13 Ocak 2010 00:00

UFUK

BDP yöneticileri, 1 Şubat’ta yapacakları olağanüstü kongre öncesi gazeteciler ve bazı aydınların katılımıyla kahvaltılı bir basın toplantısı düzenledi.

Paylaş

BDP yöneticileri, 1 Şubat’ta yapacakları olağanüstü kongre öncesi gazeteciler ve bazı aydınların katılımıyla kahvaltılı bir basın toplantısı düzenledi. BDP Genel Başkanı Demir Çelik, Meclis Grup Başkanı Nuri Yaman ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın ev sahipliği yaptığı toplantıda, BDP yöneticileri bundan sonraki süreçte izlemeyi düşündükleri hatta dair olarak bilgi verirken, kendilerine yapılacak eleştiri ve önerilere de açık olduklarını dile getirdiler.
Katıldığımız bu toplantıda edindiğimiz izlenimleri temel noktalarıyla burada paylaşmaya çalışacağız.
ASKER VE POLİS
ARASINDA
Gerek BDP Genel Başkanı Demir Çelik ve Nuri Yaman, Kürt siyasetinin bugüne kadar karşılaştığı baskıların bir özetini yaparken, ‘askeri vesayet’ anlayışını çeşitli örneklerle de destekleyerek eleştirdiler. BDP yöneticilerinin konuşmalarında askeri vesayet eleştirilirken, son günlerin önemli tartışmalarından biri olan polisin ağır silahlarla silahlandırılmasına da değinilerek, “Hem asker, hem polis sivil idareye bağlı olmalı” vurgusu yapıldı. BDP yöneticileri, yeni dönemde Türkiye’nin sosyalist birikimi ve kendini öncesine göre daha fazla hissettiren emekçi talepleriyle Alevi potansiyeline özel bir vurgu yaptılar. Kürt sorununun demokratik çözümünü esas alırken, bununla sınırlı kalmayan ve Türkiye’nin emek sorunlarını da tali görmeyen bir yönelimi benimsediklerine dair işaretler verdiler.
EMEKTEN YANA
BİR SÖYLEM
Toplantıya katılan kimi köşe yazarları da, BDP yöneticilerinin yaptıkları analizlerde ‘sol’ ve ‘emek’ten yana bir jargon kullandıklarına dikkat çekerek, bunu teyit etmiş oldular.
Ancak Demir Çelik’in ‘Bizzat 40 köşe yazarını kendim aradım ve katılımın sınırlı olması bizi üzmüştür’ şeklindeki vurgusunu da hatırlattıktan sonra, toplantıya katılan köşe yazarları arasındaki genel ağırlığın AKP’nin ‘Açılım’ politikasına eleştirel yaklaşmaya dahi uzak bir noktada olduğunu, toplantıda hükümet lehine bir ağırlık hissedildiğini söylemek, kanımızca abartı olmaz. Bu isimlerden bazıları, BDP’lilere ‘Bizi, kamuoyunu şaşırtacak adımlar atmayı düşünüyor musunuz” diye sorarken, bazıları da BDP’nin ‘statükoculuğa’ karşı AKP’ye destek olması gerektiği ‘nasihatinde’ bulundu. BDP’li Hasip Kaplan’ın, “Eğer hükümet gerçekten demokratikleşme konusunda samimi ise yüzde 10’luk seçim barajını neden değiştirmedi” şeklindeki haklı sorusu bu tür köşe yazarlarından bir yanıt bulmazken, BDP yöneticilerinin, ‘Asker vesayetine karşı hükümet lehine bir polis vesayeti de çözüm değil’ saptamasının dahi, eleştirel bir tutumla karşılaştığını vurgulamak gerekiyor.
LİBERALLERİN
AKP STATÜKOCULUĞU
Toplantıya katılanlardan Taraf Yazarı ve eski Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Nabi Yağcı’nın (Haydar Kutlu), “Avrupa’daki polis uygulamalarını tartışmak bizim için sonraki iş. Bizim oraya gelmemize daha çok var. Önce biz asker vesayetinden kurtulalım” şeklindeki sözleri karşısında insan, “Nabi Yağcı, eskiden genel sekreteri olduğu TKP üyelerinin polisin işkence tezgahlarında yaşadıkları sonu ne çabuk unutmuş?” diye düşünmeden edemiyor.
Biz toplantıda, çalışma arkadaşını polis terörü altında kaybeden ve polisin TEKEL işçilerinin eylemine ve diğer emekçi kesimlere karşı kullandığı terörü gören bir kişi olarak, polis karşısındaki bu ‘tolere’ edici yaklaşıma anlam veremediğimizi söyledik. Toplantıya katılan liberal köşe yazarları içindeki genel eğilim, -muhtemelen Ergenekon sürecinin de etkisi ile- askere karşı polisin “gelişen” pozisyonunu demokratik bir imkan gibi görmek biçimindeydi. Nuray Mert’in “Demokrasi diye yutturulmaya çalışılan neoliberal hegemonyayı kabul etmeyen bir anlayışa sahip olmanızı bekliyorum” sözlerinin, kimi “devrimci hareketlere” de bulaşmış liberal köşe yazarlarının bugünkü pozisyonu açısından önemli bir hatırlatma olduğunu vurgulamak gerekiyor.
DTP’ye, “AKP’nin suyuna gitmeyi” öneren liberal yazarların, aksi bir tutumun CHP ve MHP’yi güçlendireceği şeklindeki uyarıları ise ‘reel politika’ ve güç dengelerini dikkate alma adına DTP’yi tuhaf ve çarpık bir denkleme mahkum etmekten başka bir anlama gelmiyor. Bu yazarların, BDP yöneticilerinin ‘emek’, ‘sosyalist birikim’ ve ‘Alevi muhalefetini’ müttefikleri arasında anma tutumundan da pek haz etmediklerini, buna bir değer biçmediklerini kolaylıkla görebiliyoruz.
Bu yazıyı bağlarken şu noktaya da vurgu yapmak gerekiyor: BDP’nin önceli olan partiler de daha önce köşe yazarları ve aydınlarla benzer toplantılar düzenlemişlerdi. Elbette BDP yöneticileri, DTP deneyiminden de yola çıkarak, kongrelerinde yeni taktik platformlarını belirlerken bu görüşleri de değerlendireceklerdir. BDP’nin tüm bu istişari süreçlerinden sonra hangi noktalara ağırlık vereceğini şimdiden söylemek güç. Onu zaman içinde izleyerek göreceğiz. Ancak son seçimlerde AKP’nin oyunu yüzde 10 oranında düşüren gerçeklikte, işsiz ve yoksulluktaki artışın belirleyici önemde olduğunu; bunun, kamuoyu araştırmalarıyla da ortaya çıktığını; ABD başta olmak üzere, kapitalist dünyanın tarihlerinin en büyük işsizlik gerçekliği ile yüz yüze bulunduğunu ve emek taleplerinin, Türkiye’de de siyaset tablosunun temel belirleyeni olmak üzere kendini öne çıkardığını özellikle vurgulamak gerekiyor.
BDP’NİN ÖNÜNDEKİ
BÜYÜK ALAN
BDP’lilerin, kendilerini ‘statükocu’ dayatmalar ile AKP arasında sıkışmış hissettikleri tablodan kurtulmaları için bu büyük alana, emeğin dünyasına daha fazla açık olmaları gerektiğini vurgulamak gerekiyor. Kanımızca bu sadece BDP açısından önemli olan bir gerçeklik değil, genel siyasi tablonun da ayrıştırıcı dinamiği olarak önümüzdeki dönemde kendisini daha fazla hissettirecek bir gerçeklik durumunda.

FATİH POLAT
ÖNCEKİ HABER

Durmak yok baskıya devam

SONRAKİ HABER

Bursa Tabip Odası Başkanı'ndan şehir hastaneleri yorumu: Yol yakınken vazgeçin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa