GERÇEĞİN GÖZÜYLE

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Sırtlarını iktidar partisine dayamış yazarlara bakarsanız Türkiye yükselen değerler ülkesi.


    Sırtlarını iktidar partisine dayamış yazarlara bakarsanız Türkiye yükselen değerler ülkesi. Ekonomi tıkırında, borsa yükseliyor. Dışişlerimiz halka açılıyor. ABD’nin de, Avrupa Birliğinin de Ortadoğu’daki güvencesiyiz. AKP’nin açılımları ise her ne kadar birbirine dolanmış görünüyorsa da gelecek için umut veriyor(muş). Kürt, Ermeni, Alevi meselelerinde çözüme yaklaşılmasına yaklaşılıyor da şu Romanlar nereden çıktı? Karıştırmayın ilerleyen, büyüyen, Avrupa kapılarında gün almayı bekleyen güzel ülkemizi.
    Bu türden derin analiz içeren yazılara alıştık çoktan. ‘Ama’larla başlayan veya sonlanan tümcelerle muhalifleri ve gazetecileri, toplumun huzuru için hassas olmaya çağıran öğütleri kanıksar olduk. Yazmaya durduğumuzda bir yazıp on düşünüyoruz. Ustalarımızın vardır bir bildiği, halkı tahrik eden bir cümle kaçırıvermeyelim metnimizde. Biliyorsunuz halkımız çok kolay tahrik olur. Edirne’de, Selendi’de öyle olmadı mı? Daha pek çok il ve ilçemizde anayasadan doğan hak istemlerini dillendirmeye kalkışanlara, düşüncelerini serbestçe ifade edebileceklerini zanneden yurttaşlara vatansever halkımız arkasına güvenlik güçlerini de alarak bir temiz sopa atmadı mı? Anımsarsanız kimi emniyet müdürleri, kolluk güçleri, kafası gözü yarılan yurttaşları halkın vatansever duygularını incitmekle suçlarken, saldırganları kahramanlar gibi karşılamış, sırtlarını sıvazlamaktan geri durmamışlardı. Belki de lise öğreniminde yalan yanlış edinilen edebi bilgiler içinde yöneticilerin toplumsal duruşlarına en uygunu ve akılda kalanı Ziya Paşa’nın meşhur: “Nush (nasihat) ile yola gelmeyeni etmeli tekdir / Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” beyiti olduğundan gelişiyor böylesi refleksler. Kim bilir? Bütün bu olgular ışığında muhalifliğimizin ölçüsünü bilelim! Bakarsınız yurt sathına yayılan linç ikliminin sorumlusu da yazarıyla çizeriyle işçisi memuru ile biz emekçiler oluveririz.
    Elbette halk tahrik oluyor salvosunu aklı başında hiçbir yurttaş yutmuyor. Organize işler bunlar. Yoksa halkımız Kürdü, Alevi’siyle, Ermeni ve Rum’uyla dostluk kardeşlik duyguları içinde sürdürüp gidiyor yaşantısını. Onları kışkırtan mekanizmayı ortayı çıkarmak gerek. Sırların, gizlerin kapılarını aralamak gerek. Yazılısıyla görseliyle basının da artık seçtiği provokatif dilden vazgeçmesi ön şart. Dilerim AKP yöneticileri ve Başbakan Erdoğan, Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir’in, Milliyet’ten Devrim Sevimay’a yaptığı açıklamaları dikkate alırlar da ülkeyi yeni bunalımlardan geri döndürmeyi başarırlar.
    “.. Biz kırıldık daha da kırılırız / Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza” ya da “Kan var bütün kelimelerin ardında” dizeleri bu coğrafyada yaşananları unutturmayan bir şairimiz Cemal Süreya’ya ait. 9 Ocak 1990’da ayrıldı aramızdan. Onu bir şiiriyle anmak istedim:

    Cellat Havası
    Burjuva ihtilalinden sonra
    Mösyö Giyotin yüz elli yıldır
    Parisli bir avukat
    Gözleri yaşarır sabahları
    Okuduğu intiharlara

    Sinyor kurşun. İspanya.
    Asılıp gidebilir bakışlarınız
    Bir bulutun yedeğinde
    Tabii Lorca gibi sizin de
    Gözlerinizi bağlamazlarsa

    Ya ne buyrulur Mister
    Elektrik sandalyesine
    Kredi yatırım bir yana
    İyi özetler Amerika’yı
    William James’ten daha

    Sıçrayan kan selamlarıdır
    Kaabil’e, Ezra Pound’a
    Parantez içinde Raskolnikov’a
    Kelle bir şey anlamadan
    Emirler veredursun ayaklara
    İşini bitirmiştir Herr Balta

    Ey idama yükümlü yurttaş
    Altından çekilince iskemle
    İdare edebilirsen soluğunu
    Yaşarsın kısa da olsa bir süre
    Çünkü ip efendinin sunduğu
    Ölümler kibarca sürüncemede
    TURGAY OLCAYTO
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.