07 Ocak 2010 05:00

ÖZGÜRLÜKLER

İnsanların özel hayatlarının ve aile hayatlarının korunması ve haberleşmelerine saygı gösterilmesi hakkı var.

Paylaş

İnsanların özel hayatlarının ve aile hayatlarının korunması ve haberleşmelerine saygı gösterilmesi hakkı var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde bu hak düzenleniyor.Bu hak alanına, başka bir ifade ile yasak alana pervasızca saldırılar oluyor. Şeklen hukuk belgesi -yargı kararları- var ama gerçekte bu kararlar insan hakları hukukuna aykırı. Hem usul açısından hem de özü itibariyle…
Polis, jandarma ve istihbarat örgütü dinlemesine olanak sağlayan yasa, savcıyı devre dışı bırakıyor. Bu kurumların amirleri doğrudan özel yetkili ağır ceza mahkemesi yargıcıyla temasa geçiyor ve karar istiyorlar. 5397 sayılı, “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” bu durumu düzenliyor.
Peki hali hazır uygulama bu durumdayken ses çıkmıyor da “devlet sırrı” konusunda niye ayağa kalkılıyor böyle? İnsanların hakları söz konusu olduğunda “sus- pus” olacaksınız, devlet sırrı denilen çoğu hukuksuzluğa işaret eden konular olduğunda ayaklanacaksınız. Sonra da “Türkiye bir hukuk devletidir” diyeceksiniz.
Devlet sırrı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 47. maddesinde düzenleniyor. Orada, “Açıklanması, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır.”
Devlet sırrı, onlarca yasada yer alır, tek bir yasada değil. Devlet saklama, gizleme, yasaklama rejimini kurmuş. Açıklıktan hoşlanmıyor. Sorgudan, sorudan, soruşturulmaktan… Hukuktan. Sadece devlet mi? Baksanıza koca koca sivil insanlar, “Kozmik odaya nasıl girersin?” diyebiliyor bir hakime. Hayret!.. Diyebiliyor ve hukuktan bahsedebiliyor bu insanlar. Aralarında hukuk fakültesi mezunları var; hukuk fakültelerinde kariyeri olan öğretim üyeleri var. Hukuk ideolojinin hizmetindeki araç olarak kullanılmaya kalkışıldı mı, ne bilim insanlığı kalıyor ne de hukukçuluk…
Söylemek lazım: Devlet içinde çeteleşmek, devlet içinde cinayetler, katliamlar kurgulamak ve gerçekleştirmek üzere örgütlenmeye gitmek niye devlet sırrı olsun ki… Darbe planlamak, başbakan yardımcısına suikast hazırlıkları yapmak ya da herhangi bir yurttaşı öldürmek üzere hazırlıklar yapmak, niye korunsun ki…
Hukuk devleti, bütün devlet organlarının eylem ve işlemlerinin hukukla bağlı olması ve hukuka bağlı olması ise ve bu bağlı oluş yargısal denetime açık olmayı gerektiriyorsa, bu sır, gizlilik, korku niye?
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 125. maddesine sığınmak niye? Savcıların arama yapamayacağını, o arada yargıç aramasının da kanuna aykırı olduğunu ilan etmek niye? Savcılar soruşturma yapamayacaksa, yargıçlar arama kararı veremeyecekse bunun adı cezasızlık politikası değil midir? Yargıdan ve cezadan muafiyet istemek değil midir? Devlet sırrı kavramı arkasına sığınarak hukuksal denetimden kaçış anlamına gelmez mi? Savcılık makamı, iddia makamı ise, devlet sırrı kavramına sığınarak iddia makamının delil toplaması dolayısıyla iddianame hazırlaması engellenmiş oluyor. Şu andaki durum bir demokratik hukuk devleti uygulamasına ne kadar uygundur? Savcı delil toplayamıyor. Yargı arama yapıyor. Savcıya bağlı adli görev yapan polis suç mahalline sokulmuyor. Arama faaliyeti Merkez Komutanlığı yani askeri idareye bağlı birimler aracılığı ile yapılıyor. Askeri savcılık ve askeri şahıslar aramaya nezaret ediyor. Bunların tümü hukukun üstünlüğü ilkesine aykırıdır. Bir hukuk devletinde idareye bağlı bir birim yargı kararına lütfederek uymaz. Uymak zorundadır. Yoksa suç işler. Ama öyle olmuyor. Askeriye zorluk çıkarabilir- miş ama çıkarmamış! Bu devlet anlayışının “çadır devleti” ya da “muz cumhuriyeti” anlayışından hiçbir farkı yok. Bunların yaşandığı ülkelerin de hukuk devletiyle ilişkisi yok. Kendimize soralım. Sivil otorite olarak Milli Savunma Bakanı neden ortalıkta yok. Bakanlığa bağlı bir birime (!?) giriş ve yargısal işlem yapmak niye böyle zor? Bunlar Türkiye sisteminin sorunları. Daha önce de söylemiştik fikrimizi: İkili hukuk, ikili iktidar demektir. Ya da ikili iktidar ikili hukuku da yaratır. Türkiye’de olan budur ve tek iktidara, tek hukuka gidişin sancıları yaşanıyor. Ne kadar başarılabilir bilemem. Ama militarizm konusunu merkezi ilgi alanımıza yerleştirsek iyi olur. Çünkü, biz yurttaşlar olarak ilgilenmesek de, yurttaş alanı (sivil alan) ve devlet alanı militarizmin odaklandığı alandır. Özgürlük alanı militarizmin işgali altındadır.
HÜSNÜ ÖNDÜL
ÖNCEKİ HABER

Mücadeleye devam!

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Ahmet Hakan'ın savunma mekanizması geliştirmesi üzdü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa