Zorba devlet

Zorba devlet

Varsayalım ki DTP veya Kürt siyasetidir ortamı geren, ülkeyi kaos ortamına sürükleyen. Öyle ya, hükümetinden muhalefetine kadar herkes bu kanıda.


Varsayalım ki DTP veya Kürt siyasetidir ortamı geren, ülkeyi kaos ortamına sürükleyen. Öyle ya, hükümetinden muhalefetine kadar herkes bu kanıda. O zaman demokratım diyen Demokratik Açılım sahipleri, neden ve nasıl oluyor da buna izin veriyor? Demokratlık sadece barışta değil, savaş ve kargaşa anında da kendini göstermeli. Son dönemde yaşanan sokak çatışmalarına bakıldığında, devlet ve devleti temsil eden hükümetin, güçsüzlüğü ya da vurdumduymazlığı da ortaya çıkacaktır.
Her toplumun ortak yarar ve ortak iyiliği gerçekleştirmekle yükümlü tuttuğu bir iktidara ihtiyacı vardır. Toplumsal düzen, kişilerin güvenliği ve mutluluğu gibi basit ama temel görevleri olan iktidarın en büyük dayanağı ise yasalardır. Türkiye’nin gelmiş geçmiş iktidarlarının hiçbiri, en temel sorun olarak kabul edilmiş Kürt sorununu bu çerçevede çözme erdemine ulaşamadı. AKP iktidarı dönemindeki Milli Birlik Projesi haline dönüşen çözüm çalışmalarında da bilindik yöntemlerin dışına çıkılamadığı görülüyor. Ortaya konan ve “yeni” olduğu iddia edilen yöntemlerin de var olan askeri ve siyasi operasyonlara destek amaçlı olduğu ortaya çıktı. Bunu, açılımın ilk dönemlerinde Beşir Atalay, “Sadece askeri operasyonlarla halledemeyeceğimizi biliyoruz!” diyerek anlatmıştı meğerse. Dolayısıyla, bilinenin aksine, Kürt sorununa halen “güvenlik sorunu” olarak bakılıyor ve bu da sorunun, çözüm tartışmaları içinde çıkmaz sokağa girmesine sebep oluyor.
Tam da bu noktada aperatif birtakım gelişmelerle (Kürtçe kanal, Kürtçe yayın serbestisi vb.) sorunun Kürt ve demokrat tarafının heyecanını biraz olsun söndürmeye çalışan iktidar, yediden yetmişe her kesime yönelik siyasal baskısını da artırdı. Bir de bunun üstüne Kürtlerin önemli bir kısmının “iradem” olarak kabul ettiği Abdullah Öcalan’a yönelik iddia edilen baskılar sonucunda da, sokakların savaş alanına döndüğünü gördük. Son olarak da DTP’nin kapatılması süreci devreye girdi.
Tüm bunlar olurken devlet, yasaların kendisine tanıdığı güç ve silahla Kürtlere saldırmaya başladı. Tabii bütün sorumluluk da devletin en yetkili organları ve sözcüleri tarafından DTP ve onun nezdinde Kürtlere yıkıldı. Fakat biraz düşündüğümüzde, halk ayaklanmalarının temelinde mutlak bir baskı, zulüm ve zorbalık karşımıza çıkıyor. Ortaçağ siyaset düşünürlerinden Saint Thomas d’Aquin, bu ve benzer durumlar için şu ifadeyi kullanıyor: “Zorba, özel çıkarları için uyruklarına maddi ve manevi külfetler yüklemekten kaçınmaz. Uyruklarının mallarına el koyar, herhangi bir direnişle karşılaştığında da kan dökmekten çekinmez. Zorba, kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamadığı gibi manevi değerlere de el uzatır. İnsanlarda erdemi yok etmeye çalışır. Bu amaçla da toplum arasında anlaşmazlıklar yaratmaya özen gösterir. Zorba, uyruklarına vahşi bir hayvandan farksız davranır. Baskının tahammül edilemez derecede ağır olması halinde zorbadan kurtulmak için harekete geçme söz konusu olabilir. Bu durumda da zorbanın öldürülüp öldürülmeyeceği sorunu ortaya çıkar. Yani şiddet ortamı baş gösterir” (Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, Beta). Zorba, burada devlet ya da onu temsil eden iktidar olarak tanımlanır. Ortaçağın siyasal yönetimlerinde çok sık karşılaşılan bu tür durumlardan Türkiye’nin kurtulamaması konusuna eğilmek gerekiyor. Var olan sorunun kendisini, sorunun nedeni olarak kabul etmek, AKP dahil önceki tüm yönetimlerin yaptığı temel bir hataydı. Ve maalesef bu hatada devam ediliyor.
Devleti olmasa da ulus olabilmiş bir halkın görmezden gelinmesi, yaşanan savaş ve bunun yarattığı iki yönlü travma karşısında “barış” dilini kullananlara ortak olamamak, bu ülkenin bir geleneği haline gelmiş durumda. Bugünün yöneticilerinin, Kürtlerin özelinde tüm ezilenlerin ifade ettiği “Demokratik Cumhuriyet” söylemine anlam yükleyememeleri de bu yüzden. Zira, Cumhuriyet tek başına yeterli değil. Çünkü Cumhuriyet rejimi kısmi bir eşitliğe dayanır.
Sonuç itibariyle bugünlerde yaşanan olayların, ortaya konan açılımla direkt olarak ilgisi olduğu kanısına varılabilir. Demokratik Açılım denildiğinde, buna en çok ihtiyaç duyan kesimlerin büyük beklentiler içine gireceğini de tahin etmek zor olmamalı. Ancak AKP bunu göremedi, göremiyor. Kürtler ve ülkenin tüm ezilenleri, her şeye rağmen umudu taşımaya gayret etti. Zaman zaman muhalefetin temel dişlilerinden farksız bir dil kullanan mevcut iktidarın, ileride altından kalkamayacağı sonuçlara gebe olacak “açılım”larından vazgeçmesi gerekiyor. DTP’nin, açılımın bittiğine yönelik ifadeleri de bu yüzden. Tarih boyunca gerek politik alanda gerekse sokakta, kampüste, dağda yürütülen tasfiye planlarının çözüm getirmediği, tam tersine toplumu cepheleştirdiği İspanya’da, İngiltere’de, Meksika’da, Fransa’da, Güney Afrika’da- görüldü. Tasfiyecilerin ve şiddet yanlılarının, büyük oranda siyasal arenadan ağır bir yükle yok oldukları da...
Bu anlamda Aziz Thomas’ın dediği gibi, baskıyı en iyi yöntem olarak gören her devlet, önce “zorba devlet” olarak adlandırılır. Ardından da baskının ve şiddetin yanında vuku bulamayacak demokrasiden uzaklaşılır. Ne kadar direnilse de şiddet herkesi kendisine çekecektir. İşte bu yüzden, her toplumun, sağlıklı bir devlete ve adaletli iktidarlara ihtiyacı vardır.
FIRAT BİLİR Şırnak Emek Platformu Üyesi
www.evrensel.net