14 Ocak 2010 00:00

MERCEK

Ankara, kışları, ülkenin ‘kara iklimi’nin etkili olduğu alanlardan biridir. Soğuğu keskin, ‘kesici’dir.

Paylaş

Ankara, kışları, ülkenin ‘kara iklimi’nin etkili olduğu alanlardan biridir. Soğuğu keskin, ‘kesici’dir. Üç hafta oldu, Ankara’nın ortasında, ekmek davası için direnen TEKEL işçileri, birçok kez polisin panzerlerden sıktığı soğuk -ve renkli- su saldırısına uğradılar. Polis, devletin polisi!
Kişi, eğer adına ‘vicdan’ denen şeyden tümüyle mahrum değilse, dahası emekçi düşmanlığıyla gözü kararmamışsa, bu örneğin tek olmadığını; her bir yıl açısından binlercesinin gösterilebileceğini inkardan gelemez/gelmez.
Kürt kenti ve kırında, dere boylarında, asitli kuyularda, “kimliği meçhuller”in mezarlıklarında kemikleri toplu olarak bulunan olayların “kahramanları”nın yakasında da JİTEM’ci yazıyor. JİTEM, devletin hangi kurumu, üst organı ve yöneticisi, aksini söylerse söylesin; devletin, “Özel Harp Dairesi” - “Özel Kuvvetler Komutanlığı” gibi isimlerle de anılan kuruluşlarıyla “aynı soydan”!.. Üzerine yazılan ve kuruluş ve eylem sürecini irdeleyen çok sayıda kitapta, makalede, çeşitli dizi filmlerde, NATO’nun kuruluşu sonrasında, ABD’nin tüm “müttefik ülkeler”de inşa edip yönetilmesi ve eylemlerinin organize edilmesinde dolaysız rol oynadığı Gladio ile ilişkili ‘Türk Kontrgerillası’ olarak gösteriliyor. Aralarında, bu “gizli ordu” üzerine araştırmalar yaptıkları için öldürülen bazı gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda yazar ve gazeteci, bu ‘devlet örgütü’nün 6-7 Eylül olaylarında, Maraş katliamında, ‘77 1 Mayıs saldırısı ve katliamında dolaysız rol oynadığını, Ecevit’e suikast düzenlenmesinde, Sendikacı Denizer’in öldürülmesinde, Madımak’ın ateşe verilmesinde, Kültür Sarayı ve Yolcu gemisi sabotajlarında ‘baş fail olduğunu’ yazdı/yazmaya devam ediyor.
CIA ve Pentagon patentli Kontrgerilla Tamimnamesi’nde öngörülen “galeyana getirme” provokasyonlarının Rumlara, Ermenilere, Kürtlere, Alevi mezhebinden emekçilere ve son olarak Romanlara yönelik ırkçı-şoven/yer yer linçlere varan saldırılarla pratiğe geçirilmek istendiğini “akla getiren” çok somut belgeler, yine çeşitli gazetelerde yer aldı/alıyor.
Hrant Dink’in planlı cinayete “kurban edilmesi”nin senaryolarında adı ilk sırada yer alan R. Öztürk’ün resmi rütbesinde “Emniyet İstihbarat Daire Başkanı” yazıyor olmasını kimse hafife almamalıdır.
Devlete sadakatiyle ünlü, halk kitlelerine karşı buz adam olarak bilinen M. Ağar, “bin operasyon”u devlet için ve devlet adına yaptığını, göğsünü gere gere söylemişti. Ergenekon’un “Veli”si, general rütbesinde; İbrahim Şahin’i “Özel Kuvvetler”in sorumlu polis şefiydi. Bu “bab”ta binlerce olay ve isim sıralanabilir. Ama olayların iç örgüsünün ve meydana gelişteki ‘amil’ ve unsurların amaçla bağlantısı değişmeden kalır: devlet gerçeği!
Bu gerçek, politik mücadeleyi oyun zanneden politik avanaklar dahil, ona hak ettiği yeri/değeri vermeyenlerin kafasına vura vura, yaşamın her alanında, kendini olanca maddiliğiyle gösteriyor.
Bugünkü devleti, “herkesin” gösterenler; liberaller ve devlet çarkına bağlanarak oradan nemalanmak isteyenler ise bu gerçeği en azından gizleme gibi bir ciddi suçun faillerini oynuyorlar. Birbirleriyle, çarkı çevirme kavgası verenlere yedeklenerek, sürdürdüklerini iddia ettikleri “demokrasi mücadelesi”ne, işçiyi, yoksul ve ezileni, Kürt ve Aleviyi, ilerici aydın ve uyanış içindeki genci de katılmaya çağırıyorlar.
Buna, on yıllardır bu çarkın dişlileri tarafından ezilmiş kesimlerden de katılanlar var. İkide bir, “Devletle sorunumuz yok”, “Devlet şu, şu işleri çözerse bölgenin ve dünyanın güçlü ve etkili devleti haline gelir” diye açıklamalar yaparak, halk kitleleri açısından bilinç bulanıklığına yol açan sözler etmekle kalmıyor, dayak yiyen işçinin, fişlenen genç ve aydının, emeği ayaklar altına alınan emekçinin sermaye ve kurumları karşısında, örgütlü bir hareket olarak ortaya çıkmasını da zorlaştırıyorlar.
Oysa ne devlet sahipsiz, ne de sömürücü bir sınıfın devletinin tüm sınıf ve kesimler için hak, özgürlük, demokrasi, eşitlik, mutluluk, refah sağlama gibi bir derdi olduğunu tarih bugüne kadar kaydetmiştir.
Hasan Cemal’i, Cengiz Candar’ı anlamak zor olmuyor. Amerikan “liberalizmi”nin Türkiye cemaatine oynuyorlar. Dayanakları var. Ama, bazı Kürt siyasal sözcülerinin, bazı “solcu” entelektüellerin, bazı “Alevi aydınları”nın devletçiliklerini “anlamamak”ta direneceğiz!
A. Cihan Soylu
ÖNCEKİ HABER

Haiti’yi deprem ve yoksulluk vurdu

SONRAKİ HABER

Rasim Ozan Kütahyalı, Beyaz TV'ye geri döndü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa