08 Ocak 2010 00:00

BAŞYAZI

Irkçı şoven saldırganlık, Romanların bir kasabadan, “Kasabamızda Çingeneleri istemiyoruz” yaygarası eşliğinde kovulması ve evlerinin yerle bir edilmesine kadar geldi.

Paylaş

Irkçı şoven saldırganlık, Romanların bir kasabadan, “Kasabamızda Çingeneleri istemiyoruz” yaygarası eşliğinde kovulması ve evlerinin yerle bir edilmesine kadar geldi.
2006 yılının Kasım’ında Rahip Santoro’nun, 2007 Ocak ayında da Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından Trabzon’da “bölücü”, “Kürt” oldukları gerekçesiyle kimi gençlerin hedef gösterilmesiyle başlatılan linç girişimleri, Sakarya, Bozüyük, Seferihisar gibi il ve ilçelerde yaygınlaşmıştı. Son günlerde ise bu girişimler, Edirne, Elazığ, Bayramiç, İzmir, Erzincan, Erzurum; en son da Mersin ve Manisa’nın Selendi ilçesinde ortaya çıktı.
Selendi’de Romanların hedef alınmasının; “bölücü”, “terörist” ve “Kürt” suçlamalarıyla yapılan linç girişimlerinden sonra “aşağı bir ırk” olarak görülen Romanlara yönelen saldırının, simgesel bir önemi de vardır. Çünkü Romanlar, Hitler ve Mussolinici faşistler tarafından da “aşağı ırk” olarak damgalanıp tüm Avrupa’dan sürülmek istenmişti.
Bu linç girişimleri son zamanlarda, Bayramiç (hedef Kürtlerin oturduğu mahalle) ve Selendi’de (hedef Romanların mahallesi) bir mahallede oturanların tümünü hedef alan ve binlerce kişinin katıldığı bir saldırganlık olarak cereyan etti. DTP Eş Başkanı Ahmet Türk’e “ev verilmemesi” de aynı kategoriden bir saldırganlıktır.
Olanları basından okuyoruz. Bu, bir barbarlık ve açıkça ırkçılıktır. Olayları organize edenler de malum şoven partilerin yandaşlarıdır; hemen her yerde aynı odakların elebaşılarıdır.
Önceki gün Selendi’de olanlar da TV kanalları ve gazeteler tarafından uzun uzun aktarıldı.
Evet; olanlar vahşettir, gericiliktir ama olup biteni sureti haktan görerek savunanlar, “Kasabanın adı kötüye çıkmasın” gibi gerekçeler arkasında saldırganlığı masum gösterenler, asıl tehlikeli rolü oynamaktadır.
En son Selendi’de de gördüğümüz bu uğursuz “koruyuculuk” rolü şöyle ortaya çıkmaktadır:
Ne zaman ırkçı faşist odakların kışkırttığı bir saldırganlık söz konusu olsa, olayların belirli bir aşamasından sonra araya polis, jandarma girip, saldırıya uğrayanları döve söve “kurtardıktan” sonra; kimi zaman mahallenin mülki amiri, emniyet amiri, kimi zaman belediye başkanı, esnaf odası yöneticisi, partilerin yerel yöneticileri...araya girip bu saldırganlığı savunmaya başlamaktadırlar. Bunu bazen saldırganları yatıştırma görüntüsü, bazen olanları lanetleyip, “Aman kasabamızın adı kötüye çıkmasın” savunması arkasında yapmaktadırlar.
Bu kişiler, basın ve TV kanalları karşısına çıkıp; “Bizim kasabamızda böyle şeyler hiç olmaz. Bunu yapanlar da birkaç kendini bilmez çocuktur. Halkımız şöyle soylu şöyle boyludur, o kardeşlerimizi de hepimiz çok severiz. Biz çok misafirperveriz. Yedi kat yabancılar bile kasabamızın bu sıcaklığını bilir...” içerikli bir konuşma içinde, saldırganların üstüne gidilmesini önlerken, saldırıya karşı olan kesimler de “saldırganlığın üstüne giderse kendisinin de hedef olacağı duygusu uyandırılarak” sindirilir. Yani olayların tanıkları da böylece baskı altına alınır. Böylece saldırı masum bir tepkiye, bir yanlış anlaşılmaya indirgenirken, saldırıya uğrayanlara da “Ayağınızı denk alın, bir daha bizim hoşumuza gitmeyecek şeylerden kaçının” mesajı verilir.
Ama son üç yıl, bütün bu saldırganlıklarda olup bitenler, kamera kayıtlarında var ve saldırıyı planlayanlar, düzenleyenler, saldırganlara kol kanat gerenler bilindiği halde, bir tek ciddi dava açılmamış, bir tek kişi de cezalandırılmamıştır. Tersine, bu kişiler; “Biz yaparız, bize kimse dokunamaz. Çünkü arkamızda emniyet, şu parti bu büyük kişi var” edasıyla, o bölgede “önemli kişi olma adayı” olarak dolaşmaktadır. Bunların çoğu yarın o partiden bu partiden milletvekili, belediye başkanı filan olacaklardır. En azından bu yoldan köşe dönecekleri onlara söylenmekte, ideolojileriyle çıkarlarını birleştirmeleri sağlanmaktadır.
Elbette saldırganlar suçludur ama asıl suçlular, onları hoş görerek yönlendiren ve onlara kol kanat gerenler; bu güruhun herhangi bir zarar görmeden saldırganlıklarını sürdüreceği düşüncesinin yayılmasına neden olanlardır. Bu yüzden de mücadele; bugüne kadar bu saldırganlıkların neden soruşturulmadığı, bunların kimler tarafından ne amaçla korunduğunun deşifre edilmesi de son derece önemlidir.
ABD’de Ku Klux Klan; Almanya’da Nazi dönemi Yahudiler, Romanlar ve öteki “aşağı ırklara” yönelik yapılan saldırganlıklarda (Bizde 6-7 Eylül olayları, Maraş vb. olaylarda asıl uğursuz rolü bu “tatlı dilli” koruyucu kollayıcı takımı oynamıştır) bugün bu lanetli rolü açığa çıkarma, bu tür saldırganlıkları önlemenin başlıca olanağı olarak görülmektedir.
İHSAN ÇARALAN
ÖNCEKİ HABER

Yardım konvoyu Gazze’ye ulaştı

SONRAKİ HABER

Sendika ve odalardan kayyum tepkisi: Demokrasiye ağır bir darbe

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa