DURUM

DURUM

  • Cengiz Çandar’ın 6 Ocak tarihli yazısının başlığı “Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor” idi.


    Cengiz Çandar’ın 6 Ocak tarihli yazısının başlığı “Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor” idi. Çandar’ın bu başlığı atmasının nedeni ise, son zamanlarda “hükümetle askerler” arasında olup bitenleri “normalleşme” olarak tanımlaması. Ona göre “askeri vesayet sistemi” biterken demokrasi ve normalleşme egemen hale geliyor. Olup bitenin demokrasi yönünde olmadığını gelişmeler yeterince ortaya koyuyor. Ama durumu kendince tanımlamak için alınan örnek sosyalizm tarihinden! İliklere kadar işlemiş sosyalizm düşmanlığında, antikomünizmde gelinen son nokta bu.
    Çandar şöyle yazıyor, “4 Ocak 2010’u unutmam mümkün değil. O gün,.. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “2010’da ne askeri darbenin, ne askeri muhtıraların söz konusu olamayacağını” ilan etmişti.. O günün gecesinde, devlet bürokrasisinin en tepe noktası sayılan makamdaki insan, yani devleti “içinden tanıyan” ve “içinden izleyen”, bu anlamda devlet hakkında söz söylemeye en yetkin konumda bulunan bir yetkili bize şöyle dedi: “Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor!” Son gelişmeler olmasa bile çökecekti ona göre, “Çünkü devletin bir çok kurumu zaman içinde içten içe çürümüştü. Çöküş mukadderdi… Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Devlet kurumları arasında bir çatışma yok. Normalleşme var. Büyük bir değişim dönemine adaptasyonda sıkıntı çekenler var” diyor.”
    Günümüzde bir darbe tehlikesinin var olduğunu zaten aklı başında kimse ileri sürmüyor. Ama diğer söylenenlerin içinde her halde tek doğru şey, devletin pek çok kurumunun çürümüş olduğudur. Bu çürümenin temel nedenleri arasında da, “soğuk savaş” döneminde devletin komünizme karşı örgütlenmiş olması, tüm yığınağını antikomünizm ve sözde bir terörizm üzerine yapmış olmasıdır. Çürüdüğü söylenen bu devlet yapısı ABD önderliğinde sosyalizme geçit vermesin diye Sovyetlere karşı “yeşil kuşak” anlayışı içerisinde örgütlenmiştir. Bu gerçekleri öncelikle Çandar’a hatırlatmak gerekiyor. Eser de, devlette sizindir. Paçalarınızdan pislik akıyor, ama sosyalizm düşmanlığını da elden bırakmıyorsunuz.
    Bugün, AKP Hükümeti’nin sadece kendisine karşı işlenmiş bazı suçlara indirgemeye çalıştığı bazı karanlık işler ve ilişkilerle hesaplaşma, ama bunu yaparak ülkenin bütün karanlık tarihini temizleme ve aklama manevraları görülüyor ve biliniyor. Ama bu karanlık işlerin asıl kaynağı üstü örtülmeye çalışılan kontrgerilla örgütlenmesi, bununla ilişki içerisindeki kurumlar değil mi? Bu lanetli işlerin ideolojik, politik gerekçesi hep ülkenin “komünizme kaymaması, bölünmemesi” olarak tanımlandı. Ama bu, kendi halkına düşman, asıl hedefi kendi halkı ve onun mücadelesi olan bir anlayış ve yapıydı. Çürüme ve kokuşmanın temel nedenlerinden birisi de budur. Bu gerçekler ters yüz edilerek, mevcut durumda bile sosyalizme küfür etmekten geri kalınmıyor. Bu ne korku böyle? Ama korkunun ecele faydası yok.
    İşin bir diğer yönü şudur; uluslararası politik koşullardaki, içerdeki sınıf ilişkilerindeki değişmeler, bir önceki devlet politikalarının ve kurumlarının “yenilenmesini” de beraberinde getirir. Eski durum değişmemiş gibi davranmak ve ilerlemek olanaklı değildir. Bu durumda atılan her adımda ayaklar birbirine dolaşır, eski ilişkiler ayak bağı olur. Bu nedenle egemen sınıflar kendi örgütleri olan devleti ve onun gizli, açık organlarını yeniden gözden geçirirler, “adaptasyon sıkıntısı çekenleri” ayıklarlar veya yola getirirler. Bugün olup bitenlerin en genel anlamda açıklaması budur.
    Ama bu dönemler pek çok durumda çalkantıları, hesaplaşmaları da beraberinde getirir. Son yıllarda bizde olduğu gibi, devletin halka karşı kullandığı pek çok kirli yöntem, lanetli bazı ilişkiler ortaya saçılır. Bu durum devletin çürümesinin halk tarafından ayan beyan görülmesinin de önünü açar. Egemen sınıf klikleri bir taraftan kendi içlerinde, “yeniden yapılanmada” kilit noktaları tutma mücadelesi verirken, halkı bu gerici politikalara yedeklemeye çalışırlar.
    Eğer bu dönemlerde işçi ve emekçi halk, politikaya ve devlet işlerine kendi bağımsız çıkarları temelinde müdahale etme olanağına sahipse, bu dönemi, egemen sınıfların devleti tamir etme ve yeniden yapılanma dönemi olmaktan çıkarıp, demokrasi ve özgürlüklerin kazanıldığı, demokratik bir devletin kurulduğu bir mücadele dönemi olarak değerlendirebilir. Bunu başarabilmenin temel koşulu ise işçi sınıfının ve emekçi yığınların örgütlenme ve bilinç düzeyleri, mücadelelerinin gelişkinlik durumudur. Çandar gibilerinin kaygıları ve korkuları bu tür bir gelişme ihtimalindendir ve onlar halkın ya bir burjuva kliğine yedeklenmesi, ya da seyirci kalması, bilincinin çarpıtılması için büyük bir çaba gösterirler. Tarihsel gelişme dikkate alındığında boşuna bir çabadır bu!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net