Anadolu kültürlerini ahşaba aktarıyorum

Anadolu kültürlerini ahşaba aktarıyorum

Nevzat Özbay, ahşap malzemeyi çok çeşitli şekillerde kullanana yaratıcı bir sanatçı.


Nevzat Özbay, ahşap malzemeyi çok çeşitli şekillerde kullanana yaratıcı bir sanatçı. Geçen hafta İstanbul’da açtığı “Sanatın Ahşap Duruşu” sergisiyle “Çorba içtiğimiz kaşıktan, soframızdaki yoğurt kasesine; kral tahtlarından, bir ozanın dediği gibi Kabe’nin eşiğine kadar kullanılan malzeme” olan, ancak sanat dünyamızdan dışlanan ahşaba bir kez daha dikkat çekti. Nevzat Özbay’la, tarım araçlarından resim eserlerine, heykelden Çerkes tarihine uzanan ahşap macerasını konuştuk.
Ahşap malzeme çalışmada ne tür olanaklar sağlar?
En başta, tarihi günümüze bağlamanın görsel ifadesidir diyebilirim. Diğer sağladığı bir olanak, mekanlarda insanın rahatlamasını sağlayan, sıcak bir malzemedir. İnorganik malzemeler yani, metal veya plastik gibi soğuk ve itici değildir; insan psikolojisine en yakın malzemedir. Kimyasal etkilere uğramamış, insan sağlığına zarar vermeyen, çocukların rahatlıkla oynayabileceği, ağızlarına aldıklarında onlara zarar vermeyecek bir malzemedir. Sağlıklı yaşam için zorunlu ve gerekli olandır.
Ahşapla çalışan çok fazla sanatçı yok sanırım, neden?
Saydığım olanaklara karşın, organik olması nedeniyle, ahşabı işlemek zor zenaattir. Damarları, budakları vardır ve çok değişik dokulardan oluşmuştur. İsyancıdır. Her zaman istediğiniz yaptıramazsınız. Biraz da siz onun ne istediğini bilip, ona göre davranmalısınız. O vakit bir takım güzellikler ortaya çıkar. Kurumuş, artık cansızlaşmış dediğiniz bir ağaç parçasının doğa koşulları karşısında halen ne çok değişkenliğe uğradığını gözlemliyebilirsiniz. Yani, ağacı işlemek, bünyesinde belli bir nemi, belli bir kuruluğu ve benzeri birçok koşulda olmasını gerektirir. Aksi takdirde sizi zorlayacaktır.
Diğer yandan, ahşapla çalışmak ilk başta ağacı tanımayı, marangozluk ustalığı, dülgerlik gibi aşamaları gerektirir ve aynı zamanda sanatsal çalışmalarda da söz konusu ustalıklar her zaman gereklidir.
Yaptığınız iş ortaya çıktığında, onun korunması, uzun yıllar dayanabilmesi, çarpılmaması, deforme olmaması için her tür ağaçta uygulamak zorunda olduğunuz farklı yöntemler vardır. Bu ve benzeri nedenlerle, ağaçla çalışan sanatkar azdır. Bu uğraşıyı sürdürenler, hat sanatıyla ilgilenenler veya kündekari çalışma yapan ustalar gibi çeşitli gruplara ayrılmışlardır. Bu grupların kullandığı ağaç çeşitleri de belirlidir. Teorik eğitimin yanısıra, usta çırak ilişkisi de zorunludur.
Bu serginizin temasını anlatabilir misiniz?
Türkiye’de yaşamakta olan, ancak ve ne yazık ki, özgün kültürlerini yansıtamamış olan halklar zemininde çalışmalarımı sürdürmekteyim. Bu manada çalışmalarım; benim Kuzey Kafkasya – Çerkes (Adige) Abhaz kökenli oluşum ve halkımın kültürünün gelişme şansı bulamayışı ve diğer Anadolu halklarının da aynı durumda olmaları; söz konusu kültürleri açığa çıkartıp, tüm toplumumuza sunma ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Çerkes halk destanlarının yanısıra, islamiyet öncesi ve sonrası Türk sanatını ve halen Anadolu’da yaşayan kültürleri de ahşaba aktarmaya çalışmaktayım. Bugüne dek yaptığım sergilere “sanatın ahşap duruşu” adını vermemin nedeni budur.
Özellikle Çerkes tarihi ile yakından ilgili olduğunuz anlaşılıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Biz Türkiye’de yaşayan Çerkes (Adige), Abhazlar tarihimizin küçük bir bölümünü, büyüklerimizden dinlediğimiz kadarıyla, adeta masal düzeyinde öğrendik. Üçüncü kuşak olan bizler, gerçek tarihimizi öğrenme imkanına henüz yeni sahip olduk. Nevar ki, bu tarihi geniş kitlemize ulaştırma imkanına sahip değiliz. Bu nedenle de destanlarımızı, tarihimizi, sürgün yaşamımızı görselliğe dönüştürüp, toplumumuza sunmayı görev bildim.
İsterim ki, vergisini ödeyen halkım bunca üniversitenin, bir iki tanesinde anadili ile eğitim görsün. Güzel sanatlarla ilgili okullarda, kendi sanatını da işleyebilsin. Bunlar olmadığı için, taşıma suyla değirmen çevirme misali, karınca kararınca çalışmalarımı sürdürüyorum. Yüksekokullarımızda Hindoloji, Hingoroloji, ölü önasya dilleri, sinoloji ve benzeri enstütüler var. Ancak ülkemizde milyonlarca Çerkes, Kürt, Gürcü gibi halkların yaşıyor olmalarına rağmen, bu kültürlerden hiçbirinin araştırılmasına imkan veya izin verilmemiştir. Bence, Türkiye’mizin kanayan yarası da budur.
Dekoratif işler de yapıyorsunuz, sanat yönüyle de zanaat yönüyle de ilgilisiniz? Bu iki alanı nasıl ayırıyorsunuz?
Evet, dekoratif işler yapıyorum. Ancak işlerimde, barok dönemi örneklemesi bi masa yanında, antik Kuzey Kafkas desenli, o kültürün ürettiği bir sehpa örneği de görebilirsiniz. Diğer yandan, küçük ebatlı ahşap üretimlere biblo demek mümkün değil. Çünkü onlar birer küçük heykeldirler. Bir sehpa yapmak zanaattır; üzerine antik bir desen işlediğinizde, sanata dönüşür. Benimse, işlenmemiş hiçbir çalışmam yoktur.
Sanat eğitimi almamışsınız, kendi kendinize bu noktaya gelmeyi nasıl başardınız?
Zorun rolüyle, yani bunları yapmak zorundaydım. Bir defa felsefi anlamda “el beynin dışarıya uzantısıdır” öğretisine inandım. Yanısıra yaşamımı ellerimle kazanma gibi bir ilkem vardı. Bir hastalık nedeniyle, ellerimi kullanamaz hale geldiğimde, beynimi de kullanamadığımı gördüm. Yeni baştan ellerimi ve beynimi kazanmak zorundaydım. Zorun rolü dediğim şey budur. İşin zanaat bölümünü biliyordum, ellerim ve beynimi birlikte yeniden kazanmak için; zanaata, sanatı da eklemek zorundaydım.
Kendimi eğitmeye çalıştım. Ansiklopedilerle başlayan bilgilenme süreci, sanat tarihi, bugüne ulaşmış heykel, yontu ve benzeri eserleri incelemekle başladım. Öncesinde aldığım tarih eğitimi yararlı oldu. Yanısıra, bir dönem ahşap çocuk oyuncakları yapmış olmam, binalarda iç mimari anlamında ahşap kullanmam, ahşap-kagir tarihi eser restorasyon işleri yapmış olmam; rölyef tablolar üretebilmem için yardımcı etkenler oldu.
(İstanbul/EVRENSEL)

AHŞAP ORGANİKTİR

Ahşapla nasıl tanıştınız? Ahşapın sizin yaşamınızda özel bir anlamı var mı?
İç Anadolu bozkırında koyun çobanlarının sopaları, dirgen, tırmık, tırpan saplarında; karasaban, öküz boyunduruğu ve benzeri üretim araçlarımızda ahşabı tanıdım ve bozkırın yakıcı güneşi altında tarlalarda gölgelik olabilecek ağacın olmadığı stepte ağacın serinliğine, gölgesine ihtiyaç durayak özlemlerim gelişti. Ağaç ile yaptığım ilk çalışmam ise, kurtların kovalayarak kayalardan düşmesine sebep oldukları ilk atımın ölümüyle, kurtlardan intikam almak amacıyla yaptığım tahta silahlar oldu. Kır yaşamında kağnılar, at arabaları ve benzeri üretim araçlarının kapalı ekonomi koşullarında kullanılması, onarılması gibi işlerimizi kendimiz yapmak zorundaydık. Bu zorunluluk da ustalığın başlangıcı sayılabilir.
Tüm tarihi eserlerin iç mekanlarında gerek süsleme, gerekse kullanılan eşyalar asırlar boyunca ahşaptan üretilmiştir. Çorba içtiğimiz kaşıktan, soframızdaki yoğurt kasesine; kral tahtlarından, bir ozanın dediği gibi Kabe’nin eşiğine kadar kullanılan malzeme ahşaptır. Ahşabın incelenmesi, bilinmesi evrensel sanat tarihinin de incelenmesi ve bilinmesi anlamına gelir. Günümüze gelindiğinde, organik maddeler sanat dünyasından dışlanmıştır. Adeta ormanların ve doğanın yok edilmesi paralelinde ağaç da sanat ve zanaat dünyamızdan dışlanmıştır ve insanlık çevreye, dünyaya doğaya yabancılaştığı ölçüde ağaç kültürüne de yabancılaşmıştır.
En başta söylenilebilir ki; ağaç, ahşap insana en yakın canlıdır, yani organiktir. Yakınlık duyduğunuzda kesilmiş, çürümeye terk edilmiş ağaçlarda bile bir canlılık, bir değişim görürsünüz. Bazılarının içi boşalmış, küçük canlıların evine dönüşmüştür. Bazılarında yosunlar ürer. Herhangi bir orman ağacının üzerinde mikro canlılardan tutunuz, tırtıllardan, kuşlardan, memeli, omurgalı yaşam formlarına kadar tamamını görebilirsiniz.Benim ağaçla ilişkim, bu felsefi anlayışa temellenir.
Devrim Büyükacaroğlu
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.