Eskileri yeniden kurgulamaya

Eskileri yeniden kurgulamaya

Avatar’ın uzun kuyruklu, mavi, çirkin yaratıkları dururken kimse Penelope Cruz’un yüzüne bakmaz biliyorum. Ama bir umut, başka filmlerden konuşalım biraz da.


Avatar’ın uzun kuyruklu, mavi, çirkin yaratıkları dururken kimse Penelope Cruz’un yüzüne bakmaz biliyorum. Ama bir umut, başka filmlerden konuşalım biraz da.
İspanyol Yönetmen Pedro Almodovar’ın on yedinci filmi Kırık Kucaklaşmalar, karşımızda. Aslında filmin konusunu anlatınca, sinema izleyicileri için epey tanıdık bir hikayeyle karşı karşıya olduğumuz belli oluyor. Annem Hakkında Her Şey, Konuş Onunla, en son Dönüş filmlerinin yönetmeninden, biraz onları andıran, biraz onlardan ayrılan bir yeni film:
BİLDİĞİ YERDEN
Kırık Kucaklaşmalar, gözleri görmeyen bir adamın hikayesi. Her melodramda olduğu gibi bu bir kaza sonucu gerçekleşmiş, o günden sonra kimliğini de Harry Caine adlı yazara çevirmiş bir adam, kahramanımız. Ondan önce yönetmenmiş ve 14 yıl önce son filmini çekerken, ne olduysa olmuş. Bir şekilde, bir adamın ölümü ve çeşitli bağlantılar üzerine “14 yıl önce neler olmuştu” sorusuna ve geriye dönüşlere teslim ediyor film hikayesini. Matteo Blanco, başarılı bir yönetmen, Kızlar ve Bavullar adlı son filmini çekerken, genç, güzel bir kadınla birlikte çalışmaya, bir süre sonra da aşk yaşamaya başlıyor. Ancak bu genç kadın, zengin bir iş adamının metresi olunca, acılı aşkla başlayan çeşitli melodram unsurları, filmin hikayesinde sıralanmaya başlıyor. Sonunu açık etmek gibi olmasın, birkaç ipucu vermek için söyleyelim, eski bir aşk, trafik kazası geçirip kör olmak, “Senin baban aslında bilmem kimdi” açıklamaları, baba baskısı ve babaya isyan, tastamam yerli yerinde. Bu arada eski, başarısız olmuş filme de yeniden el atılınca, geçmişle hesaplaşma tamamlanmış oluyor.
Son filminin en belirgin yanı şu; İspanyol Yönetmen, Almodovar, kendi bildiği yerden bir hikaye anlatmayı seçmiş. Filmin kahramanı bir yönetmen ve filmin tamamı, sinema üzerine bir mesele etrafında dönüyor. Eski bir film çekimleri sırasında olanlar olmuş, şimdi, yeni bir film teklifiyle eski defterler açılıyor. Filmin içinde eski filmler var, biri Matteo Blanco’nun çektiği, diğeri, onun çekimlerini kayda alan belgesel. Final de, eski filmin yeniden ele alınmasıyla çözüme ulaşıyor. İçinde başka yönetmenlerin başka filmlerine yapılan gönderme de, meraklısına bir bonus olsun.
KENDİNE DAİR
Almodovar’ı ve sinemasını sevenler, bu durumu sevinçle karşıladı. Almodovar’ın neredeyse sinema ve özellikle de kendi sineması üzerine bir film yapmış olduğu söylendi. İspanyol yönetmen, kamerasını insan ilişkilerine, aşklara ve ailelere bundan önceki filmlerinde sürekli olarak yöneltirken, başarısını, hem bize tanıdık gelen, hem de sürprizlere gebe hikayeler anlatmasına borçluydu. Bir başkasının elinde çok acıklı ya da yapmacık duracak bir meseleyi, çoğunlukla kanırtmadan, hatta güldürerek enteresan bir şekle sokardı. Geçirilen kazalar, yaşanan gizli aşklar, izi sürülen anne babalar, cinsiyet değiştirmeler, cinsel yönelim hikayeleri, ancak filmlerde olur türden hikayeler olmaktan çıkıp, sahici meselelere dönüşür onun elinde.
Şimdi, ancak filmlerde olur denecek şeyleri başka türlü anlatmayı becermeyi başaran yönetmen, bile bile, izleyicinin kafasını tutup filmin içine sokuyor. Ondan çıkarıp ötekine sokuyor. Sinema üstüne bir film yapmak, benim için başka filmlere gönderme yaptığı için sevindirici bir gelişme değil, yönetmenin anlatacak hikayesinin tükendiğine, hayata dair bir sinemadan çok, kapalı devre, sinemaya dair sinema işlerine kapandığı anlamına geliyor. Burada durum, bu kadar kötü olmasa gerek. Ama yönetmenin kendiyle ilgili bir şeyler anlatmaya çalıştığı belli.
KIZLAR VE BAVULLAR
Bu filmde saydığımız acıklı unsurlar art arda dizildiği halde, bunlar üstünde durulup abartılan meseleler olmamış. Filmin “duygusuz” yanı, asıl numaralarından biri yani. Bir başka filmini “Benim babam kim” sorusunun üstüne kurabilen yönetmen, bu kez “Bu arada senin baban da şu”, “Hı, öyle mi” sadeliğine çekiliveriyor!
Kısacası, Almodovar’ın diğer filmleriyle birlikte düşünmeden, Kırık Kucaklaşmalar’ın çok bir anlam kazanması mümkün değil. Filmin zayıflığı bu aslında, ama meraklıları için ilginç bir deneyim olduğu da kesin. Kırık Kucaklaşmalar’ın sonunda filmin yeniden kurgulanması esprisi de buraya bağlı olsa gerek.
Film içinde film Kızlar ve Bavullar’ı ilginç bulanlar için not: Kadınların absürt ama gayet içten ve ilginç diyaloglarıyla dolu bu film parçası, aslında Almodovar’ın ilk filmlerinden Sinir Krizinin Eşiğinde Kadınlar’ın bir benzeri.
Kırık Kucaklaşmalar, takibi kolay ama anlamlandırması biraz güç bir film. Almodovar sevenleri bile hayal kırıklığına uğratması beklenebilir. Çünkü yönetmen, kamerasını kendisine yöneltmenin zorluğu karşısında, ucunu bir yere bağlamak yerine açıkta bırakmayı tercih etmiş.


Kırık Kucaklaşmalar
Orijinal adı: Los Abrazos Rotos
Yönetmen: Pedro Almodovar
Oyuncular: Penelope Cruz, Lluis Homar, Blanca Portillo, Jose Luis Gomez

HAFTANIN VAMPİRİNE DİKKAT

Gir Kanıma
Dünya sinemasını kasıp kavuran vampir salgınının en dikkate değer örneği sonunda sinemalarda. İsveç sinemasının geçen yıl izleyicilere hediye ettiği Gir Kanıma, o uzak ve soğuk ülkeden izler taşıyor. ‘80’lerin soğuk bir İsveç kentinde geçen hikaye, küçük bir çocuğun itilip kakılmayla dolu hayatı ile başlıyor. Derken küçük Oscar, komşunun kızı Eli ile tanışıyor. Ama işte, bu komşunun kızı, hiç gördüklerimize benzemiyor. Bir yandan ergenliğe yeni giriş, kendini tanıma hikayeleri içinde, karşımızda olan, vampirlik yaparak karnını doyurmak zorunda olan küçük bir kız çocuğu. Her ne kadar bu son kısmı biraz tartışmalı olsa da, görüntü öyle en azından. Bu arkadaşlık bağı meselesi, filmin karanlık atmosferine duygusal bir hava katıyor. Karanlık derken, hiç bildiğimiz vampir hikayelerini andırmıyor, çok “içten” bir soğukluk var havada. İlginç olduğu kesin. Küçük oyuncular Kare Hedebrant, Lina Leandersson çok başarılı.
“Lat Den Ratte Komma In” Yönetmen: Thomas Alfredson

Amelia
Uçmaya sevdalı bir kadının gerçek hikayesi. Hikayenin gerçek olduğunu bilmek olmasa, filmin ilgi çekmesi çok zor, Hilary Swank’in oyunculuğuna rağmen. Amelia Earhart, hakikaten yaşamış, iki dünya savaşı arası Amerika’sında bir halk kahramanı, bir umut gibi görülmüş bir insan. Bu, işin bir boyutu. Diğeri, bir kadın olarak, tek başına uçmak gibi o zaman yapmanın zor olduğu şeyleri yapmaya kalkmış olması. Belki havacılık tarihi açısından önemli bir yeri olduğundan da söz edilebilir. Aşk hayatı da tabii ki, biyografi filmlerinde ihmal edilmeyen bir boyutu. Ama Hindistanlı Yönetmen Mira Nair’in filminde bir yere odaklanma sorunu olduğu için, dağınık bir hayat hikayesinden, biraz da acıklı bir sonla ayrılıyor insan.
“Amelia” Yönetmen: Mira Nair

Ninja’nın İntikamı
Ninja olayına çok yabancıymışız gibi, ninjaların sürekli ne kadar olağanüstü savaşçılar olduğuna vurgu yapan bir intikam hikayesi. Çocukken ninja olarak yetiştirilmeye başlayan esas oğlan, okuldaki abartılı manyaklığa isyan ediyor ve karşılıklı savaş başlıyor. Matrix’in yönetmenleri ninja filmine yapımcı olmuş. Vatandaş Koreli, yer Berlin ama konuşulan dil tamamen İngilizce. Uma Thurman bile Japonca konuşuyordu. Anlayacağınız epey ticari bir ninja hikayesi olmuş. Hakikaten sürekli bir dövüşme hali var ve buna kişisel intikam dışında en ufak bir felsefe, bir ruh falan katmaya çalışmamışlar. Başroldeki Rain, meşhur bir Güney Koreli şarkıcı, ününe ün katacak, o ayrı. “Ninja Assassin” Yönetmen: James McTeigue
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.