BAŞYAZI

BAŞYAZI

  • TEKEL işçilerinin Ankara’da, Türk-İş’in önündeki eylemi ve bu mücadeleyi desteklemek için Türk-İş’in çağrısıyla başlayan eylemler sürüyor.


    TEKEL işçilerinin Ankara’da, Türk-İş’in önündeki eylemi ve bu mücadeleyi desteklemek için Türk-İş’in çağrısıyla başlayan eylemler sürüyor.
    Bu eylem kararlarının ve eyleme katılmaların oranları nispeten az olsa bile, bunların önemine gazetemizde çeşitli haber ve köşe yazılarıyla değiniliyor.
    Ancak bu eylem sürecinde giderek bir “sorun” da ortaya çıkmaktadır.
    Şöyle ki, Türk-İş Başkanlar Kurulu’nun son toplantısında, “Cuma Eylemleri önceden karar alındığı gibi sürdürülürken, çeşitli illerde diğer sendika ve emek örgütleriyle de ortak, geniş katılımlı mitingler yapılması” kararı da alınmıştı. Aynı kararda, mitinglerin ne zaman ve hangi illerde yapılacağının belirlenmesi de Türk-İş Yürütme Kurulu’na bırakılmıştı.
    Geçtiğimiz cuma günü, yani dün, yapılması gereken 2 saat iş bırakma, Türk-İş Başkanlar Kurulu tarafından kamuoyuna da açıkça duyurulmadan bir saate indirilmiştir. Ve Türk-İş Başkanlar Kurulu’nda bu kararların altına imza atan çoğu sendika başkanının sendikasının da bu eylemlere ya öylesine bir katılım sağladığı ya da hiç katılmadığı gözlenmektedir. Öyle olunca da; “sürekli eylem” süreci adı verilen bu sürecin, emekçileri daha ileri eylemlere hazırlamak, hükümete geri adım attırmak ve emek düşmanı politikalara karşı emekçilerin güçlerinin birleştirildiği bir süreç olarak işlemesi zorlaşmaktadır. Tersine süreç, mücadelenin tavsatılıp, işçiler ve emekten yana güçlerin mücadeleden soğutulduğu bir sürece dönüştürme gayretlerinin de hedefi olmaktadır. Türk-İş’li sendikacılar arasında da bu durumdan doğan hoşnutsuzlukların oluştuğu, üyelerini eylemlere katmayan sendikacılara karşı tepkilerin geliştiği haberleri gelmektedir.
    Öte yandan, dün İzmir’de işçilere hitap eden Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’ya, Türk-İş’in daha ileri kararlar almasını isteyen işçiler tarafından tepki gösterilmesi, önceki eyleme katılmayan bazı işyerlerinde daha ciddi katılımların da olduğu göz önüne alındığında, mücadelenin bu aşamasında iki tutumun çatıştığı ortaya çıkmaktadır. Bir yanda “daha ileri daha etkin eylemler” isteyen sendikacılar ve işçilerin, öte yanda mücadeleyi “tavsatarak yatıştırmaya” çalışan sendika yöneticilerinin tutumu!
    Bu açıdan bakıldığında, mücadelenin emek mücadelesi lehine ilerlemesi için;
    1) Sendika yönetimlerine çok önemli iş düşmektedir. Çünkü sendika karar aldıktan sonra, işçiler buna uymaktadır,
    2) Sendika şubeleri ve sendika şubelerinin, daha önceki mücadelelerde oldukça etkin olan yerel platformların bu mücadelede de etkin olmasının çok önemli olduğu görülmektedir. Şubelerin etkin katılımının olmaması, eylemlerdeki zayıflık, ayak sürten sendikacılara güç verirken, daha ileriden kararlar almak isteyen sendikacıları zayıf düşürmektedir,
    3) “Özel sektörde bu tür eylemler yapılamaz” saplantısı vardır. Ve bu saplantının da artık yıkılması gerekir. Böyle bir kural yoktur işçi sınıfının mücadelesi içinde. Nitekim hem tüm dünyada hem de Türkiye’de geçmişte özel sektörde de bu tür eylemler yapılmıştır. Dahası, dün bile özel sektör olan bazı önemli işyerlerinde iş bırakılmıştır,
    4) KESK ve Kamu-Sen gibi sendika merkezlerinin, kamu emekçilerini mücadeleye katarak (kimi hastanelerde bu destek etkin biçimde verilebiliyorsa, diğer işkollarında da verilebilir) mücadeleye yeni bir dayanak sağlamaları önemli görünmektedir...
    Burada, Türk-İş’in kararlarının beğenilip beğenilmemesi ikincildir ve var olan kararları sonuna kadar götürmeden yeni ve ileri kararlar alınmadı diye eylemlerden uzak durmak, anlaşılır da değildir.
    Tek Gıda-İş’in sürecin daha ileri götürülmesi için kimi girişimler yapacağı (Dün AKP önüne giden işçilerin kendilerini kapıya zincirlemesi gibi) belirtilmektedir ama sorun Tek Gıda-İş ile hükümet arasında olmaktan çıkmıştır. Hatta Türk-İş’le hükümet arasında da değildir; mücadele, tüm emek cephesiyle hükümet ve sermeye arasındadır. Onun içindir ki, sadece TEKEL işçileri için değil, ondan da fazla tüm sınıf, tüm emekçiler için bu mücadelenin kazanılması hayati önemdedir.
    İHSAN ÇARALAN
    www.evrensel.net