06 Ocak 2010 05:00

PEMBE TABLONUN KARA GERCEĞi

Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomik değerlendirmelerde bulunduğu toplantıda, emeklilere yapılacak zam oranlarını da açıkladı.

Paylaş

Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomik değerlendirmelerde bulunduğu toplantıda, emeklilere yapılacak zam oranlarını da açıkladı. En düşük emekli maaşına ilk 6 ay için yüzde 20.4, en yüksek maaşa yüzde 4.5 zam yapıldı. İlk 6 ay maaşlarda en az 63 liralık artış olacak. En düşük SSK emeklisi maaşı 683 liraya çıkacak.
Başbakan, büyük bir müjde olarak sunduğu ve açıklamasını ekonomi kurmaylarına değil de kendisine sakladığı emeklilere zam oranını şu cümlelerle duyurdu: “Emeklilerin durumunu iyileştirme konusunda devrim niteliğinde düzenlemeler yaptık. 2010 yılının hemen başında emekli aylıklarını yeniden belirledik. Bu artış 7.3 milyon emekliyi kapsıyor. İlk 6 ay için en düşük emekli aylığını yüzde 20.4, en yüksek emekli aylığını da yüzde 4.5 oranında artırıyoruz. Yüzde 3’lük TÜFE farkı ile en düşük emekli maaşı yüzde 24.2, en yüksek maaş yüzde 7.6 oranında artıyor. Bu iyileştirmeyle emekli aylıklarında ilk 6 ay için en az 63 lira, en çok 101 lira artış olacak. Yılın tamamında ise emekli maaşlarına en az 74, en çok 172 lira artış yapıyoruz. 601 lira olan en düşük SSK emeklisi maaşı 683 liraya, tarım SSK’lısı aylığı 480 liraya, esnaf emeklisi aylığı 555 liraya, en düşük Bağ-Kur tarım emeklisi aylığı da 380 liraya çıkıyor. Bunun kamuya maliyeti 3 milyar liradır. Yapılan iyileştirmelerin mali disiplini bozmasına izin vermeyeceğiz.”
Yüzde 20’lik artışı sadece oransal olarak büyük. Karşılığı sadece 63 lira... Son yapılan zamlarla birlikte zaten eridi. Tarımsal enflasyon yüzde 14 düzeyinde. Yeni yılla girilen elektrik zammı, dolaylı vergi artışı, gıda fiyatlarındaki artış çoktan 63 lirayı eritti gitti. Bu koşullarda 63 liralık artışa iyileştirme zammı demek, olası gözükmüyor. Emeklinin beklentisi çok daha yüksek düzeydeydi.
DİĞER PEMBE TABLOLAR!
Başbakan, bazı ekonomik verileri adeta cilalayarak sundu: “Krizde bizde tek bir banka bile batmadı. Çünkü çok sağlam bir bankacılık sistemi inşa etmek için mücadele ettik. Ciddi bir zorluk da yaşanmadı. 2008’den bu yana çok daha büyük bir kriz yaşanıyor. Türkiye’de tek bir banka hâlâ batmadı, sıkıntı yaşamadı. Ciddi manada bir denetim mekanizması var. ABD, Japonya, Avrupa ülkeleri işsizlikte tarihi seviyelere ulaşırken, Türkiye’de işsizlik en son yüzde 13.4’te kaldı. Türkiye’de kötümserler hâlâ karanlık bir tablo çiziyor. Krizi istismar etmekte ısrar ederken, dünya otoriteleri krizden en hızlı çıkan ülke olduğumuzu teyit ediyor. 2010 yılında IMF ve OECD’nin büyüme tahmini yüzde 3.7. Bizimse tahminimiz çok mütevazı; yüzde 3.5. Eylül 2008’den beri dünya genelinde 87 kredi notu düşüşü gerçekleşirken, 17 artış oldu. Türkiye de notu artan ülkelerden biri oldu. Türkiye, güçlü ekonomik yapısıyla tüm belirsizlik noktalarını aştı ve hedeflerine ulaştı. 2010’un ilk günlerinde karamsarlık yüklü açıklamalar yapılıyor.”
Türkiye’de de işsizlik Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor. Gerçek işsizlik yüzde 20’lerin üzerinde. Türkiye’nin kredi notu artırıldı. Türkiye, borsasında spekülasyon yapılabilir ülkelerden biri olduğu için notu artırıldı. Yoksa Türkiye, kredi notu artırılırken, dünyada ekonomisi en çok küçülen ülkeler sıralamasında en önlerde yer alıyor (yüzde 6’lık küçülme oranı ile)... Başbakan, ekonominin borsa, faiz, döviz dışındaki verilerine baktığında üretim artışı olmayacağını, istihdam sağlanamayacağını, işsizliğin yüksek düzeyde seyredeceğini görüyor. Üç Yıllık Orta Vadeli Ekonomik Program’da bu gerçekler açık açık ortaya konuyor. Ama Başbakan, ‘mütevazı büyüme’ diyerek gerçeği belirsizleştiriyor.

TEKEL İŞÇİSİNE GÖZDAĞI

Başbakan, TEKEL işçilerine de seslenmeyi ihmal etmedi: “TEKEL işçilerinin eylemini istismar edenlere soruyorum: Siz işçi için, memur için ne yaptınız? İşçiyi bu kadar severdiniz de iktidarda olduğunuz dönemde zorunlu tasarruf, KEY’ler niçin ödenmedi? 1 Mayıs’ı niye tatil yapmadınız? Ana muhalefet genel başkanı işçilerin arasına gidip ‘Sizi ben partimin otobüsüne alırım’ der mi ya? Biz iki yıl önce Tek Gıda-İş ve Türk-İş başkanını davet ettik. Biz TEKEL’i özelleştiriyoruz dedik. Seçimi atlatalım çözeceğiz dediler. Biz 4-c kapsamına girmek isteyenleri alır çalıştırmaya devam ederiz dedik. TEKEL’li işçi kardeşlerimize söylüyorum: Yıllık çalışmayı 10 aydan 11 aya çıkardık. İlkokul mezunlarıyla ilgili maaş düşüktü. Onların maaşlarını yüzde 17.4 artırdık ve 772 liraya çıkardık. Lise mezunlarının maaşına yüzde 15.8 artış yaptık ve 856 liraya çıkardık. Yükseköğrenim mezunlarının maaşlarını da 938 liraya çıkardık. Özelleştirme sonucu işçiyi sokağa terk etmedik, ona sahip çıktık. Biz meseleye en başından beri iyi niyetle yaklaştık. TEKEL’li işçi kardeşim, ihbar-kıdem tazminatını alıyorsun. Bu parayı bankada ya da başka yerde değerlendir. Bir de 4-c’den alacaksın, geçim konusunda kaybın söz konusu değil. O zaman yapmak istediğin ne? Bizi aynı şekilde başka yerde çalıştırın diyorlar, kusura bakmayın. Depolarda üretim yapılmıyor. Bunlar boş depoda, 10 bin kişi istihdam ediliyor, yazık günah değil mi? Ben TEKEL işçilerinin iyi niyetimizi görmelerini istiyorum. İstismara alet olmayın, Baykal bir zamanlar SEKA’ya da gitti. ‘Kimse kapayamaz’ dedi; Sayın Baykal, git SEKA parkında dinlen de kendine gel.”
Başbakan ‘Kimse kapatamaz’ denilen yeri kapattık demeye getirerek, Baykal’a gönderme yaparken, TEKEL işçilerine gözdağı vermeyi de ihmal etmiyor. Bir yandan da işçilere ‘Oyuna gelmeyin’ çağrısı yapıyor. Oysa sorun, “Artık işçi değilsiniz. 657 Devlet Memurları Yasası’na tabi, geçici sözleşmeli personelsiniz. 11 ay çalışacaksınız. Sendika üyeliği, kıdem tazminatı gibi haklarınız olmayacak. Sözleşmeniz bir yıllık. Yenilenmezse işsizsiniz” denilmesidir. Bir kamu tüzel kişisi olan TEKEL ile yapılan iş akdi, devletin tek yanlı bir kararı sonucu, işçilere sorulmadan değiştiriliyor. 700 TL ile ailenizi nasıl geçindireceksiniz? Çalışmadığınız ay ne olacak? Bunu düşünen yok. Başbakan’ın bunlara cevap vermesi gerekir.

HALKIN CEBİNE UZANMAK

İDDİA: Hiçbir zaman milletin cebindeki paraya göz diken iktidar olmadık. Niçin bunlar altı sıfırı birin yanına koydular? Şimdi utanmadan, vatandaşın cebindeki paraya göz dikmekle itham ediyorlar. Enflasyon denilen canavara vatandaşı mahkum etmedik. Bugün Türkiye, yüzyılın en büyük küresel krizini tamamen yerli politikalarla çözüyor ve aşıyor. Küresel kriz var diye, faturayı vatandaşa kesmedik. Memuru, işçiyi, emekliyi enflasyona ezdirmedik.

GERÇEK: Başbakan, “İşçi çıkarının, krizi fırsata çevirenin canı yanar” dedi. İşsizlik yüzde 8’lerden yüzde 15’lerde çıktı. Ücretsiz izne çıkarılma kural haline geldi. Kimi yerlerde ücretler yüzde 30’lara varan oranlarda düşürüldü. Aylarca ücret almamak kural haline getirildi. İşçi ve emekçilerin canı yanarken, Başbakan kimsenin canını yakmadı. Patronlara yönelik teşvik üstüne teşvik getirildi. Başbakan yine “Kısa çalışma ödeneğine 2010 yılında da devam edeceğiz. Ekim sonu itibariyle yeni istihdam sağlayan işverenlerin SSK prim paylarını 2010’da biz ödeyeceğiz” diyor. Sonra bütçede oluşan açığı vatandaşın cebine uzanarak çözüyor.
Enflasyon tüketim harcamalarının ağırlığına (kira, gıda, ulaşım vs.) göre yapılanca emekçinin enflasyonu genel enflasyondan daha yüksek. Maaş ve ücret artışları bu düzeyin altında. Örneğin yüzde 2.5+2.5’lik maaş artışı şimdiden memur maaşlarını eritti. Dolaylı vergi artışları enflasyona direkt etki ediyor. Yeni vergi artışları ve zamların gündemde olduğu düşünülürse, enflasyonun şu anki yüzde 6.5 seviyesinde seyredeceğini söylemek mümkün. Enflasyonun şu an düşük olmasındaki en büyük etkenin, halkın alım gücünün düşmüş olması olduğu düşünüldüğünde, faturanın kime çıkarıldığı çok daha anlaşılır oluyor.

İDDİA: Asgari ücreti yüzde 214 oranında artırdık. Bunlar benim TEKEL işçimi, memur kardeşimi seviyordu da niye nemaları ödemediler? Konut Edindirme Yardımı’nı da biz gündeme getirdik. Kayıt bile yapmamışlar, bunlar vatandaşı böyle soyuyor. 5.5 milyon hak sahibine 2.5 milyar lira şu ana kadar ödeme yapıldı. Sen para bastın, modern hırsızlıkla vatandaşın cebindeki parayı aldın.

GERÇEK: Asgari ücret 800 TL’ye dayanan açlık sınırının ve 2 bin 500 liraya dayanan yoksulluk sınırının çok altında seyrediyor. Reel anlamda bir iyileşme söz konusu değil. Çay simit hesabına mahkum bir asgari ücret düzeyi var.
KEY ödemeleri ile yapılan ödemelerle alınan para kıyaslandığında, tam bir hayal kırıklığı yaşandı. Hâlâ ödemelerini alamayanlar söz konusu. KEY, Başbakan’ın bağışladığı bir para değil, çalışanlar tarafından ödenmiş paralar.

ÖNCEKİ HABER

ZAMLARA MÜHENDİS TEPKİSİ

SONRAKİ HABER

Kazakistan’da tren, yolcu otobüsüne çarptı: 3 ölü, 3 yaralı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa