11 Ocak 2010 00:00

Kriz tarımı feci vurdu

2009’da yaşanan küresel kriz tarımı da derinden etkiledi. Düşen ürün fiyatları ve artan girdi maliyetleri çiftçi gelirlerini geriletti.

Paylaş

2009’da yaşanan küresel kriz tarımı da derinden etkiledi. Düşen ürün fiyatları ve artan girdi maliyetleri çiftçi gelirlerini geriletti. Çiftçinin girdi ve mekanizasyon talebi düştü. Tüketicinin daha ucuz yerli ürünlere yönelmesi nedeniyle tarım ürünleri ithalatı azaldı.
2007’de Türkiye’de tarıma IMF-Dünya Bankası patentli tasfiye programının yanı sıra küresel ısınmanın yol açtığı kuraklık damgasını vurdu; birçok üründe rekolte düştü, yükselen fiyatlar tüketicileri de zor durumda bıraktı. Gıda krizinin etkileri sürerken 2007’nin sonlarına doğru ABD’de başlayan mali kriz, 2008’in son çeyreğinden itibaren azgelişmiş ülkeleri de etkilemeye başladı; doğal olarak tarımı da derinden etkiledi. Böylelikle kapitalizm, 1929 krizinden beri yaşadığı en şiddetli ve derin krizle yüz yüze geldi. Başta ABD olmak üzere metropol ülkeler, sisteme olan güvenin yeniden sağlanması için çok sayıda önlem aldılar ve trilyonlarca dolarlık kurtarma paketleri açıkladılar.
Türkiye’de de küresel mali krizin etkilerini azaltmak için ardı ardına ekonomik paketler açıklandı. Ancak stratejik öneminin artmasına ve üreticilerden KDV indirimi, kredi ertelemesi, borçların yeniden yapılandırılması, girdi fiyatlarında indirim gibi taleplerin yükselmesine karşın, tarıma yönelik bir önlem çıkmadı.
TARIM EN İSTİKRARSIZ SEKTÖR OLDU
2000’li yılların başından beri uygulanan IMF-Dünya Bankası dayatmalı tasfiye politikaları, tarım sektöründe istikrarsızlığa yol açtı. 2003-2008 yıllarını kapsayan dönemde tarımın büyüme hızı Türkiye ekonomisinin büyüme hızının altında kaldı. Hatta ekonominin genel olarak büyüdüğü 2003 ve 2007 yıllarında, tarımda önemli küçülmeler yaşandı. 2007 ise sektörün yüzde 7’lik bir üretim azalması yaşadığı yıl oldu. Bu yüksek oranlı küçülmenin ardından tarım 2008’de yüzde 3.9 ve 2009’un ilk üççeyreğinde de ortalama yüzde 3.2 oranında büyüdü. Ancak 2008 ve 2009 yıllarındaki büyümeler, tarımı 2006 yılı seviyesine getirmeye yetmedi.
BUĞDAYA DAHA AZ TEŞVİK
Türkiye’nin yıllık buğday üretim ortalaması 20, tüketimi ise 18 milyon ton dolayında. Yaşanan kuraklık nedeniyle buğday rekoltesi 2007’de 17.2, 2008’de ise 17.8 milyon tona geriledi. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) 2007’de piyasanın çok altında bir fiyat açıkladığı için buğday alamadı.
1938’den beri savaş ve kriz dönemlerinde bile buğday için her yıl alım fiyatı açıklayan TMO, ilk kez 2008 yılı için fiyat açıklamadı. Bunun yerine 500 ton/TL emanet alım fiyatı belirledi. 2009 yılı için açıklanan müdahale alım fiyatı da 500 ton/TL düzeyinde kaldı.
2010 yılından itibaren geçilecek olan “Havza Bazlı Üretim ve Destekleme Modeli”nde, buğday 30 havzanın tümünde teşvik kapsamına alınmasına karşın, desteğin 989 milyon liradan 934 milyon liraya gerileyecek olması düşündürücüdür. Nüfus artış hızı ve küresel ısınmanın etkisiyle stratejik bir ürün olduğu kabul edilen buğdayda, ihtiyacın sınırında gezen üretim düzeyinin gelecek yıllarda risk doğurmasından endişe ediliyor.
PAMUK ÜRETİMİ ÇÖKERTİLDİ
Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün gelişmesiyle birlikte pamuk tüketimi artıyor; tüketim Çin, Hindistan ve Pakistan’dan sonra 4. sırada yer alıyor. 1990’ların başında 500 bin ton olan lif pamuk tüketimi, 3 kat artarak 1.5 milyon tona ulaştı. Ancak üretimi artırmak yerine üretimden kaçışı, ithalatı destekleyici politikalar nedeniyle pamuk ekim alanları 10 yıl önce 750 bin hektar iken, günümüzde 500 bin hektarın altına düştü. Aynı şekilde yaklaşık 900 bin ton üretim de 650 bin tona geriledi. Buna karşılık ithalatı ise 1 milyon tona ulaştı. Bu gidişle GAP bölgesinde yatırım yapan tekstilci, pamuğu Harran, Çukurova, Amik yerine Amerika, Yunanistan, Uganda ya da Tanzanya’dan alacak. Böylelikle pamuk için verilen teşvikler yerli üreticiye değil, bu ülkelerin üreticilerine gidecek.
PANCAR YERİNE GDO’LU MISIR!
Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’ye (TŞFAŞ) ait 25 adet şeker fabrikasından C portföyünde yer alan Çarşamba, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Turhal ve Yozgat fabrikalarının özelleştirilme süreci 11 Eylül’de başlatıldı. İhalenin nihai pazarlık görüşmelerinde 606 milyon dolarla en yüksek teklifi veren Ak-Can Şeker Sanayi, fabrikaların yeni sahibi oldu. Böylelikle fabrikalar üç yıllık kârına satılmış oldu. (Ancak Danıştay 30 Aralık tarihinde “şeker sektöründe arz-talep dengesinin bozulmaması, dışa bağımlılık yaratılmaması, üretimin sürdürülebilmesi gözetilerek özelleştirme yapılması gerektiği; şartnamenin bu ilkeleri sağlamaktan uzak olduğu” gerekçesiyle ihalenin yürütmesini durdurdu.)
2008 yılında 3.2 milyar TL kâr eden şeker fabrikalarının tümüyle özelleştirilmesi halinde, en az 18-20 fabrika kapanacak; yalnızca kârlı 4-5 fabrika ayakta kalabilecektir. Böylelikle kurulu yatırım değeri yaklaşık 3 milyar dolar dolayında olan fabrikalar yok edilmiş, ülke yaklaşık 2 milyar dolarlık katma değerden yoksun bırakılmış olacaktır. Ayrıca binlerce pancar ekicisi ve şeker işçisi, sektörden dışlanmış olacaktır.
Öte yandan, fabrikaları alan şirketler bir süre sonra bunları yabancılara devredecek ve fabrikaların çoğu kapanacak. Yerini GDO’lu mısırlardan şeker üretenler dolduracak. Türkiye, sonuçta AB, ABD gibi büyük şeker üreticisi ülkelerle uluslararası şeker ticareti yapan şirketlerin pazarı haline gelecek.
TOPRAKLAR SATILIYOR
İngiliz Economist dergisi, gıda krizini aşmak isteyen ülkelerin, başta Afrika olmak üzere dünyanın dört yanından tarım arazisi aldığını, BM’nin “yeni sömürgecilik” olarak nitelendirdiği anlaşmalar kapsamında Bahreyn’in Türkiye’de 500 milyon dolara arazi aldığını yazdı. Türkiye’nin tarım topraklarını başka ülkelere sattığı ya da kiraladığı iddiası yeniden gündeme geldi. Grain adlı biyoçeşitlilik kuruluşu, Kasım 2009’da Türkiye’nin 6 anlaşmayla tarım topraklarını başka ülkelere sattığını ya da uzun vadeli olarak kiraladığını duyurdu. Grain’in raporuna göre Türkiye, bu alanda Sudan, Pakistan, Filipinler, Mısır’dan sonra 5. sırada bulunuyor. Sudan 20, Pakistan 15, Filipinler 9, Mısır 8 anlaşmayla topraklarını başka ülkelerin tarımsal gereksinimleri için kiralamış ya da satmış durumda.
Sonuç olarak belirtmek gerekirse; ülkemizde de uygulanan neoliberal politikalarla endüstriyel tarım dayatılmakta, küçük toprak sahibi çiftçiler tasfiye süreci yaşamakta ve bu sürecin kazananı, egemenliklerini tüm dünyada sürdüren çokuluslu tarım-gıda şirketleri olmaktadır. Türkiye’de tarımın bu sarmaldan kurtulabilmesi; kendi insanının ihtiyaçlarına ve ülkenin özgül ekolojik koşullarına uygun, emek ve üretim odaklı bir program uygulamasına bağlıdır.

KRİZ TARIMI NASIL ETKİLEDİ

* Diğer sektörlerden farklı yapısıyla tarım, krizden görece olarak daha az etkilendi; dolayısıyla, büyüme hızındaki düşüş daha yavaş oldu.
* Başta traktör ve kimyasal gübre olmak üzere tarım girdilerinin üretimi düştü.
* Tarım ürünleri fiyatlarındaki düşüş ve girdi maliyetlerindeki artış nedeniyle çiftçilerin gelir kayıpları arttı.
* Üretici gelirlerindeki kayıplara paralel olarak kredi kullanımı arttı.
* Tarımsal istihdamdaki düşüş hızı yavaşladı; krizden dolayı sanayi ve hizmetler sektöründe işsiz kalanlar, kıra dönmeye başladılar.
* Durgunluk nedeniyle başta Avrupa pazarları olmak üzere ihraç ürünlerine talep azaldı.
* Krizle birlikte satın alma gücü zayıflayan tüketici, daha ucuz yerli ürünlere yöneldi; dolayısıyla ithalat azaldı.

DÜŞÜK FİYAT, SÜT ÜRETİCİSİNİ İFLASA SÜRÜKLÜYOR

Yem fiyatlarının sürekli yükselmesi, buna karşılık çiğ süt fiyatlarının düşmesi nedeniyle zor günler yaşayan süt üreticileri, bu olumsuzluklara süt tozu ithalatının da eklenmesiyle iflasın eşiğine geldiler. Süt/yem paritesi tarihinde ilk kez 0.8’in altına düştü. Paritenin 2’nin altına düşmesi durumunda üreticilerin zarar etmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bu durumda damızlık süt ineklerinin kasaplık olarak değerlendirilmesinden endişe duyuluyor.

TEKEL’İN SON BİRİMİ DE YOK EDİLİYOR

TEKEL’in alkol ve sigara birimlerinin satılmasından sonra, TTA (Tütün, Tuz ve Alkol İşletmeleri) adıyla iki yıldır Özelleştirme İdaresi’ne (ÖİB) bağlı olarak faaliyet gösteren kurum için de artık kapanış süreci başladı. Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK), Türkiye geneline yayılmış 60 Yaprak Tütün İşletmesinin kapatılmasını kararlaştırdı. Böylece ismi marka olmuş bir buçuk asırlık bir kurum olan TEKEL, tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alacak.
TEKEL, 2009 yılında son kez 108 bin ekiciden 20 bin ton yaprak tütün satın alarak piyasadan çekildi. TEKEL’in yaprak tütün piyasalarından çekilmesiyle birlikte destekleme alımlarının kaldırılmasıyla, çokuluslu sigara tekellerinin insafına terk edilen 200 bin tütün ekicisinden sonra yaklaşık olarak 100 bin tütün ekicisi de kaderiyle baş başa kalmış bulunuyor.
Öte yandan, TTA bünyesindeki yaprak tütün İşletmelerinde çalışmakta olan 12 bin işçi ise (en yenisi 13 yıllık çalışma süresine sahip olmak üzere) kamuoyunda 4-c uygulaması adıyla bilinen Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değişik kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilecek. Bu kapsama alınan çalışanlar, önemli gelir eksikliğinin yanı sıra sosyal haklar yönünden de ciddi kayıplar yaşamaktadır. Sendikal haklarını kullanamamakta, ücret ve sosyal haklarını en çok 10 ay süreyle alabilmektedir. TEKEL’in BAT’a satıldığı gün ÖİB yetkilisi yaptığı açıklamada, TEKEL işçilerinin 4-c’ye muhatap edilmeyeceğini açıklamıştı. TEKEL işçileri, Ankara’nın dondurucu soğuğuna karşın günlerdir bu nedenle iş-aş-ekmek mücadelesi veriyorlar.

ÇAYDA BORSA VE SÖZLEŞME SİSTEMİNE GEÇİŞ SÜRECİ

Rize Ticaret Odası tarafından hazırlanan ve halen TBMM gündeminde bulunan Çay Kanun Tasarısı, sermayenin çayla ilgili yeni taleplerini gündeme getiriyor. Tasarısıyla getirilen en önemli değişiklik, çay üreticisinin sözleşmelerle şirketlere bağımlı hale getirilmesi; ikinci değişiklik ise Çay İhtisas Borsası’nın kurulmasıdır. Bir başka değişiklikle, neoliberal yapısal uyum programının gereği olan üst kurul çayda da getirilmektedir.
Bu durumda büyük bir olasılıkla ÇAYKUR özelleştirilecek; Karadeniz’de çay tarım ve sanayisi bitirilecek, kendi insanımızdan esirgenen kaynaklar çokuluslu çay şirketlerine akıtılacak, çay üreticileri ise ya kendi bahçelerinde ırgat haline gelecekler ya da göç yollarına düşecekler.
ÖNCEKİ HABER

Ziraatçılar Tarım Haftası’nda teknik kongre yapıyor

SONRAKİ HABER

CHP'li Sezgin Tanrıkulu, kayyumlar için Meclis araştırması istedi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa