10 Ocak 2010 05:00

NOT

Bir ‘özel harpçi’ stratejinin muradıydı, milliyetçi-linç iklimi…‘Gayri nizami devlet aklı’nın özellikle son beş yıldır devreye sokarak doğrudan ‘yatırım’ yaptığı bir iklim…

Paylaş

Bir ‘özel harpçi’ stratejinin muradıydı, milliyetçi-linç iklimi…
‘Gayri nizami devlet aklı’nın özellikle son beş yıldır devreye sokarak doğrudan ‘yatırım’ yaptığı bir iklim…
Kürt sorununda ısrar edilen çözümsüzlüğe kitleleri de ortak ettirmeyi, halkı, çözümsüzlük politikasının önüne sürmeyi amaçlayan bir stratejiydi sözkonusu olan.
Çözümsüzlüğü ve militarizmi toplumsallaştırmaktı bu ve ‘milliyetçi-linç’in de toplumsallaştırılmasını gereksiniyordu.
Hesap buydu, insanlık dışıydı ve yol açacağı felaketler hiç de hesap edilemez değildi.
Nihayetinde ‘adli’ nitelikteki en basit olayların bile bir anda boyutlandırılarak tam bir Kürt linçine dönüştürüldüğüne çokça tanık olduk, oluyoruz…
Ama Kürtleri hedefleyen ve ama bütün bir toplumu boğazlaşmaya götürecek bu şoven-linç mikrobunun öyle her daim kontrol altında tutulamayacağı da bilinmez değildi herhalde.
İşte Manisa Selendi’de de Romanları vurdu bu mikrop…
Çok kısa bir süre önce, İstanbul-Dolapdere’de kışkırtılarak satırlarla, tabancalarla Kürt gençlerinin üzerine yürütülürken “öfkeli vatandaşlar” diye anlayışla karşılanan Roman kardeşlerimiz, Selendi’de ise tekbirler eşliğinde “ya öl, ya terk et” seçeneğiyle baş başa bırakılan ve sonuçta ilçeden kovulan “ahlaksız, mafyacı, hırsız Çingenler”di artık!
Şovenizmin ikiyüzlü ahlaksızlığı, hedef tanımaz mantığı böyle işliyordu işte…
…
Ve o resmi-sivil zevattan gelen açıklamalar, bütün bu ikiyüzlü, ahlaksız ve halk düşmanı linçciliğin nerelerden beslendiğini, nasıl korunup teşvik edildiğini de göstermiyor mu?
AKP Hükümeti’nin “Sayın Vali”sinden MHP’li “Sayın Belediye Başkanı”na, CHP’nin Manisa milletvekili Şahin Mengü’ye kadar (ki, saldırıya uğrayanların sorumlu tuttukları MHP’li Belediye Başkanı’nı aklamak da bu Ergenekon avukatına düşmüştür), söylediklerine bakın, Roman mahallesine lince koşanların gerekçelerini teyit etmek dışında bir şey yoktur:
“Yıllardır birlikte yaşanmaktadır, ama sonradan gelen bazı Romanların mafyavari tavırlarıdır sorunu yaratan…Asla etnik bir yaklaşım yoktur…Aslında abartılacak bir şey de olmamıştır, vs…”
6 binlik kasabada 2 bin kişi linçe koşuyor, mahalle basılıyor, evler, işyerleri, arabalar tahrip edilip, yakılıyor… 74 kişi ilçeden uzaklaştırılıyor…Yaşam hakları tehdit ediliyor, mülkiyet hakları gaspedilip yerleşim hakları çiğneniyor…
Etkili ve yetkili zevata göre “abartılacak bir şey yok”!
Benzer örneklerde hep karşılaştığımız gibi, şoven linçciliğin doğallaştırılmasının bundan daha açık itirafı olabilir mi?
Saldırıya uğrayanları hemen ilçeden çıkararak onları başka yerlere yerleşmek mecburiyetinde bırakmak da lincin amacına ulaştığı anlamına gelmiyor mu zaten.
…
İlk refleksi bu “sorunluları” başka yere sürerek sorunu halletmek olan “Sayın Vali” gözümüzün içine baka baka, “Romanları iş imkanı olan ilçelere yerleştirerek, esası ekonomik olan bu sorunu çözeceğiz” diyebilmektedir.
Yani neymiş?
Sorun ekonomikmiş, Roman vatandaşların işsiz olmaları ve bundan dolayı da suça meyilli olmalarıymış!
Bu da lince uğrayanların suçlu olduğuna dair zımni bir ikrar değil midir?
Peki, işsiz Romanlar sorun oluyorsa, linçe koşan o 2 bin kişi, iş deryası içinde yüzen, gayet mutlu “yurdum insanları” mıydı acaba!
Adamlar işinden gücünden olmasın diye mi bir tek gözaltı olmadı yoksa!
…
Abartmayalım değil mi!
Abartılan bir şey yok oysa, ama özellikle küçümsenen ve de görmezden gelinen bir gelişme var ortada; milliyetçi-linç, toplumsal bir habis ur haline gelmiş, yayılmaktadır.
Ve daha vahim gelişmelerin zemini görmezden gelinecek gibi değildir.
Dediğimiz gibi, Kürt meselesinde askeri yöntemde başarısız olanların topluma bulaştırdıkları bu mikrobun yayılması çeşitli yöntemlerle teşvik edilmektedir…
MHP-CHP kardeşliği, bizzat bu şoven dalgaya nefes vermekte, oradan beslenip iktidar hesapları yapmaktadır…
Hükümet ise linçci iç savaş ırkçılarını seyretmekle kalmıyor, bu iklimi koşullayan ve aynı zamanda ideolojik damarlarından olan milliyetçilikten kopmamaya özen gösteriyor, göz yumarak fiili destek veriyor…
Yine, ekonomik kriz koşulları, linçci şovenizmin derinleşerek içselleştirilmesinin, bulaşarak yayılmasının toplumsal zeminine katkı sunmaktadır.
Ve bütün bu melanetler, toplumsal ölçekte bir demokratik barış cephesinden yoksunluğun kefaretidir aslında. Kitlesel linçle ateşe atılan halkların ortak geleceğinde şimdiden açılmış sonu belirsiz karanlık boşluğu doldurabilecek tek güç odur…
Eksikliğini her gün daha fazla ve daha yana yakıla hissettiğimiz o örgütlü güç…
VEDAT İLBEYOĞLU
ÖNCEKİ HABER

KÜLT-ABLASI

SONRAKİ HABER

Yasa geri çekildi; Hong Kong’da protestolar sürüyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa