GÖZLEM

GÖZLEM

  • Patronlar açısından sürekli krizlerle boğuşulan bir ortamda yüksek işsizlik oranları...


    Patronlar açısından sürekli krizlerle boğuşulan bir ortamda yüksek işsizlik oranları, bir taraftan emek maliyetinin düşürülmesi için yeni fırsatlar sunarken, diğer taraftan ‘pahalı’ işçilerin işten çıkarılmasını ve yerinde daha ‘ucuz’ yeni işçi almayı kolaylaştırıyor. Ayrıca önceleri fabrikalarda, işyerlerinde sadece ihtiyaç duyulan yan işler (güvenlik, temizlik, nakliye vb.) taşerona gördürülürken, her geçen gün bu işlerin kapsamının genişliyor olması, gelecek için çok ciddi tehlikeleri de içinde barındırıyor. Üstelik taşeronlaştırma uygulamaları yine uzunca bir süredir özel sektörün sınırlarını aşmış durumda. Kamunun hemen her alanında taşeronlaştırma uygulamalarına rastlamak mümkün.
    Taşeronlaşmanın emek cephesine getirdiği sorunların başında güvencesizlik sorunu geliyor. İş güvencesi, kadrolu işçiler için bile bir lüks haline gelmeye başlamışken, taşeron işçiler, bırakalım iş güvencesini, sağlık ve sosyal güvenlik hakkından bile yeterince yararlanamıyorlar. Sigortaları eksik yattığı için pek çoğunun en az 60 yıl çalışması gerekiyor. Bugünkü esnek ve güvencesiz istihdam yapısı içinde böyle bir şey kesinlikle mümkün değil.
    Fabrikalarda benimsenen esnek üretim ve onunla uyumlu esnek istihdam uygulamaları, bir taraftan teknolojide yaşanan gelişim ile sermayeyi emek gücüne bağımlılıktan kurtarmaya çalışırken, diğer taraftan da taşeron uygulaması ile işçilerin istihdam güvencesini ortadan kaldırıyor, emek maliyetlerini belirgin bir şekilde azaltıyor. Bunu yaparken, yani teknolojik olarak gelişmiş makineleri daha fazla kullanıp güvenceli, dolayısıyla maliyetli işçi sayısını azalttıkça mevcut işçileri pestili çıkana kadar yoğun çalıştırarak kendi sınırlarını bile zorluyorlar.
    Taşeron firmalarda çalışan işçilerin genellikle vasıfsız, sigortasız ve kayıt dışı olarak çalıştırılmaları, pek çoğunu iş güvencesiz çalışmaya mecbur bırakıyor. Uzunca bir süredir gelişmiş kapitalist ülkelerde bile iş güvencesine sahip olarak çalışanların oranı sürekli olarak azalıyor. Bu durumun Türkiye gibi ülkelere yansımaları çok daha yaygın ve çok ağır sonuçlar doğuruyor.
    Taşeronlaştırma, üretimi ve işçilerin çalışma biçimlerini esnekleştiren, üretim sürecini parçalayarak daha kuralsız ve denetlenemez hale getiren bir uygulama olarak işçilerin birlikte hareket etmesini, örgütlenmesini de güçleştiren bir uygulama. Taşeron, işçilerin sendikaya üye olmalarının önünde hiçbir yasal engel olmamasına karşın, esas işverenin taşeron ile yaptığı sözleşme bittiği anda işçilerin kapı önüne konulması, sendikanın taşeron bir firmaya girmesini zorlaştıran nedenlerin başında geliyor.
    Taşeronlaştırmanın getirdiği üretim koşulları, bir yandan sendikasızlaştırmayı dayatırken, bir yandan da sendikasızlaştırma, taşeron sisteminin işleyebilmesi için büyük önem taşıyor. Taşeronlaşmanın sonucu olarak az sayıda işçinin çalıştığı ve daha çok sayıda işyerinin oluşması sonucunda sendikal örgütlülük zorlaşıyor. Dahası, emeğin kendi içinde çok parçalı hale gelmesi ve yerleşik istihdam yapısının değişmesi, çeşitli sorunlara yol açıyor. Ayrıca esnek üretim, kısmi zamanlı çalışma, mevsimlik işçilik, evde çalışma gibi çalışma türleri ile işçilerin bir arada bulunmasını büyük ölçüde engelliyor.
    İşsizliğin yoğun olduğu ve vasıflı işgücünün sayısının düşük olduğu Türkiye gibi ülkelerde taşeronlaştırma, çok sayıda vasıfsız (sermaye açısından yeterince nitelikli olmayan) işgücünün bulunması nedeniyle işçi ücretlerinin çok düşük düzeylerde (bazen asgari ücretin bile altında) belirlenmesinin ve işyerlerinde yaşanan hak ihlallerinin temel tetikleyicisi durumunda. Bunun yanı sıra sosyal hakların tasfiyesi sürecinde taşeronlaşma hem son derece etkili bir araç, hem de bu tasfiye sürecinden beslenen tehlikeli bir sistem olarak karşımıza çıkıyor.
    Taşeronlaştırmanın işçilerin mücadelesine ve örgütlenmesine etkilerini haftaya değerlendirelim.
    ERKAN AYDOĞANOĞLU
    www.evrensel.net