05 Ocak 2010 05:00

RAMP IŞIKLARI

Kuruluş, görev ve yetkileri Kasım 2007 yılında çıkarılan özel bir yasa ile belirlenen ve o tarihten bu yana görev organlarını belirleyerek çalışmalarına ...

Paylaş

Kuruluş, görev ve yetkileri Kasım 2007 yılında çıkarılan özel bir yasa ile belirlenen ve o tarihten bu yana görev organlarını belirleyerek çalışmalarına başlayan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, hedeflerini şu cümlelerle belirliyor: “İstanbul’un eşsiz değerlerini ön plana çıkarmak, kültürel mirası koruma projeleri gerçekleştirmek, kültür-sanat altyapısını ve etkinliklere katılımı artırmak, şehri kültür ve sanatla tanıtmak, kültür turizmi pazarından alınan payı artırmak ve kent yönetiminde karar alma sürecine katılımı artırmak.”
Öncelikle bu hedefler, ajansın şimdiye kadar uyguladığı ve gerçekleştirdiği projeler bağlamında bakıldığında hiç de rasyonel gelmiyor bana, çünkü ajansın şimdiye kadar örgütlenme ve iş bölümü sürecinde yaşadığı sancılar; plan, proje, kadro, uygulama, uzmanlık gibi birbirine sıkı sıkıya bağlı alanlarda sürekli gündeme gelen istifa ve görevden ayrılmalar, bu hedefin tuturulmasında ajansın zorlancağı izlenimi veriyor. Çünkü ajansın gerek kuruluş sürecinde gerekse de 2009 yılında uygulamaya koyduğu projeler üzerinden yürütülen tartışma, daha şimdiden ajansı yıprattığı gibi aynı zamanda bu yapıya olan inancı da sarsmıştır. Tartışmaların en önünde giden ve varlığını daha uzun süre devam ettirecek olan başat sorun, hiç kuşkusuz ajansın siyasallaştığı yönünde güçlü bir eğilimin ortaya çıkması ve ajans yetkililerinin de bu tartışmalarda bir beis görmemesi ve üzerine uğratmamasıdır.
Yanı sıra kendi görev alanında uzman ve yetkin kişilerin ajansla ilişkilerini kesmeleri ya da görevden ayrılmaları; bu insanların ajanstan ayrılmalarının gerekçesi sanatsal ve estetik anlayışların uyuşmaması mı, yoksa ajansta dönen akçeli işlerle mi ilgili olduğu tartışmalarının da, yeterince açığa kavuşturulmadan gündemden düşürülmesi ve bir muamma olarak ortada kalması, böylesi büyük bir organizasyonda bir şeyler saklandığı ve yeni şaibelere hazır olunması anlamına mı geliyor, burası da kendi içinde belirsizliğini koruyor.
Oysa sanatsal ve kültürel alanda bir organizasyonun ulusal ve uluslararası sorumluluğunu üstlenen bir kurumun yetkililerinin daha şeffaf, daha açık ve daha dürüst olması gerekmez mi? Ama sanırım burada amaç sadece 2010’a içkin sanatsal ve kültürel pratikleri finansal olarak desteklemek ve bu sanatsal süreci yaygınlaştırmak değil, aynı zamanda kendi siyasal anlayışlarına ve etkinliklerine angaje olmuş kişi, kurum ve örgütleri bir yandan ihya etmek de var anlaşılan. Öyle görünüyor.
Bu yaklaşımlardan sonra burada bir duruşun ve durumun samimiyetini sorgulamanın tam ortasına geldik. Ajansın şimdiye kadar destekleyerek uyguladığı projeler bağlamında içinde bulunduğumuz süreci nesnel olarak değerlendirdiğimizde, hedeflerle uygulamanın kan uyuşmazlığı yaşadığı gün gibi ortada. Bu anlayışla 2010 ajansı’nın yukarıda tasarımladıkları hedefleri vasat ölçülerde bile olsa yakalamaları objektif olarak zor görünüyor.
Çünkü esas olan, kent kültürünün oluşumu ve kentlilik bilincinin yerleşmesi ve kentte yaşayan insanların sanatsal etkiniklere ortak katılımı ve bu etkinliklerin kentin olabilecek her noktasında gerçekleştirilmesi ve buralara halkın eşit düzeyde katılımı, ajans için başat amaç olması gerekirken, bu yaklaşım şimdiden terk edilmiş ve uygulamalar daha ziyade dar bir alanda sıkıştıralarak ‘yasak savma’ bir anlayışla görev tamamlanmış ve birlikler alanlarını terk etmiştir.
Diğer yandan, bu kentin kültürel ve sanatsal etkinlikleri bakımından en zayıf halkası mekan sorunudur. Bu gerçeği dile getirmeyen kimse kalmadı, ancak 2010 ajansı’ndan bu sorunun çözümü ile ilgili olarak herhangi bir girişim olup olmadığı, kamuoyunun beklentisini karşılayacak bir açıklama şimdiye kadar yapılabilmiş değil. Oysa bilinir mekan sorunu yaşayan bir kentte, o kentin yerel yönetiminin sosyal politikası yarımdır ve sorgulanmaya mecburdur. 2010 ajansı bu konuda yerel yönetimin yetkililerini ikna etmek, motive etmek ve gerekirse zorlamakla yükümlü değil midir? Boşuna mı özel bir yasa ile kuruldular? Sorun tam bu noktada düğümlenmişken, ajans yetkilileri susmayı tecih ediyorlar. Neden?.. Bu sorunu çözme konusunda proje üretmek, var olan mekanlarda yeniden tadilat yapmak veya yaptırmak ve yeni mekan açılmasına olanak sağlamak gibi zorunlu ve meşakkatli bir görevle yükümlü olmalarına karşın, onlar, ellerindeki halkın parasını ulufe dağıtır gibi ne idüğü belirsiz işlere aktarıyorlar.
İstanbul kültürel birikimi, zenginliği ve etnik yapısındaki çeşitlilikle en başta ‘çeşmelerden akan’ Mimar Sinan’dır, gülün tebessümü ve bülbülün teranesine bakarak meşk eden Şair Nedim’dir, Jön prömiye Tomas Fasulyeciyan’dır, tiyatro sevdası başına bela olmuş Güllü Agop’tur, meyhanelerin müdavimi Ahmet Rasim’dir, Asmalı Mescit’in bohem hayatının tadını çıkaran Fikret Adil’dir, bir huzur Tanpınar’dır, Haydarpaşa’daki liman işçisinin dramını yazan Nâzım Hikmet’tir, Alemdağ’ın yılanlarını deşifre eden Saik Faik’tir, Darülbedayi’nin ustadı Muhsin Ertuğrul’dur, kör kuyularda merdivensiz bıraktığımız Münir Nurettin Selçuk’tur, Şişhane yağmurunda ıslanan Haldun Taner’dir, uzaktan İstanbul’u dinleyen Orhan Veli’dir, Dersaadet’te ezan sesleri ile mistik bir dünyanın kapısını aralayan Attila İlhan’dır ve de Tophane’nin karanlık sokaklarında çocuklarla koyun koyuna yatan Vedat Türkali’dir.
METİN BORAN
ÖNCEKİ HABER

Dağ gibi borçlar dışında bir şeyleri kalmayınca...

SONRAKİ HABER

Avrupa Parlamentosu seçimleri: Büyük partiler küçüldü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa