü düzenli, yüzde 63’ü bazen, üniversite öğretim üyelerinin yüzde 56.2’si ayda 1-2 kitap okuyormuş. Türkiye’de düzenli kitap okuma alışkanlığı oranı binde 1’lerde sürünüyor. Dünyada nasıl bir yerimiz olduğuna bakmak da bu tabloyu daha iyi görmemizi sağlayabilir. Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Projesi (PIRLS) çerçevesinde 35 ülke arasında Türkiye 28.sırada ve PIRLS sonuçları ortalaması 500 iken Türkiye ortalaması 449’muş. Uluslararası ortalamada, öğrencilerin çoğunun evlerinde 25’ten fazla kitap varken, Türkiye’de, öğrencilerin yalnızca yüzde 19’u,25’ten fazla kitaba sahipmiş. Olumlu bir veri de var tabii. İşleve yönelik okur-yazarlıkta 1985-2005 yılları arasında olumlu gelişmeler gözleniyormuş. Sözünü etmek istediğim okuma-ma alışkanlığının en belirgin özelliği de bu gelişen yönümüzden kaynaklanıyor.
Okuma düzenimiz çokça ders kitapları ile sınırlanan, biraz ötesinde yapmakta olduğumuz bir araştırma için gerekli kaynaklara uzanan düzeyde. Düzenli okuma alışkanlığı olan binde 1’in de ağzından dökülenlerin edebiyatı aşağılayan sözcükler olmasının, roman, öykü, oyun okumanın pek de beğenilmemesinin, beni şaşırtmadığını söylemeliyim.
Bu haftanın başında Portekizli bir yazarın, Jose Saramago’nun “Körlük” isimli romanına başlayıp, yeni bir yıla başlarken, ilk saatlerinde de bitirdim. Daha önce de dillendirmiştim, Orhan Pamuk’un edebiyatsız yaşayamama haline yürekten katıldığımı.
“Körlük” Saramago’yu okumadan, pek de net göremeyeceğimi öğretti bana. Hem çok güçlü bir kalem, hem de kalemi denli etkili bir toplumsal gözlemci ve eleştirmen Saramago. Bakmak ve görmek üzerine söyledikleri, her gün ortalama 20 saat baktığımız televizyonlarda ne gördüğümüz ve körlüğümüzün derinliği üzerine epeyce düşünmemi sağladı. Bu kadar geç keşfettiğim için çok üzüldüm. Keşfettiğim için sevinç duydum. Keşfetmemi sağladığı için, kitabı bana hediye eden dostumu biraz daha sevdim. Edebiyatı aşağılayanlar için ise çok ama çok üzüntü duydum.
Ana akım medyanın haberlerinin yetersizliği, seçici ve sınırlayıcı yaklaşımı üzerine hep konuşuyoruz ama bizim görmeme davranışımız üzerine pek de düşünmüyoruz. Çocuklara 301 yıllık yeni yıl hediyesi yalnız bizim gazetede vardı bugün, ama benzer koşullarla karşılaşan çocukların haberleri yüzde 100 izleme oranları ile bütün televizyonlarda yayınlandı. Ne kadarını gördük, görüp de sesimizi çıkarttık mı? Kelepçeli açılım için peki?
“Zorbalık karşısında sessiz kalan herkesin, içindeki insan ölür“ diyor Akinwande Oluwole “Wole” Soyinka isimli Nijeryalı yazar. Edebiyatın metaforları ile düşünmeye başlamak körlüğümüz için en iyi ilaçlardan biri. Sesimizi yeniden kazanmamıza da etkisi çok olacaktır. Bugün yalnız iki kalem ilaç yazdım ama tanıklıklarla ve dolayısıyla gerçeklerle yüzleşmenin de yararından dem vurmak gerekir. “Torunlar” a başladım dün. Fethiye Çetin ve Ayşe Gül Altınay’ın çalışması. Haftaya gerçekler, gerçek diye belletilenler ve bizi körleştirenler üzerine yazarım belki.
Yeni yılda yeniden yazabiliyor olmaktan duyduğum sevinci, geleceğe dair umutlarımla birlikte sizlerle paylaşıyorum.
ŞEBNEM KORUR FİNCANCI
ÖNCEKİ HABER

Ford Otosan işçileri insanca yaşamak istiyor

SONRAKİ HABER

TR-İnter Tekstil işçilerinin direnişi Çiğli’ye taşınıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa