‘MERHABA HALKIM’ 2

‘MERHABA HALKIM’ 2

Emekten, demokrasiden, halktan yana gazeteciliğin simgesi haline gelen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, öldürülüşünün 14. yılında mezarı başında anıldı.


Emekten, demokrasiden, halktan yana gazeteciliğin simgesi haline gelen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, öldürülüşünün 14. yılında mezarı başında anıldı.
8 Ocak 1996’da izlediği haber sırasında gözaltına alınan Metin Göktepe, Eyüp Spor Salonu’na götürüldü. Burada dövülerek öldürülen Gazeteci Göktepe’nin davası, Türkiye’de gazeteci katillerinin ceza aldığı tek dava olarak tarihe not edildi.
Öldürüldüğünde 28 yaşında olan Göktepe’nin mezarı, bu yıl da boş kalmadı. Saat 11.00’de Esenler Kemer Mezarlığı’nda yapılan anma törenine, annesi Fadime Göktepe, TGC Başkanı Orhan Erinç, TGC 2. Başkanı Turgay Olcayto, Türkiye Yazarlar Sendikası 2. Başkanı Mustafa Köz, Hayat Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu, Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Yazar Adnan Özyalçıner, Gazeteci Ahmet Tulgar, Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, Metin’in ailesi ve yoldaşları katıldı.
‘BENİ HİÇ YALNIZ BIRAKMADINIZ’
Yapılan konuşmalarda, linçlerin, emek düşmanlığının ve savaş çığırtkanlığının yükseltildiği, günümüzde “gerçek haber”in peşinde koşan Metin Göktepe gazeteciliğinin önemi vurgulandı.
Fadime Göktepe, “Emekçiler, gençler, emekçi kadınlar Metin’i unutmadılar; adım attım onlar da benimle beraber adım ata ata her yere beraber geldiler. Metin’i unutmadınız, ben de sizi hiç unutmayacağım” dedi.
Evrensel Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Fatih Polat, “Gazeteci cinayetleri aydınlansın” sloganı güncel oldukça Türkiye’de yürütülen hiçbir derin devlet soruşturmasının ikna edici olmayacağını belirterek, “Gazeteci cinayetleri aydınlatılmadan, Türkiye’de demokrasiden söz edemeyiz. Gazeteci cinayetlerinde son derece alçak, ama başka bir suikast girişiminde son derece yüksek bir demokrasinin kabul edilmesi mümkün değil” diye konuştu.
GENÇ GAZETECİLERE GÖREV
TGC Başkanı Orhan Erinç ise bazı gazetecilerin basın özgürlüğünü sadece kendileri sorun yaşadığında hatırladığına dikkat çekerek, bu durumun gazetecilerin birlikte mücadelesini engellediğini belirtti. Erinç, “Bizim özgürlüklerimizi savunmamız demek, halkın da bilgilenme hakkını savunamaması demektir. Bu açıdan özellikle genç meslektaşlarımıza büyük görev düşüyor” dedi.
TYS 2. Başkanı Mustafa Köz , “Metin’in katillerinin yargılandığı dava sürerken ‘Hepimiz Metin’iz’ sloganı engellenmeye çalışılıyordu. Ancak biz inatla, ısrarla Metin olmamız gerektiğini, acının sabrın içimizde gömülü bir yerde olduğunu bilerek ‘Metin’ olmamız gerektiğini biliyoruz ” derken, Hayat Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Aydın Çubukçu, “Metin Göktepe’nin gazetesi”ne “Metin Göktepe’nin televizyonu”nu da eklediklerini söyledi. Çubukçu, “Metin, kendisinden sonraki kuşaklara da bir tavır, bir dik duruş öğreterek yaşamaya devam ediyor. Hâlâ genç meslektaşlarının içinde, onlarla birlikte objektifini, kalemini tutarak savaşmaya devam ediyor; yaşamaya devam ediyor” diye konuştu.
METİN’E VERDİĞİMİZ SÖZ...
CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, “Genç ama bilgili, bilinçli, iddialı; yoksulun, ezilenin yanında onların hakkını koruyan bir arkadaşımızdı. Ondan çok şey öğrendik” derken, Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel ise şunları ifade etti: “Metin’in uğradığı saldırı, bugün de gerçeğin peşinde olanları; adalet, demokrasi, kardeşlik peşinde olanları hedef almaktadır. Türkiye’nin gerçekten bağımsız, demokratik; insanlarının aç kalmadığı bir emekçi cumhuriyeti olması, halk demokrasisi olması mücadelesini azimle sürdüreceğiz. Metin’e verdiğimiz söz budur.” (İstanbul/EVRENSEL)

İstanbul’a geldiği gün polisle tanıştı

Sabahın erken saatiydi. Bir arkadaşla buluşmam gerekiyordu. Metin de yeni geldiği için bırakamıyordum. Onu da götüreyim dedim. Gittik, kahveye oturduk. Elimde de bir paket vardı. İhbar edilmiş olmalı ki 10 dakika içinde polis geldi, direk bana gelerek arama yaptı. Sandalyeleri çekti, paketi gördü. Beni aldı arabaya bindirdi. Metin daha çocuk, hiçbir yeri bilmiyor, İstanbul’a adım attığı gün. Ben de polise, ‘küçük çocuk evi bilmiyor, kaybolur’ diyorum, almadılar.
Metin’i orada bıraktık. Polisi eve götürmem gerekiyordu, ev araması yapacaklardı. Polis arabasını, Metin’in kaldığı kahvenin etrafında döndürüp duruyorum. 15-20 dakika öyle geçti, polisler durumu anladı. Eve gitmek zorunda kaldık. Bir geldik, Metin evde. Oturduğumuz yerle kahve arasında 1 kilometre mesafe vardı, yürüyerek gelmiştik. Nerelere bakmış, nasıl takip etmiş bilmiyorum. Hatta eve gitmiş, kardeşim Meryem evdeydi, ona beni polisin aldığını söylemiş. O zamanki yayınlar da yasaktı, ne okusan yasak oluyordu, evi temizlemişlerdi.” Böyle anlatıyor kendisinden 4 yaş büyük olan abisi İbrahim Göktepe, Metin’in İstanbul’a adımını attığı günü
‘DUYDUN MU DEVRİM OLMUŞ’
Metin’le aralarında yalnızca 2 yaş olan ablası Meryem Göktepe Türkmen ise, İstanbul’a geldikten sonra bir yıl Ankara’da kalan Metin’in, İstanbul’a ikinci gelişini şöyle anlatıyor: “Hem çalışıp, hem okuyordum. 12 Eylül 1980 sabahında işe gitmek için yola çıktım, bir baktım Metin’le Aziz el ele tutuşmuş geliyor. Metin beni yolda görünce, ‘duydun mu devrim olmuş’ dedi. Beni kandırıyor o yaşında!”
HEP ÇALIŞTI
Okul, iş, bakkal dükkanı… İbrahim Göktepe; bunların hepsini başarıyla yapan kardeşini, arkadaşını, yoldaşını anlatıyor: “Babamın bakkal dükkanı vardı, Paşa abimle İhsan abim çalıştırdı bir süre. Metin okul masrafları için kimseye yük olmasın diye Ülker’de çalıştı. Kalan sürede de bakkala yardım ederdi. Liseyi böyle bitirdi. Metin’le aynı evde yaşadık sürekli. Abi-kardeşten ziyade, bir arkadaş olduk, giderek yoldaş olduk.
Üniversiteye başladıktan sonra gençlik hareketi içinde yer almaya başladı. Gençliğin eğitimle ilgili taleplerinden yola çıkarak, gençlik dergisine girdi, muhabirlik yapmaya başladı.
‘ABİM ÇOCUKLARIYLA OLSUN’ DİYE
“Bazen onunla birilerini çekiştirme ihtiyacı duyarsın, biriyle ilgili bir olumsuzluk paylaşmak istersin, hayatta paylaşamazsın. ‘Seninle hiç dedikodu yapılmaz mı’ derdik ona” diyen Türkmen ise, Metin’in fedakarlığını tek bir örnekle anlatıyor: “Yazları çalışıyordu okula gittiği dönemlerde. Bakkal dükkanı vardı, dergide çalışıyordu, okuyordu, ama hafta sonları abim çocuklarla birlikte olsun diye o giderdi dükkanda kalırdı. Doğuştan olgun bir çocuktu.”
‘DİRENDİM…’
Göktepe, polislerce öldürülen Murtaza Kaya ve Engin Egeli’nin cenazesinde de Metin’in gazeteci olmasına rağmen gözaltına alındığını, dövüldüğünü anlatıyor: “Çok dövmüşlerdi. Haber yapmaya gitmişti aslında o zaman, annem Metin’in gözaltında dövüldüğünü ilk orada görmüştü. Çok üzülmüştü. Metin’in gözaltılarına zamanla alışmaya başladı.
Annem daha önce de hep polislerin yakasına yapışırdı. Sıradan bir anne olsaydı belki çok kötü şeyler yaşanacaktı. İlk zamanlar korkuyordum, acaba aileden partiye, gazeteye kötü mü bakılacak diye bir endişem vardı. Sıradan bir aile olsaydı böyle olmazdı.”
İbrahim Göktepe, 9 Ocak 1996 gününü ise şöyle anlatıyor: “Adli tıp morguna gittik. Metin’in öldürüldüğünü inanmaya başladık o anda. Çok zor bir durumdu, aileyi düşündüm. Ailede bir kişinin ayakta durmak zorunda olduğunu düşündüm. Meryem ve diğer kardeşlerim geldi, baktım çok kötü bir ortam var. ‘Bu ailenin içinde ayakta duracak kişi İbo sensin’ dedim kendi kendime… Direndim…”
‘DOĞUMUMDA ANNEMDEN ÖNCE GELDİ’
“Annem siyasi terimler sorardı, mesela ‘emperyalizm ne demek’. Biz ‘amaan anne’ derdik, o hiç yılmadan başlardı anlatmaya” diyen Meryem Göktepe Türkmen, evlenip evden ayrıldıktan sonra da Metin’le hiç uzaklaşmadıklarını dile getiriyor: “Arkadaşları gelir bizde kalırlardı. Artık onun arkadaşları benim kardeşlerim olmuştu. Benim evim, Metin’in başı sıkıştığında gideceği bir evdi. İlk çocuğumu doğurduğumda annemden önce Metin gelmişti.”
‘96 YILBAŞI…
Metin öldürüldüğünde ablasıyla yaklaşık bir aydır görüşemiyorlardı: “Bizim evde dengeydi Metin aslında. Mesela özel günlerde, yılbaşında, bayramda organizasyonlar yapardı. ‘96 yılbaşında da hep bir arada olalım diye çok uğraşmıştı, ama bir şekilde olamamıştık. Hep onun acısını yaşarım… 7 gün önce… Yılbaşı gecesi sabaha karşı saat 3.00’te beni aramıştı. Biz arkadaşımızdaydık, orada bulmuştu beni, çok etkilenmiştim. ‘Taksim’deyiz siz de gelin’ dedi, biz de Cihangir’deydik. Gittik, ama o zaman cep telefonu olmadığı için buluşamamıştık, kıl payı kaçırmıştık birbirimizi. Ben Metin’i yaklaşık bir aydır görmemiştim kaybettiğimiz zaman…”


YEĞENİNİN TEK ANISIMetin’in yeğeni Eren Göktepe, amcası öldürüldüğünde 3 yaşındaydı. Amcasıyla, öldürülmeden yalnızca birkaç gün önce yaşanan, tek anısını şöyle anlatıyor: “Bir akşam evde oyun oynarken amcama ‘Ben polis olayım seni öldüreyim’ dedim. Oyuncak da arabaydı, kapılarından polis çıkıp ateş ediyordu. ‘Bam bam’ yaptım, amcam ‘ah’ diye yere yattı. Babaannem geldi kızdı, oyuncağı aldı sakladı. O zaman kızmıştım babaanneme ama şimdi hak veriyorum. Çünkü amcam o zaman polislerden tehditler alıyormuş.”

İHTİYACI OLANLARA GİZLİ GİZLİ MALZEME VERİYORDU

Abisi Paşa Göktepe, Metin’in dükkandan, ihtiyacı olanlara malzeme verdiğini anlatıyor: “Sürekli dayanışma halindeydi. Aile içinde, komşular arasında. ‘Şu fakirdir’ derdi, bakkaldan gizlice malzeme verirdi ihtiyacı olanlara.”
Herkese bir lakap takan Metin’in en çok annesine takıldığını söyleyen abisi, “Annemin şivesi değişik olduğu için onunla uğraşırdı. İsimleri annem söyleyemeyince espri koparırdı, herkes gülerdi. Mesela ‘Trazbon’ derdi, ona doğrusunu söyleyene kadar söyletirdi. Metin’in hiç kızdığını görmedim” diyor.
“Şişecam’da çalışırken greve çıktık, ben de Kristal-İş şube yönetimindeydim. ‘Siz de uzlaşmacı sendikacılardan mısınız’ diye bastırdı, öyle sorular soruyordu ki, bir an önce kurtulmanın yolunu aradım, gözüme şube başkanı çarptı. Şube başkanını çağırdım kurtuldum” diyen Göktepe, Metin’in çocukluğunu ise şöyle anlatıyor: “Newroz diye çiçek olur, onu toplamaya gitmiştik. Gelince dediler ki kardeşin oldu, baktım Metin, kapkara bir çocuk.
‘GURUR DUYUYORUZ’
“Gazetenin çıktığı dönemde Metin çok neşeli ve keyifli gelirdi eve. Emek Partisi’nin de kurucusudur Metin. O dönem daha heyecanlı, daha inançlıydı” diyerek kardeşinin coşkusunu anlatan Göktepe, şöyle devam ediyor Metin’i ve ‘Metin Göktepe gazeteciliğini’ anlatmaya: “Eylemlere, mitinglere beraber giderdik. O son dönemde gazeteci olarak giderdi, biz kortejde yürürdük. Karşılaşırdık eylemlerde, ‘naber teşkilat?’ derdi. Bizim kortejin dışına giderdi sürekli. ‘Bizim kortejde niye durmuyorsun, ilgilenmiyorsun?’ diyordum. ‘Zaten biliyoruz, çekmeden de haber yaparım, önemli olan işçilerin ne yaptığı’ diyordu. İşçilerin kortejini takip ederdi.
Metin haberi yaparken mutlaka kendini de katıyordu, ama o haberleri bir başka gazetede isteseydi de yapamazdı. Bu ne Metin’in dünya görüşünden bağımsızdı, ne de gazetesinden. Gazetesine, gazetesinin yayın politikasına yakışan haberler yapardı. Başka bir gazetede olsaydı o haberleri yapamazdı.
Öldürüldükten sonraki yargılama döneminde, özellikle holding medyası kullanmak istedi, kendi lehine çevirmek istedi, ‘gazeteci değil militan’ dedi. Onlar aslında doğruyu söyledi o zaman, Metin militan bir gazeteci olmayı hedefledi. Yazdığı haberinden tut, mücadelesinden tut, bilfiil içinde yer aldı hareketin. Övünüyoruz, gurur duyuyoruz, Metin’in militan bir gazeteci olması bizi onurlandırıyor.”
YARIN: ‘Metin’le bir saat daha yaşayabilseydim, o spor salonunda olmak isterdim’
www.evrensel.net