12 Ocak 2010 05:00

iKi GOBEK ATMAKLA BARIS OLMAZ

Öfkeli kalabalık… Vatandaşların tepkisi… Edirneliler… Babaeskililer… Erzincanlılar… Ve Selendililer…

Paylaş

Öfkeli kalabalık… Vatandaşların tepkisi… Edirneliler… Babaeskililer… Erzincanlılar… Ve Selendililer… Basın açıklamasına öfke… Sigara tartışması… Okul önünde iki grup… Kim bunlar?.. Neye karşılar?.. Kime kızgınlar?.. ‘Öteki’ler kim, neden suçlular, neyle suçlanıyorlar? Henüz ne olduğu anlaşılamadan toplanan kalabalıkların bu hıncı nereden geliyor? Öyle beş on kişilik gruplar da değil. Sayıları yüzleri, hatta binleri bulan ‘meraklı değil’, ‘öfkeli’lerin ‘sahiplendiği’ saldırıları ‘normal tepki’ ve ‘hassasiyet’ olarak karşılamak pek mümkün değil.
Manisa’nın Selendi ilçesi, bu ‘öfkeli kalabalığın’ yarattığı şiddetle oturdu Türkiye’nin gündemine. Sorsanız Manisalıların bile hakkında yorum yapamayacağı küçük bir ilçede toplanan kalabalık, yaptıklarıyla ve yarattıklarıyla kendi halindeki bu ilçenin çığırından çıktığının fotoğrafını önümüze koydular. Hedeflerinde ‘Cennet Mahallesi’nin’ sakinleri, ‘buçuk sayılan bir topluluk’, üstelik sadece ve sadece 21 aileden oluşan Romanlar vardı. Oysa ne Romanlar Selendi’de yeniydi, ne de Selendililer Romanları yeni tanıyorlardı. Kıyafetlerinden, konuşmalarından, yaşam biçimlerinden ve ‘renklerinden’ kolayca ayırt edilen Romanlar, Ege’nin birçok yerinde görebileceğimiz gibi Selendi’de de kendilerine bir yaşam kurmuşlar; üstelik Manisa, Akhisar, Salihli, Turgutlu ve İzmir’deki gibi ‘diğer’lerinden daha ayrı ve uzakta değil ayrı ayrı mahallelerde Selendililerle iç içe yaşamayı tercih etmişlerdi. Bir anlamda ‘Cennet Mahallesi’ yoktu Selendi’de ve bunu yaratacak kadar kalabalık da değillerdi. Ne olduysa ve kim ya da kimler tetikleyip kışkırttıysa, ‘Selendi Romanları’ kendilerini bir anda 180 kilometre ötedeki Gördes’te buluverdi. Üstelik geride taşlanmış ve yakılmak istenmiş evlerini, harap edilmiş arabalarını, eşyalarını ve yaşamlarını bırakarak... Üstelik hükümetin ‘Roman Açılımı’ için çalışmalar başlatıp, toplantılar düzenlediği bir zamanda.
KAÇ KURTUL! YOKSA…
Romanların Selendi’den Gördes’e gönderilmeleri hakkında herkes dünyaya ve olaylara baktığı yerden yorum yaptı. Mesela Hürriyet gazetesi 07.01.2010 tarihli manşetinde, ‘Kaçtılar Kurtuldular’ demişti. Oysa ortada kaçma ve kurtulmadan çok, linç etme, kovma ve ardından ‘zoraki sürgün’ vardı. Romanlar, apar topar Selendi Karakolu’na getirilmişler ve oradaki şaşkınlık ve korkuları sona ermeden ‘boş kağıtlar’ imzalatılarak Gördes’in yolunu tutmuşlardı.
Gördes’e gönderilmelerinin başka bir ayrıntısı da Selendi’de yaşayan Romanlar ile Gördes’te yaşayanlar arasındaki ticari ilişkilerin yanı sıra dünürlük, amcalık, dayılık, hala ve teyze çocukları olma gibi bir kan bağı olmasıdır. Muhtemelen Manisa Valisi Celalettin Güvenç, Selendi Kaymakamı Selim Palamut ve diğer yetkililer bu durumu göz önüne alıp, Romanların durumunun ‘sürgün’ gibi gösterilmesinin önüne geçip, akrabalarının yanına gönderilmelerinin yolunu açmışlardı.
BİR DAHA SELENDİ’YE DÖNMEM
Selendi’den sürgün edildikleri Gördes’e ulaştığımızda, on bin nüfuslu Gördes’in bugüne kadar yolunu bilmeyen televizyon ve gazetelerin canlı yayın araçlarıyla kamp kurduğu Hüseyin Baba Mahallesi’nde buluyoruz ‘Sürgün Romanları’. ‘Gördes Şen Romanlar SYD ve Kültür Derneği’ tabelasının asılı olduğu, henüz iç sıvasının tamamlanmadığı, sadece masa ve sandalyeden ibaret soğuk bir binada ‘ne olacaklarını bekleyen’ Romanlarla karşılaşıyoruz. Kendimizi tanıttıktan sonra, daha soru sormamıza bile fırsat vermeden başlıyorlar anlatmaya: “Selendi Belediye Başkanı Nurullah Savaş’ın yüzünden oldu tüm bunlar.” Adını soruyoruz, Birgül Uçkun diyor. Selendi’de istenmeyen Roman ailelerinin en başında geliyorlar. Birgül Uçkun’un yaşananlardan doğrudan Selendi Belediye Başkanı Nurullah Savaş’ı sorumlu tutmasının belli nedenleri var. Ancak, bu nedenler içerisinde kesinlikle Savaş’ın MHP’li olmasının bir etkisi yok. Çünkü, Birgül Uçkun’un ne MHP’nin politik anlayışından ne de ‘açılım’dan haberi var.
Birgül Uçkun, sadece MHP’li Belediye Başkanı Nurullah Savaş’ın göreve gelmesinden sonra Selendi’de kendilerine yönelik ‘soğuk davranışlar’ hissetmeye başlamış. “Bakkallar çocuklarımızı kovdular. Pazara gittiğimde tezgahta mal olmasına rağmen bitti dediler. Oturduğum Karabeyler Mahallesi’nde Selendililerle iç içe yaşıyorduk. Komşularımız selamı kesmeye başladı” diyor. Ve önemli bir nokta; Birgül Uçkun, yılbaşı gecesi yaşanan kavgadan ve linç girişiminden önce yaşadıkları sıkıntıları anlatan bir dilekçeyi savcılığa verdiklerini, ancak hiçbir işlem yapılmadan bu dilekçenin kendilerine geri geldiğini söylüyor.
Birgül Uçkun, olaylara karşı önlem almakta yetersiz gördüğü ve karakolda kendilerine, “Canınızı kurtarmak istiyorsanız bu kağıtları imzalayın” diyen emniyet yetkilisine de feryat ediyor: “Günlerdir yaşanan gerginlik karşısında hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. Akşam saatlerinde evlerimize baskın yapmaya gelirken nerede toplandılar, nereden yürüdüler? ‘Selendi bizimdir bizim kalacak’, ‘Allahu ekber’ diye bağırırlarken, polis bunları duymadı mı, görmedi mi? Selendi onların olsun. Bir daha asla Selendi’ye gitmeyeceğim.”
Birgül Uçkun’un söylediği kağıtlar boş. Niye imzalatıldığı belli değil. Dahası, boş kısımların nasıl doldurulacağı da... Atanların, Birgül Uçkun gibi okuryazarlığı yok...
BELEDİYE CENAZEYE ARAÇ VERMEDİ
Geceleri erkeklerin sandalyeler üzerinde yattığı, gündüzleri de yemek yenilen Romanlar Derneği’nde öğle yemeği vakti geldiğinde masaya buyur ediliyoruz. Gördes Belediyesi ve kaymakamlığın yardımlarıyla yapılan yemekler dağıtılırken, kış günü üzerlerinde giyecek doğru düzgün eşyası bulunmayan bebeklerin durumu dikkat çekiyor.
Oturduğumuz masada olayların tam ortasında yer alan, hatta çıkış nedeni olarak gösterilen ve kalp krizi geçirip hayatını kaybeden Necdet Uçkun’un eşi Hatice Uçkun ile karşılaşıyoruz. Sorduğumuz tüm sorulara soğukkanlı bir şekilde atlamadan yanıt vermeye uğraşıyor: “Yılbaşı gecesi oğlum eve geldi. Hep birlikte kutladık. Bir süre sonra oğlum kendi evine gitmek için ayrıldı. Her zaman gittiği kahvede çay isteyince vermemişler. Tartışma çıkmış ve sigara bahanesiyle oğlumu dövmüşler. Ardından babası da kahveye gitti. O da tartışmaya başlamış. Hakaretler ve küfürler edilmiş. Karakolluk olunca eşim üzüntüden kalp krizi geçirip öldü.” Hatice Uçkun, dehşet anlarını anlatmadan önce bir başka önemli noktaya dikkat çekiyor: “Cenazemize belediye araç vermedi.”
Hatice Uçkun’a baskınları sorduğumuzda, başka bir iddiayı da ortaya atıyor: “Kahvedeki olaydan sonra bunlar kendi aralarında teşkilatlanmışlar. Belediye başkanı Alaşehir’den gençleri de getirmiş.” Hatice Uçkun’a bundan emin olup olmadığını sorduğumuzda, bizi, “Bira şişelerini, taşları evimize atanların içinde tanıdıklarımız çoktu ama tanımadığımız gençler de vardı. Kimisi de yüzünü maskeyle örtmüştü” diyerek yanıtlıyor. Selendi’nin Şerefiye Mahallesi’nde oturduğunu söyleyen Hatice Uçkun’u şaşırtan bir başka gelişme de, yıllardır aynı mahallede oturdukları komşularının birdenbire değişen tavırları. “Cenazeden sonra hiç kimse başsağlığı dilemedi. Oysa, biz yıllardır birbirimizin düğününe de cenazesine de katılırdık. Evlerimizin önüne ‘Romanlara ölüm’ diye bağırarak gelenlerin içinde komşularımızdan olan insanlar da vardı” diyerek anlatıyor olup bitenleri.
Selendi’de yaşanan olayların ardından yapılan değerlendirmeler de, Romanların Selendililerden daha iyi imkanlara sahip olduğu, hatta varlıklı sayılabilecek Romanların olduğu yönündeydi. Üstelik, adının geçmesini istemeyen ancak Selendi’de yaşananları gazetemize özetleyen bir kişi, Romanlardan bazılarının tefecilik yaptığını, çıkan anlaşmazlıkların olayları buraya kadar getirdiğini, Romanlara borcu olan kişilerin bu olayları kışkırttığını iddia etmişti. Oysa bu iddialar, başka gerçekleri örtmekle beraber, orada yaşayanların durumlarıyla pek de örtüşmüyor.
( Manisa/ EVRENSEL)

YENİ GÖÇ YERİ SALİHLİ

Tüm bunları konuştuğumuz günün akşamı Manisa İl Özel İdaresi’nin üç minibüsü Salihli’ye gidecek aileleri almak için mahalleye geldiğinde, gidenlerin ve kalanların yüzlerinde biraz şaşkınlık, biraz kızgınlık, biraz üzüntü ve şimdi ne olacak tedirginliğini hissetmek mümkündü. Televizyonlara göre Roman aileleri uğurlamaya gelenlerin içinde emniyet yetkilileri ve Gördes Kaymakamlığı’na vekalet eden Demirci ilçesi kaymakamı da vardı. Oysa, orada bir uğurlama değil, resmen yapılan ‘naklin’ listelenmiş isimleri tek tek okunup kontrolden geçirilerek, eşyaların minibüse doldurulması işlemiydi. Yetkililerin, bir an önce ‘yolcu’ etmek istedikleri Romanların derin sessizliklerini, sadece bir hafta içinde ikinci sürgünü yaşayan çocukların ağlamaları bozuyordu.

NASIL BİR BARIŞ?

Selendi Belediye Başkanı Nurullah Savaş ve Selendi Kaymakamı Selim Palamut, Gördes’e giderek, ‘sürgün edilen’ Romanlarla barışmaya çalıştı. Hatta Kaymakam Palamut, “Romanların sorunlarını hep birlikte, birlik içinde çözeceğiz. Eğer ilçemizden ayrılan Roman vatandaşlarımız tekrar buraya gelmek istiyorlarsa, devletimiz bu konuda aciz değildir” açıklamasında bulundu. Daha bir hafta önce evleri taşlanan, arabaları yakılan Romanlarla el sıkışıldı, çocuklara oyuncaklar dağıtıldı.
Peki, ‘Devletimiz aciz değildir’ açıklamasını yapan Selendi kaymakamına, gerginlik yılbaşı akşamından bu yana doruk noktasına çıkmışken neredeydiniz, diye sormazlar mı? Gündüz belediye önünde toplanan kalabalığın böyle bir hareketlenme içine giderken niye acz içine düştünüz, diye sormazlar mı? Belediye hoparlöründen anonslar yapılırken niye müdahale etmediniz, diye sormazlar mı? Olayların başladığı akşam elektriklerin neden kesildiğini sormazlar mı? Evler taşlanırken, arabalar yakılırken belediye kepçelerinin niye orada olduğunu ve bu kepçelerin Romanlara ait araçları parçalama emrini kimden aldıklarını sormazlar mı? Belediyenin ölen bir Roman vatandaş için cenaze aracını niye tahsis etmediğini sormazlar mı? Ve ortada günlerdir süren bir gerginlik ve fısıltı gazetesi 24 saat çalışırken, bu linç girişiminin nasıl tertiplendiğini, arkasında kimler olduğunu, asıl yapılmak istenenlerin ne olduğunu nasıl bilemezsiniz, diye sormazlar mı?
Şimdi asıl sorun budur. Bu soruların yanıtları kamuoyuna açık bir şekilde verilecek mi, yoksa ‘Ne olacak canım, Çingene değil mi, unutulur gider; karşılıklı iki göbek atıp barıştık işte’ mi denilecek?

ÖNCE KEPÇELERLE...

Hatice Uçkun’un yanından ayrılırken, ısrarla “Benim söyleyeceklerim var” diyen Tuncay Koca ile görüşüyoruz. Koca da Şerefiye Mahallesi’nden. Köylerde züccaciye ve çeyiz eşyası satıyor. “Önlem alınmadı. Belediye anonsuyla birlikte saat 15.30 gibi halk toplanmaya başladı. Daha orada ‘Romanlara ölüm’ diye bağırmaya başladılar. Açıkça söylüyorum, kalabalığı kışkırtanların başında Belediye Başkanı Nurullah Savaş, yardımcısı Mehmet Dündar ve iki öğretmen var” iddiasını üzerine basa basa tekrarlıyor. Tuncay Koca, bu söylediklerini geçen yıl yaşanan çarpıcı bir olaya dayandırıyor: “Daha önce Selendi Çayı çevresinde barakalarda yaşayan Roman aileler vardı. Yoğun yağmurların olduğu bir zamanda belediye kepçeleri su yatağını ailelerin yaşadığı barakalara doğru çevirdi. Sudan dolayı barakalar yıkıldı. Buradaki insanlar 10 gün boyunca düğün salonunda kaldılar.” Koca’nın dehşetle anlattığı bir başka olay ise arabasını yakan kişinin, düğününe giderek mutluluğunu paylaştığı arkadaşı olması. Tuncay Koca, bir daha Selendi’ye asla dönmek istemeyenlerin başında geliyor.

ELEKTRİKLER BİLİNÇLİ KESİLDİ

Hüseyin Sepetçi, Gördes’te yaşayan, kayınvalidesi Selendi’de olan bir Roman. İş için sık sık Selendi’ye gittiğini anlatan Hüseyin Sepetçi, olay günü Selendi’de vahşeti yaşayanlardan. “Akşam kayınvalidemin evinde oturuyorduk. Önce elektrikler kesildi. Ardından silahlar patladı ve bağırışlar etrafında evin önünde büyük bir kalabalık oluştu. Evin içi taşlarla doldu. Bir tahta kapının arkasına sığındık. Sattığım mutfak eşyalarının bulunduğu minibüsüm paramparça edildi. Ardından içerideki mallarla birlikte yaktılar. Manisa valisi zararlarımızın ödeneceğini söyledi ama emin değilim” diye konuşuyor. Sepetçi, yaşananların en çok çocukları etkilediğini, Selendi’den gelen çocukların hoparlör sesi duyduklarında çığlık attıklarını anlatıyor. Kendisinin de akşamları elektrikleri kapatmadığını belirtirken, “Yıllardır Gördes’te yaşıyorum. Ama olaylardan sonra çarşıya gidince acaba bana mı bakıyorlar, bir şey diyen olacak mı diye tedirginlik duyuyorum” diyerek, olayın izlerini üzerinde taşıdığını söylüyor.
Arda Armutlu
ÖNCEKİ HABER

Garip gurebanın hastanesine göz diktiler

SONRAKİ HABER

Erdoğan "oy çalındı" iddiasında ısrarcı: Oy hırsızlığı tam bir felakettir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa