10 Ocak 2010 05:00

‘MERHABA HALKIM’ -3-
O spor salonunda olmak isterdim

Murat Toygar, Ünal Ünsal, Bülent Kızıldağ. Metin Göktepe’nin, Esenler Oruçreis Mahallesi’ndeki en yakın arkadaşlarından 3’ü. “Boğazımıza düğümlendi, anlatamıyoruz” dedikleri dostları Metin’i, birlikte hoşkin oynadıkları kahvede anlattı.

Paylaş

Murat Toygar, Ünal Ünsal, Bülent Kızıldağ. Metin Göktepe’nin, Esenler Oruçreis Mahallesi’ndeki en yakın arkadaşlarından 3’ü. “Boğazımıza düğümlendi, anlatamıyoruz” dedikleri dostları Metin’i, birlikte hoşkin oynadıkları kahvede anlattı.
Söze, Metin’in ölüm haberini, 7 Ocak’ta teslim olduğu askerde alan Ünal Ünsal başladı: “Paylaşırdı, severdi, gülerdi, ağlardı... İnadına gülüyordu. Onu tanıdığım için kendimi iyi hissediyorum, onu hâlâ seviyorum. Anılarımızı artık gülerek hatırlayamıyoruz ne yazık ki...
Askerlik iznine geldiğimde beraberdik. Ben 7 Ocak’ta teslim oldum, o 8 Ocak’ta öldürüldü.”
‘BENCE BAŞARACAK’
“Umarım hayatın döngüsü içinde edenler ettiğini bulur” diyen Ünsal, şöyle devam ediyor: “Parasını bölüşürdü. Bin lirası varsa, 250 lirasını alır, 750’sini bölüşürdü. En çok yaptığımız şey sefaleti bölüşmekti. Ama o parasını da bölüşebileceğini bize gösterdi. Hayat bir oyunsa, o bizden bir seviye yukarıda oynuyordu, aşağı inip oynuyordu. ‘Bunlarla mı uğraşıyorsunuz’ der gibi. Görüyordu çünkü insanları, hayatın zorluğunu. Kendi gözlerinden ayrı bir de objektifi vardı. 3 gözle bakıyordu dünyaya. Kamerayı kime çevirseniz karşıdaki insan tedirgin olur, toparlanır. Çünkü o yalanı göstermez. Onun fotoğrafı bir yerlerde çıkıyorsa, adına ödüller düzenleniyorsa, yıllar sonra bize onu soruyorsanız, o insan zaten ölmemiştir. Bence başaracak. İnsanlar doğruyu görecekler. Bu bir bayrak yarışı, Metin ilk 100 metreyi en güzel şekilde koştu. Başaracak...”
‘ŞAPKASI VAR’
Cenazeden sonra bir daha Metin’in evine giremeyen Murat Taygur, Metin’le tanışmasından başlıyor anlatmaya: “Mahalleye yeni gelenlere karşı önyargılıydım. Akli dengesi gidip gelen bir abimiz vardı, Metin’in de tanıdığı. Ona sordum. O ‘onun şapkası var’ dedi, o kadar. Sonradan öğrendim ‘şapka’ flaşmış, gazeteciymiş.
Bir gün Taksim’de kalabalık bir grupla oturuyorduk. Açız, hiçbirimizde para yok. Metin’in pratik zekası ortaya çıktı. ‘Bekleyin ekmek bulacağım’ dedi, 3 tane buldu geldi. Bana da ‘git hamburgerciden ketçap-mayonez iste’ dedi. Hakikaten verdiler, geldim. Ekmeklerin içine doldurduk, yedik ve doyduk. Orada Metin olmasaydı düşünemezdik, aç kalırdık.”
‘ÖLDÜĞÜNE HÂLÂ
İNANAMIYORUM’
“Okulda da gazeteci kimliğiyle tanınıyordu. Televizyonda bir haber izlediğimizde kıskanırdı, ‘ben yapmalıydım bunu’ derdi. Bir kez Galatasaray’dan Evrensel Kültür’e gidiyoruz. Sivil giyimli bir adam seslendi ‘küçük gazeteci’ diye. Döndük, ‘seni bir gün götürecez oğlum’ dedi. Daha sonra ‘kimdi o’ dedim, ‘okulun sivil polislerinden’ dedi. Tehdit ediliyordu. Arkadaşlarımızı, akrabalarımızı kaybettik. Onların öldüklerine inandık. Ama hâlâ Metin’in öldüğüne inanmıyorum. Metin Kızılırmak’ı çok severdi, Kızılırmak konserine gittiğimizde, yürüyüşte, eylemde bir yerden çıkacak flaşı patlatacak, fotoğraf çekecek diye bekliyorum hep.
Mesela Sine-Sen’in Taksim’de bir eylemi vardı. Birini gördüm, elinde fotoğraf makinesi, montu aynı, kısa boylu. Döndü, kaldım, buz gibi oldum, Metin sandım.”
Fadime Ana’nın “bana gelmiyorsun” diye küstüğü Taygur, “eve giremiyorum” diyor: “Metin öldürüldükten sonra eve girmedim. Cenazeden sonra bir defa gittim sadece. Giremiyorum, giremeyeceğim. Duvarlarda resimleri var. Bu başka bir şey. Fadime Ana’ya da söyledim bunu, gelmeme sebebim gelmek istememem değil, giremiyorum. Fadime Ana’nın dolmasını özledim...”
‘BİZE DİK DURMAYI
ÖĞRETTİ’
Bülent Kızıldağ, “Onun bana kattığı çok şey vardı. Böyle bir adamsam, büyük parçası ona aittir” dediği Metin’i anlatıyor: “Metin kahveye veya başka bir ortama girdiğinde ‘merhaba halkım’ diye girerdi. Kahvenin geneline hitap ederdi, bir masaya ya da bize değil. Sevdiği oyun hoşkindi, genelde hoşkin oynardık. Metin burada olmalıydı, orada değil. Metin’in; yaşımız, yerimiz, statümüz, konumumuz ne olursa olsun bize dik durmayı öğretti. Hayatım boyunca kimseye eğilmedim, eğilmem de. Metin dik durdu, bize de dik durmayı öğretti. Var ya bir şarkı, ‘Kalırsak dik, ölürsek yiğit olacağız”, Metin yiğit oldu, biz de ama kaldığımız süre içinde dik kalacağız. Metin’in halka anlatmak istediği oydu. Halk ne kadar dik durabilirse o kadar özgür olabilir.”
‘FOTOĞRAF
MAKİNESİYLE
SAVAŞIYORDU’
“Onun mücadelesi fotoğraf makinesi ve gazetesiyleydi. Mücadele ederek öldü, o fotoğraf makinesi yüzünden öldürüldü. Savaşlar sadece silahlarla yapılmaz. Kalemlerle, sazla, gitarla. O fotoğraf makinesiyle yapıyordu savaşını, kalemiyle yapıyordu. Oradan ateş ediyordu, namlusu vizörüydü.”
1 SAAT DAHA...
Metin’i anlatırken gözleri bir buğulanan, bir ışıldayan arkadaşlarına, “Onunla bir saat daha geçirseydiniz ne yapmak isterdiniz?” diye sorduk. İşte yanıtları:
Ünal Ünsal: Bir saat daha yaşama şansımız olsa türkü söylerdim onunla.
Murat Taygur: Hangi anı yaşamak istemezdiniz diye sorsaydınız, ‘cenazeye gitmek istemezdim’ derdim. Metin’le yaşamak isteyeceğim anları sayamam, ama yaşamak istemeyeceğim bir an varsa, o da cenaze.
Bülent Kızıldağ: O spor salonunda onunla beraber olmak isterdim. O anı yaşamak isterdim onunla. Bilmiyorum ne yapabilirdim... Belki bir şeyler yapabilirdim, bilmiyorum, ama orada olmayı inan hayatımda her şeyden daha çok isterdim...
BİTTİ
HAZIRLAYANLAR: Meral Peker / Ceren Saran
ÖNCEKİ HABER

Demokrasi çadırına 200 zabıta saldırdı

SONRAKİ HABER

Ekrem İmamoğlu: Gerekçeli karar milletin nezdinde sıfır hükmündedir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa