Pişiriyorum, öyleyse düşünüyorum

Pişiriyorum, öyleyse düşünüyorum

İnsan düşünen hayvan mı, pişiren hayvan mı? Ya da insan düşündüğü için mi pişiriyor, pişirdiği için mi düşünüyor?


İnsan düşünen hayvan mı, pişiren hayvan mı? Ya da insan düşündüğü için mi pişiriyor, pişirdiği için mi düşünüyor? Hoppala, bu sorular da nereden çıktı demeyin. ‘İnsan nasıl insan oldu’ sorusuna cevap ararken, bilim insanları tarafından elde edilen bulgulara bakarak bu soruların da cevaplanması kaçınılmaz oldu. Pişirmekle düşünmek arasındaki ilişki, vücuda alınan enerji miktarının artması ve bu enerjinin beynin fonksiyonlarında kullanılmasıyla bağlantılı.
ABD’li ilkel memeli hayvanlar (primat) araştırmacısı ve Paleantropolog Richard Wrangham, besinlerin pişirilerek yenmesinin evrimi hızlandırdığını iddia ediyor. Örneğin şempanzelere bakalım; onlar çiğ yaprak ve meyvelerle besleniyorlar. Besin değeri düşük olan bu gıda maddeleri oldukça sert ve sindirimleri de oldukça güç. Zavallı şempanzeler, günün altı saatini bunları çiğnemekle geçiriyorlar. Geri kalan zamanın en az üç saati de sindirim amaçlı mola ve çiğnemenin yol açtığı yorgunluğu gidermek için kestirmekle geçiyor. Bu hayvanlar aslında eti çok seviyorlar ama dişleri keskin olmadığı için etin liflerini parçalamaları imkansız. Bu nedenle herhangi bir av yakaladıklarında sadece sakatatlara saldırabiliyorlar, kıymetli etleri bir kenarda bırakıyorlar.
Goril, orangutan ve bonobos türünden primatlar da şempanzelerin kaderini paylaşıyorlar. Aynı türden gelen insanlar eğer maymunların mönüsüne sahip olsalardı, ya şempanzeler gibi meyve ve sebzeleri kemirmekle günlerini geçirirlerdi ya da et yiyen maymunlar gibi ömürleri yuttukları çiğ etleri öğütmekle geçerdi. Şimdilerde ise insanların besinlerini çiğnemek için harcadıkları süre, maymunların harcadığı sürenin beşte hatta onda biri kadar. İnsanların ataları Homosapienler, bunu 1.8-1.9 milyon yıl önce yaşayan büyük ataları homo erectusa borçlular. Wrangham, homo erectusun ta o zaman ateşi keşfedip yemekleri pişirmeye başladığını söylüyor. Ateşin ve besinlerin pişirilmesinin keşfinin, insanın evriminde büyük rol oynadığı düşüncesinde. Bu sayede zamandan tasarruf edildiği gibi vücuda daha fazla kalori alınması da sağlanmış. Vücudun yapısı, fiziki durumu, psikoloji, doğal çevre, insanın yaşam öyküsü ve toplum da böylece değişmiş. Wrangham’a göre insan pişirmeyi öğrendiği için bugünkü halini almış, evrimi hızlanmış. Öyleyse insanın düşünen hayvandan önce pişiren hayvan olarak tanımlanması gerekiyor!
PİŞİRMEK NELERİ DEĞİŞTİRDİ?
Gıda maddelerinin pişirilerek yenmesi neleri değiştirmiş? En önemlisi, vücuda alınan enerji miktarını! Bu nasıl oluyor? Besin maddelerinin çiğnemekle başlayan sindirimi sürecinde harcanan enerjinin azalmasıyla... Wrangham, bu süreci de çok basit bir şekilde açıklıyor:
“Besin maddelerinin pişirilmesiyle bir çeşit ön sindirim gerçekleşiyor. Bu da normal olarak büyük enerji harcanarak yapılan sindirimin kolay ve hızlı şekilde gerçekleşmesine yol açıyor. Harcanmayan enerji de vücudun belli bölgelerinde yağ toplanmasına, şişmanlığa yol açıyor.”
İnsanların kedi ve köpekler gibi kolay şişmanladıklarına dikkat çeken Wrangham, bunu insanların yemeklerini pişirerek yemelerine, kedi ve köpeklerin de hazır yemlerle beslenmelerine bağlıyor. Fazla enerji de hem bizleri hem de kedi ve köpekleri neredeyse obezlik derecesinde şişmanlatıyor.
Pişirme sayesinde sadece gıda maddelerine ağız tadı katılmıyor, çiğ besinler içindeki zehirli maddeler parçalanıyor, hastalığa yol açan mikroplar ölüyor ve dayanıklılık süreleri uzatılıyor.
PİŞİRMEKLE DÜŞÜNMEK ARASINDAKİ İLİŞKİ
Anlattıklarımız çok ciddi gibi gelmese de, konumuz evrim. İnsan nasıl insan oldu sorusuna cevap arıyoruz. O halde insanı diğer hayvanlardan ayıran beyin fonksiyonları ile pişirme arasındaki ilişkiye de bir cevap vermemiz zorunlu. Wrangham, bu konuda da bizi aydınlatıyor. İnsan vücudunda en fazla enerji tüketen organ beyin. Memeli hayvanlarda beynin tükettiği enerji miktarı, alınan toplam enerjinin yüzde 8-10’u. İnsan beyni ise aldığımız enerjinin yüzde 20’sini tüketiyor. Beynimizin fonksiyonlarına bu kadar enerji harcanabilmesi için diğer organlarımızın enerji tasarrufu yapması zorunlu. Bundan 1.8-1.9 milyon yıl önce meyve, sebze ve etleri pişirmeye başlayan büyük atalarımız homo erectuslar, sindirim organlarımızın işini kolaylaştırarak enerji tasarrufunda da ilk adımı atmışlar. İşlevi azalan sindirim organları da yavaş yavaş küçülmüşler, enerji tüketimi bir kez daha azalmış.
BULGULAR WRANGHAM’I DOĞRULUYOR
‘Tamam da tüm bunlar bir bilim insanının eli boş olduğu için masa başında düşündüğü şeyler, kanıtlanmış şeyler değil!’ itirazları mı yükseliyor? Yok, hiç de öyle değil. Wrangham, kendinden önce araştırma yapanların bulgularına dayanarak bu konuda da bizi aydınlatıyor: “Örneğin İsrail yakınlarında bulunan, bundan 790 bin sene öncesine ait yanmış odun, tohum ve ateş taşları, atalarımızın ateşi kontrollü kullandıklarını ve yemeklerini pişirdiklerini ortaya koyuyor. O zamanlar günde en az bir kez sıcak yemek yeme alışkanlığı olduğunu, yalnızca belli grupların değil, çiğ et yediklerine inanılan İnuitlerin bile yiyeceklerini pişirmeye başladıklarını öğreniyoruz.” Dikkatli okurlar, 790 bin yılla 1.8 milyon yıl arasında 1 milyon yıl fark var demeye başladılar bile. Aradaki süre ile ilgili bulgu var mı? Var ama çok az. Afrika’nın değişik bölgelerinde 1.5 milyon yıl öncesine ait yanmış kerpiçler, kömürleşmiş kemikler, rengi değişmiş topraklar ve demirden yapılmış araçlar bulunmuş durumda. Tüm bunlar, yıldırım düşmesi sonrası ortaya çıkan orman yangınlarının sonucu olabilir düşüncesini ileri sürenlere, Wrangham, büyük atalarımız homo erectusların anatomilerini anlatarak cevap veriyor: “Atalarımızın anatomik yapıları, onların hiç de iyi tırmanıcılar olmadıklarını gösteriyor. Öyleyse geceleri ağaçlara tırmanarak düşmanlarından korunmaları ve ağaç tepelerinde uyumaları imkansız. Yere uzanıyorlar ve uyuyorlar. Çevre ‘düşman’ dolu olduğuna göre nasıl korunuyorlar? Ateş yakarak!.. Ateşin yanında kıvrılıp yatarak, şimdi bizlerin yaptığı gibi yorgana ihtiyaç duymadan vücut ısılarını da koruyorlar.”
Şimdi de yeni bir soru: Eee, bu kadar ilkel olan bu canlılar, milyonlarca yıl önce ateşi nasıl bulmuşlar?
İNSAN PİŞİREN HAYVANDIR!
Wrangham, demirden aletler yapmak için metal parçalarının birbirine sürtülmesi sürecinde veya etleri yumuşatmak için tokaçla vururken kıvılcımların çıkmasının kaçınılmaz olduğunu, uçuşan kıvılcımların kuru bir ot parçasına rastlamasıyla da ateşin kaçınılmaz olduğunu iddia ediyor. Kızartılan, pişirilen veya yakılan besin maddelerinin çıkardığı koku da öylesine hoş ki, bir kez bu kokuyu ve bu tadı alan atalarımız, kendilerini bu lüksten kurtaramamışlar ve yemek yemeye ayrılan süre azalırken, yemek hazırlamaya ayrılan süre artmış; sindirim süreci kısalmış, enerji tüketiminde tasarruf yapılmış, artan enerji beyin fonksiyonlarına harcanmış ve de insan pişiren, pişirdiği için düşünen hayvan haline gelmiş!
www.evrensel.net