05 Ocak 2010 00:00

TEKEL işçilerinin direnişi üzerine

Türkiye gerçek gündemine işçilerin eylemiyle dönmeye başlıyor.

Paylaş

Türkiye gerçek gündemine işçilerin eylemiyle dönmeye başlıyor. Geçtiğimiz Aralık 2009’un son günlerinde başta TEKEL işçileri olmak üzere bütün işçiler, özelleştirmelere ve işyeri kapatılmasına karşı eylem yaptılar. TEKEL işçilerinin eylemine Türk-İş, DİSK ve KESK gibi bütün sendikalar, TMMOB ve kimi partiler destek verdiler. TEKEL işçileri neden direniş yapıyor? Çünkü özelleştirilen TEKEL’e ait işyerinde çalışan işçilere önce tazminatları verilecek, daha sonra sendikalaşma ve kıdem tazminatından yoksun 4-c statüsüne geçirilecekler ve 600 TL ile geçinmeye zorlanacaklar.
İşçiler direnişlerinde yüzde yüz haklılar, insanca yaşamak için mücadele veriyorlar. Gecikmeli de olsa mücadelelerini demokratik bir şekilde yapıyorlar. Başlangıçta kaçak güreşen sendika liderleri de (Ağaları mı desek?) mücadeleye giriyorlar. Ancak nerede hata yapıldı derseniz cevabımız şu; yaşanan bu olaylar, Türkiye’de 12 Eylül 1980 ile başlayan dışa bağımlı ekonomi-politikalarının sonucu. Bu politikaların en önemli aracı da, Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (KİT) özelleştirilmesi şeklinde ortaya çıktı. Son 30 yıl içinde, irili ufaklı 199 kuruluş özelleştirilmiş, bunlardan 125’i kapatılmış ve çalışanları da işsiz kalmıştır.
Burada KİT’ler satılırken, işçilerin örgütleri yeterince direniş gösterememişler, özelleştirme yanlılarının politikalarına ve siyasi partilerine teslim olmuşlardır.
Bir başka yanlış ise kimilerince özelleştirilmenin talan şeklinde yapıldığı, daha iyi ve değer fiyatına özelleştirmenin yapılabileceği doğrultusundaki görüştür. Onlara göre “özelleştirme gereklidir, ancak usulüne göre yapılmamıştır. Özelleştirme, KİT’lerin kurumsal bir yapıya kavuştuktan sonra halkın işletme sermayesine katılmaları ile yapılmalıydı”.
Aslında, iyi ya da kötü özelleştirme yoktur. Özelleştirme, kamunun emekleriyle yaratılan değerlerin yabancı ve yerli tekellere devredilmesinden başka bir şey değildir. Burada, KİT’lerin ucuza ya da değer fiyatlarla satılıp satılmamaları abesle iştigaldir.
Görünen köy kılavuz istemiyor. Bilim insanları tam 22 ay önce, 17 Mart 2008 tarihinde, TEKEL’in özelleştirilmesiyle ortaya çıkacak sakıncaları kamuoyuna duyurmak istediler; “Bilim Adamları TEKEL’in Özelleştirilmesine Karşı” adıyla bir bildiri yayınladılar. Bildiride özetle şunlar anlatıldı: “TEKEL’in özelleştirilmesi ile sigara fabrikalarında verimlilik artmayacağı gibi kamu harcamaları da azalmayacaktır. Bu özelleştirme ülke çıkarlarına aykırıdır; tütün üreticilerinin, işçilerin, tüketicilerin, vergi ödeyen herkesin ve devletin kaybetmesiyle sonuçlanacaktır. Bilim insanları olarak bu özelleştirmenin iptalini, ülkenin savunulması ile eşdeğer görüyoruz ve TEKEL vatandır, satılamaz diyoruz.”
İşçiler, sendikalar, bilim insanları, siyasi partiler, bütün yurttaşlar, acaba özelleştirme denince neler algılamalıyız? Bize ne diyebilir miyiz? Cevabını biraz düşünmek zorundayız. Ancak aklıma, bir düşünürün sözü geliyor: “İnsanların beyinlerini işgal edebilirsiniz, kalpler ve elleri de arkadan gelecektir.” Acaba bu gerçekleşiyor mu? Beynimizi, kalbimizi ve ellerimizi kurtarabilir miyiz? İşçilerin özelleştirmelere karşı direnişleri gerçek gündemin ne olduğunu, umutlarımızı yitirmememiz gerektiğini bize gösteriyor.
MUSTAFA KAYMAKÇI Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
ÖNCEKİ HABER

Gün mücadele günüdür

SONRAKİ HABER

Youtube’un yapay zeka algoritması yanlışlıkla "robot savaşı" videolarını sildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa