05 Ocak 2010 00:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

2009, ülkeyi ardında giderek büyüyen bir kaosla terk etti.

Paylaş

2009, ülkeyi ardında giderek büyüyen bir kaosla terk etti. Yeni yıl da, yurttaşa umut yerine yeni sorunlar yumağının ipuçlarını veren bir dizi polisiye olay ve zam haberleri ile duyurdu kendisini. Devlet erkinin, siyasilerin yeni yıl mesajları bile, umudu değil endişeyi duyumsatıyor insana.
Üç askeri darbeyle terbiye edilmiş, iç ve dış düşman aramaktan helak olmuş halkımız, şimdi toplumsal barış yerine toplumsal nefreti yaşıyor. Komşu komşusunu, asker askeri, kolluk güçleri birbirini, siyasetçi siyasetçiyi ihbar ediyor. Vatansever olduklarını kanıtlamak isteyen bireyler de ihbarcılık konusunda birbirinden geri kalmama uğraşı içinde. Görseli ve işitseli ile basınımızın bir bölümü, nicedir haber bültenlerine yedirerek ihbar müessesindeki etkin varlıklarını ortaya koymuşlardı zaten. Yeni yılda da bu tutumlarını artırarak sürdürecekleri anlaşılıyor.
Şimdilerde bakıyorum, toplumda oluşan paranoyadan asker rahatsızlığını açıklamakta. Siyasiler de, yargı da toplumda oluşan bu havadan mutlu değil. Aklımız karışıyor. Sahi, iç ve dış düşmana karşı ihbar müessesini meşrulaştıranlar kimler? Halka, ihbarcılığın saygın bir tutum, vatan hizmeti olduğunu benimsetenler nereden çıktı? Din kitaplarının tümünde “Komşunu seveceksin” buyruğu yer alırken, yüzde 99’u Müslüman varsayılan ülkemde ‘Apartmanımda Ermeni, Kürt, Rum, Ateist istemem; onlarla komşu olmam’ diyen insanların çokluğu ve yaygınlığı sizi ürkütmüyor mu? Yılların deneyimli politikacısı Ahmet Türk’e kiracı olarak oturduğu apartmanda reva görülen tavır, bu ülkenin bireyi olarak sizlerin hiç vicdanınızı sızlatmıyor mu? Doğu’ya ve Güneydoğu’ya Olağanüstü Hal dönemini yaşatanların hâlâ Demokratik Açılım’dan söz etmeleri, yaklaşan genel seçimler için bir yatırım değildir de nedir?
Gündem yaratarak halkın emeği ile, sağlığı ile, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlükleri ile oynayabileceğini sanıyor, iktidarı ve muhalefeti ile siyaset yapanlar. TBMM çatısı altında halkın oylarıyla gelen Kürt kökenli milletvekillerine bile tahammülleri olmadı hiç. Vatanseverlik ve din olgusu ile halkları uyutmak işlerine geliyor. Meydanlarda hak arayan işçilere aldırmıyorlar. Çalışma yaşamına kölelik zihniyetini getiren taşeronlaşmaya sarılmışlar var güçleriyle. Sendikalaşmayı yok etmek amacıyla yaygınlaştırmaya çalışıyorlar tüm işyerlerinde... Böyle bir ortamda giriyor toplumumuz 2010’a. Hiç de iç açıcı bir görünüm değil. Hatta hüzün verici...
Yeni yıl; düşünen, okuyan, irdeleyip sorgulayan, emeğin en yüce değer olduğuna inananlar için geleceğe taşınan bir umuttur da. Kardeşliğin boy atacağı, güzelliklerin yaşanacağı bir geleceğe; eşitlikçi, hakça bir düzenden yana insanların yüreğindeki inançtır aynı zamanda... Gelin, bu inancı, pekiştirerek Brecht’in dizeleri ile bir kez daha geleceğe taşıyalım:
“Bir gün gelecek
Bir gün gelecek, zaman bizim olacak, bizim.
Bütün düşünürlerini okuyacağız bütün çağların.
Bütün ustaların bütün tablolarını göreceğiz.
Bütün maskaralara katılacağız gülmekten.
Arkadaş olacağız bütün kadınlarla.
Ve bütün insanlara
Gerçeği öğreteceğiz...”
(Çevirenler: Asım Bezirci-A. Kadir)
TURGAY OLCAYTO
ÖNCEKİ HABER

zama zingo

SONRAKİ HABER

Un çuvalı taşıyan Suriyeli elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa