12 Ocak 2010 00:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

Sırtlarını iktidar partisine dayamış yazarlara bakarsanız Türkiye yükselen değerler ülkesi.

Paylaş

Sırtlarını iktidar partisine dayamış yazarlara bakarsanız Türkiye yükselen değerler ülkesi. Ekonomi tıkırında, borsa yükseliyor. Dışişlerimiz halka açılıyor. ABD’nin de, Avrupa Birliğinin de Ortadoğu’daki güvencesiyiz. AKP’nin açılımları ise her ne kadar birbirine dolanmış görünüyorsa da gelecek için umut veriyor(muş). Kürt, Ermeni, Alevi meselelerinde çözüme yaklaşılmasına yaklaşılıyor da şu Romanlar nereden çıktı? Karıştırmayın ilerleyen, büyüyen, Avrupa kapılarında gün almayı bekleyen güzel ülkemizi.
Bu türden derin analiz içeren yazılara alıştık çoktan. ‘Ama’larla başlayan veya sonlanan tümcelerle muhalifleri ve gazetecileri, toplumun huzuru için hassas olmaya çağıran öğütleri kanıksar olduk. Yazmaya durduğumuzda bir yazıp on düşünüyoruz. Ustalarımızın vardır bir bildiği, halkı tahrik eden bir cümle kaçırıvermeyelim metnimizde. Biliyorsunuz halkımız çok kolay tahrik olur. Edirne’de, Selendi’de öyle olmadı mı? Daha pek çok il ve ilçemizde anayasadan doğan hak istemlerini dillendirmeye kalkışanlara, düşüncelerini serbestçe ifade edebileceklerini zanneden yurttaşlara vatansever halkımız arkasına güvenlik güçlerini de alarak bir temiz sopa atmadı mı? Anımsarsanız kimi emniyet müdürleri, kolluk güçleri, kafası gözü yarılan yurttaşları halkın vatansever duygularını incitmekle suçlarken, saldırganları kahramanlar gibi karşılamış, sırtlarını sıvazlamaktan geri durmamışlardı. Belki de lise öğreniminde yalan yanlış edinilen edebi bilgiler içinde yöneticilerin toplumsal duruşlarına en uygunu ve akılda kalanı Ziya Paşa’nın meşhur: “Nush (nasihat) ile yola gelmeyeni etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” beyiti olduğundan gelişiyor böylesi refleksler. Kim bilir? Bütün bu olgular ışığında muhalifliğimizin ölçüsünü bilelim! Bakarsınız yurt sathına yayılan linç ikliminin sorumlusu da yazarıyla çizeriyle işçisi memuru ile biz emekçiler oluveririz.
Elbette halk tahrik oluyor salvosunu aklı başında hiçbir yurttaş yutmuyor. Organize işler bunlar. Yoksa halkımız Kürdü, Alevi’siyle, Ermeni ve Rum’uyla dostluk kardeşlik duyguları içinde sürdürüp gidiyor yaşantısını. Onları kışkırtan mekanizmayı ortayı çıkarmak gerek. Sırların, gizlerin kapılarını aralamak gerek. Yazılısıyla görseliyle basının da artık seçtiği provokatif dilden vazgeçmesi ön şart. Dilerim AKP yöneticileri ve Başbakan Erdoğan, Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’in, Milliyet’ten Devrim Sevimay’a yaptığı açıklamaları dikkate alırlar da ülkeyi yeni bunalımlardan geri döndürmeyi başarırlar.
“.. Biz kırıldık daha da kırılırız / Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza” ya da “Kan var bütün kelimelerin ardında” dizeleri bu coğrafyada yaşananları unutturmayan bir şairimiz Cemal Süreya’ya ait. 9 Ocak 1990’da ayrıldı aramızdan. Onu bir şiiriyle anmak istedim:

Cellat Havası
Burjuva ihtilalinden sonra
Mösyö Giyotin yüz elli yıldır
Parisli bir avukat
Gözleri yaşarır sabahları
Okuduğu intiharlara

Sinyor kurşun. İspanya.
Asılıp gidebilir bakışlarınız
Bir bulutun yedeğinde
Tabii Lorca gibi sizin de
Gözlerinizi bağlamazlarsa

Ya ne buyrulur Mister
Elektrik sandalyesine
Kredi yatırım bir yana
İyi özetler Amerika’yı
William James’ten daha

Sıçrayan kan selamlarıdır
Kaabil’e, Ezra Pound’a
Parantez içinde Raskolnikov’a
Kelle bir şey anlamadan
Emirler veredursun ayaklara
İşini bitirmiştir Herr Balta

Ey idama yükümlü yurttaş
Altından çekilince iskemle
İdare edebilirsen soluğunu
Yaşarsın kısa da olsa bir süre
Çünkü ip efendinin sunduğu
Ölümler kibarca sürüncemede
TURGAY OLCAYTO
ÖNCEKİ HABER

KIRILMA NOKTASI TRT2 23.30

SONRAKİ HABER

Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanları görevden alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa