GÖZLEM

GÖZLEM

  • Taşeronlaştırma, bir fabrika ya da kurum içindeki iş ya da hizmetin tamamının ya da bir kısmının asıl işi yapanın...


    Taşeronlaştırma, bir fabrika ya da kurum içindeki iş ya da hizmetin tamamının ya da bir kısmının asıl işi yapanın, ikinci işverene (alt işveren) yaptırması olarak son yıllarda kamuda ve özel sektörde hızla yaygınlaşan bir uygulama olarak dikkat çekiyor. Taşeron şirketlerle genellikle sınırlı süreli sözleşmeler yapıldığından, dönem dönem yapılan ihalelerde herhangi bir taşeron şirket ihaleyi kaybettiği zaman ilk iş olarak söz konusu şirkete bağlı olarak çalışan işçiler kapı önüne konuyor. Hemen her gün karşı karşıya kaldığımız bu uygulamanın emek açısından en bilinen sonucu, genellikle taşeron olarak çalışan işçilerin hiçbir gerekçe gösterilmeden, sorgusuz sualsiz, çoğunlukla tazminatsız işten çıkarılmaları oluyor.
    Bugünden bakıldığında üretim sürecinde yaşanan ve işçilerin karşı karşıya kaldıkları tehlikelerden sadece birisi olarak görülen taşeronlaştırma uygulamaları, günümüz kapitalizmi için bilinenlerden çok daha büyük ve derin anlamlar ifade ediyor aslında. Taşeronlaştırmanın, işçiler açısından ne anlama geldiğini, patronların elinde nasıl güçlü bir silaha dönüştüğünü anlayabilmemiz için, sorunun ortaya çıkış koşullarını ve gelişim sürecini kısaca açıklamakta fayda var.
    Üretimin ve istihdamın pek çok yönden bütünlük gösterdiği yıllarda (1950–1970 arası), özellikle Avrupa ve ABD’de, üretim genellikle büyük fabrikaların çatısı altında, yine üretimin farklı aşamalarının birbirine bağlı olarak gerçekleştiriliyordu. Bu dönemde benimsenen üretim şeklinin kaçınılmaz sonucu olarak işçilerden herhangi birinin işi aksatması bütün işleri aksatabiliyor, bu durum da patronları pek çok yönden zor durumda bırakıyordu.
    Bu dönemde benimsenen basit işbölümü ve vasıfsız hale getirilmiş işçilerle gerçekleştirilen “kitlesel üretim”, işçilerin üretim sürecindeki gücünü ve etkisini belki de tarihte hiç olmadığı kadar üst noktalara taşıdı ve aynı zamanda sendikal örgütlenmenin “altın çağını” yaşamasını beraberinde getirdi. Çok sayıda işçinin aynı fabrika çatısı altında çalışması, işçilerin sendikalaşmasıyla birlikte yüksek ücretleri, çeşitli sosyal hakları ve daha iyi çalışma koşullarının yaratılmasını sağladı. Başlarda sendikalı işçiler açısından olumlu sonuçlar ortaya çıkaran bu durum 1970’lerden itibaren sürdürülemez duruma geldi. Önce üretimin, ardından kaçınılmaz olarak istihdamın parçalanmasıyla birlikte, önceki dönemde kapitalistlerin kârlarını azaltan ne kadar kazanılmış sosyal hak ve kazanım varsa hepsi hedefe konuldu. Söz konusu hedefleri gerçekleştirmek için benimsenen temel politika üretimin ve istihdamın esnekleşmesi olurken, üretim alanının parçalanması için uygulanan en yaygın uygulamalardan birisi de taşeronlaştırma olarak belirlendi.
    Taşeronlaştırmanın yaygın ve etkili bir şekilde uygulamaya sokulmasındaki başlıca hedeflerden birisi, çok sayıda işçinin bir arada çalıştığı ve üretim üzerinde zaman zaman hakimiyet kurabildikleri iş yerlerinde üretimin birbirinden kopuk olarak parçalanması oldu. Bu şekilde öncelikle işçilerin örgütlenme imkanının ortadan kaldırılması, yani emeğe yönelik saldırılara karşı birleşerek direnmelerinin önüne geçmek amaçlandı. Önce işçiler örgütlenme ve hak arama imkanından yoksun bırakılmalıydı ki, kârlar üzerinde ciddi bir maliyet baskısı yaratan ücretler düşürülebilmeli, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili maliyetler azaltılabilmeliydi. İşte bu mantık üzerinden gerçekleştirilen taşeronlaştırma uygulamaları, gelişmiş kapitalist ülkelerde örgütlü işgücünün direnci nedeniyle sınırlı olarak hayata geçirilirken, özellikle her yönden bağımlı azgelişmiş kapitalist ülkelerdeki işgücü üzerinde başarıyla uygulandı. Taşeronlaştırmanın azgelişmiş kapitalist ülkelerde uygulanış biçimlerini ve ortaya çıkan sonuçları haftaya değerlendirelim.
    ERKAN AYDOĞANOĞLU
    www.evrensel.net