08 Ocak 2010 05:00

Toplu mezarlar mı, asit kuyuları mı devlet sırrı?

Bülent Arınç’a suikast iddialarıyla gündeme gelen Seferberlik Tetkik Kurulu (STK), beraberinde “devlet sırrı” kavramını da gündeme getirdi.

Paylaş

Bülent Arınç’a suikast iddialarıyla gündeme gelen Seferberlik Tetkik Kurulu (STK), beraberinde “devlet sırrı” kavramını da gündeme getirdi. Devlet sırrı nedir? Devlet, neden bir bilgiyi halktan gizleme gereği duyar? Bu sorulara daha net cevap alabilmemiz için öncelikle STK ve kontrgerilla tarihine bakalım.
1952 yılında NATO’ya üye olan Türkiye’de, kontrgerilla 1953 yılında kuruldu. STK denilen kurumun personeli, yani kontrgerilla, eğitimini ABD ordusundan ve CIA subaylarından alıyordu. Eğitim desteğinin yanı sıra finansman ve teçhizat da ABD tarafından karşılanıyordu. O yıllarda kafası karışık vatandaş ister istemez soruyor:
- Hayrola, neyin seferberliğidir bu?
- Komünistlere karşı seferberlik...
- Komünist mi?
- Bu kış gelecekmiş diyorlar.
- ???
- Olmadı öbür kış…
STK, 1965 yılında, Amerikan Askeri Yardım Heyeti (JUSMATT) binasına taşınarak isim değiştirdi ve Özel Harp Dairesi adını aldı.
12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, Amerika’nın emriyle kontrgerilla tarafından planlandı ve uygulandı. Katliamlar, idamlar, suikastlar birbirini izledi. 1990’lı yıllarda Güneydoğu kan gölüne çevrildi.
Diğer NATO ülkelerinde de bu tip gizli yapılanmalar mevcuttu. İtalya’da Gladio adında gizli bir devlet örgütü 1990 yılında çökertildi, eli kanlı katiller yargıya hesap verdi. Kontrgerilla, Almanya’da Sword, Avusturya’da Schwert, İngiltere’de Secret British Network Revealed, Hollanda’da NATO Command, İsviçre’de P:26-P27, Yunanistan’da Sheepskin, Fransa’da Rüzgargülü adıyla cinayetler işledi. Bu ülkeler, tıpkı İtalya’da olduğu gibi faşistleriyle hesaplaşıp gereken cezaları verirken, Türkiye’de bu kurumun varlığı hep inkar edildi. Katillerin isimleri caddelere, okullara, parklara verildi, katiller korundu.
Türkiye kan gölüne çevrilirken, bu kandan rant sağlayan bir tabaka ise her zaman kendini belli etti. Sözüm ona sosyal demokrat ve halkçı olduğunu iddia edenler, daima bu katillerin savunuculuğunu yaptılar, hiçbir zaman halktan yana olmadılar.
Devlet sırrı kavramına gelince; katliamları, cinayetleri kamufle etmek için bir zırh vazifesi yaptı daima. Maraş katliamı mı bir sır, 16 Mart katliamı mı? Gizlice idam edilip bilinmeyen bir yere gömülen gençler mi devlet sırrı? Veya gözaltında, işkencede, zindanlarda katledilen insanlar mı devlet sırrı? Emekçilerin üzerine ateş açılması mı bir sır? Diyarbakır Zindanları mı devlet sırrı? 17 yaşındaki çocuğu, yaşını büyütüp katletmek mi sır? İnsanların diri diri yakılması mı devlet sırrı? İnsanları “beyaz Renault”lara bindirip, bir yolun kenarına, cesedini bırakmak mıdır veya toplu mezarlar mı, asit kuyuları mı devlet sırrı?
Eğer siz bunlara devlet sırrı diyorsanız, kendinizi kasmayın rahat olun; bunlar sır değil!
ÖZGÜR TOPSAKAL Gazeteci
ÖNCEKİ HABER

Eskileri yeniden kurgulamaya

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Gerekçeli karar milletin nezdinde sıfır hükmündedir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa