EVRENSEL’DEN

EVRENSEL’DEN

  • Doğan Grubu’na ait bazı medya organlarının Koza Grubu’nun eline geçmesi ve son olarak da, Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’in Genel Yayın...


    Doğan Grubu’na ait bazı medya organlarının Koza Grubu’nun eline geçmesi ve son olarak da, Ertuğrul Özkök’ün Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği’nden ayrılması medyada bir ‘değişim’ tartışmasını da gündeme getirdi.
    AKP Hükümeti’nin yaptığı müdahalelerle kendi hanesine kattığı gazetelerden Sabah’ın başyazarı Mehmet Barlas, dünkü yazısını bu konuya ayırmış.
    Şöyle diyor Barlas: “21’inci yüzyılın ilk 10 yılını yaşamaya başladığımız bu günlerde, siyasette, medyada ve toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında yer alan gelişmeleri irdelerken, bütün bunların ‘dün’le olan bağlantılarını hiç unutmamalıyız.
    Örneğin 28 Şubat’ın medya kartelinin mimarlarının ve aktörlerinin bugünkü konumları, herhalde dünle de bağlantılıdır.
    1997 yılındaki 28 Şubat post-modern darbesinin Türk medyasını bir hatırlayın.
    Ve bir de bugünün gerçekten çok sesli medyasını düşünün.
    Veya “Susurluk”un bile örtüldüğü dünü hatırlarken Kozmik Odalar’ın kapılarının bile açıldığı bugünü herhalde hakça değerlendirmemiz gerekiyor.
    Günlük politikayı ve gündemdeki isimleri değerlendirirken, işte bu kriterlere bakmak gerekiyor...
    İsmet Berkan’ın değerlendirmesi
    Dün Doğan Grubu’nun bir gazetesi olan Radikal’in Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, grubun amiral gemisi Hürriyet’in tepesindeki değişime dayanan gelişmeleri şöyle değerlendiriyordu:
    -Bana göre (Ertuğrul Özkök’ün) en büyük hatası, özellikle son on yılda Türkiye’deki değişimi okumakta zorlanması, değişim denen şeyin kendisine ilk kez dışsal bir baskı olarak yansımasına izin vermesi oldu. Özkök uzun zamandan beri savunmada, hücumda değil. Ve savunduğu da eski zamanlar, eski kavramlar, eski düzen.
    -Türkiye gerçekte 2002 seçiminde değil 1999 seçiminde ve depreminde değişti. Bildiğim Ertuğrul Özkök o değişimi doğru okurdu, ama okuyamadı. Sanki Türkiye değişmemiş gibi davranmaya devam etti. İşte bu durum, Hürriyet’i, normal şartlarda Ertuğrul Özkök’ün de hiç izin vermeyeceği bir konuma getirdi:
    Hürriyet hırçın bir gazeteye dönüştü, sürekli ‘Hayır’ diyen, ‘Olmaz’ diyen bir gazeteye.
    Bakalım bundan sonra kimler değişimi doğru okumak yerine eski söylemlerle karşımıza çıkacaklar bizim meslekte?”
    Mehmet Barlas, 28 Şubat müdahalesinde medyanın o berbat rolünü hatırlayarak, bugünkü sürecin bir ‘çok seslilik’ süreci olarak okunmasını öneriyor. Peki Barlas’ın başyazar olduğu grupta sendikal örgütlenme girişimleri nedeniyle çok sayıda gazetecinin kapıya konmuş olmasını ve patronun grevi kırmak için türlü oyunlar gerçekleştirmesini bu ‘çok seslilik’ içinde nereye koyacağız? Sesi çıkan basın emekçisini kapıya koyan bu ‘piyasa çok sesliliğini’, bu ‘iktidar seviciliğini’ sırf 28 Şubat’ın kötü anılarından uzaklaşmak adına alkışlayacak mıyız?
    Medyada şu anki mülkiyet değişimleri bir yanıyla Menderesin iktidar sürecindeki uygulamalarını hatırlatmıyor mu? Elbette tarihsel olarak farklıklar söz konusu. Ama, bir sermaye iktidarının medyadaki mülkiyet yapısını bu düzeyde kendi lehine çevirmesi ‘çok seslilik’ olarak nasıl sunulabilir? İktidarın sesinin çok fazla medya grubundan birden ve birbirine benzer tarzda yükselmesinin neresi çok sesliliktir?
    Düne kadar Ertuğrul Özkök’e yakın durup, bugün eleştirenlerin tutumu akıllara ‘Kral öldü, yaşasın kral!’ sözünü getiriyor.
    Biz bugüne kadar hem Özkök’ü, hem 28 Şubat’çı medya düzenini, hem de AKP’ci medya düzenini açık bir dille eleştirdiğimiz için, bugünkü süreci de daha rahat değerlendirebiliyor ve daha net görebiliyoruz.
    Tarihin hangi döneminde bu kadar çok medyadan, bu kadar ‘tek ses’ çıkmıştır acaba?
    Barlas’ı, İsmet Berkan’ı ve Fatih Altaylı’yı aynı değerlendirmelerde birleştiren ses kimin sesidir?
    İyi haftalar...
    www.evrensel.net