14 Ocak 2010 00:00

AVRUPA GERÇEĞİ

Almanya’da savaşa, sosyal kısıtlamalara, militarist politikalara karşı çıkan çeşitli kesimlerin çatısı altında toplandığı...

Paylaş

Almanya’da savaşa, sosyal kısıtlamalara, militarist politikalara karşı çıkan çeşitli kesimlerin çatısı altında toplandığı, ancak ana gövdesi halen Doğu Almanya’nın yıkılışından sonra kurulan Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) olan Sol Parti’de bir süredir hayli yoğun bir tartışma sürüyor.
Partinin genel saymanı Dietmar Bartsch’in, Eş Başkan Oskar Lafontaine aleyhine alttan alta sürdürdüğü kampanya, Lafontaine’in kansere yakalanmasıyla birlikte su yüzüne çıktı. Sadece bu partiye yakınlığıyla bilinen Junge Welt ve Neues Deutschland gazetelerinde değil, burjuva medyada da parti içindeki “iktidar kavgası”na dair haber ve yorumlar yapıldı.
Bu “iktidar kavgası”nın elbette ideolojik-politik yönleri bulunuyor. Bu nedenle, ortaya çıkan bu durum, aynı zamanda partinin gelecekte nasıl bir rota izleyeceği bakımından önem arz ediyor. Belirtildiği gibi Sol Parti, egemen bir çizgi olmakla birlikte aynı zamanda çeşitli grupların koalisyonu şeklinde varlığını sürdürüyor. İster yerel, ister eyalet, isterse de genel seçimler olsun, bu “koalisyon gruplar” kendi adaylarını seçilebilecek yerlerde gösterilmek için kıyasıya pazarlıklar yapar, yarışırlar. Yani, dışarıdan bakıldığında bir bütün gibi görünen parti, aynı zamanda parçalı. Parti içindeki grupların en etkilisi, PDS geleneğinden gelenlerin içinde yer aldığı “Demokratik Sosyalizm Forumu” (DSF). Parlamentodaki milletvekillerinin, parti yönetiminin önemli bir bölümünü, bu grubun üyesi ya da bu grubun desteklediği kişiler oluşturuyor. Hal böyle olunca partinin genel politikalarına da çoğunlukla bu grup damgasını vuruyor.
Bu grup Sosyal Demokrat Parti ile koalisyon ortaklığına genellikle sıcak bakıyor. Özelleştirmeler, yurtdışına asker göndermeler konusunda esnek. Yani, sosyalistlikten çok sosyal demokratlık ağır basıyor. Berlin ve Brandenburg eyaletlerindeki SPD ile koalisyon ortaklığının başını da bu grup çekiyor. “Sosyalizm” yerine “demokratik sosyalizm” kavramı kullanılıyor.
Diğer önemli grup ise “Anti-Kapitalist Sol” (AKL). PDS içindeki “Komünist Platform” ve pek çok kesimin bir araya gelerek kurduğu bu grup, partinin politikalarına kapitalizm karşıtlığının damgasını vurmasını, sosyalizmin bir gelecek toplum perspektifi olarak korunmasını savunuyor. SPD ile ortaklığın kurulmasına karşı çıkıyor.
Bu gruplaşmada dikkat çeken, Batı Almanya’daki eyaletlerde AKL, Doğu Almanya’daki eyaletlerde DSF etkili. Yani; Doğu-Batı ayrımı parti içinde varlığını halen sürdürüyor. Batı sol, Doğu sağ kanat. Bu iki grup arasında uzun süredir devam etmekte olan mücadele, bugüne kadar daha çok parti içi bir sorun olarak ele alınır, kapalı kapılar arkasında konuşulurdu. Ta ki, her iki kanada mesafeli duran, ama söylem bakımından anti-kapitalistlere daha yakın görünen Eş Başkan Lafontaine’in kansere yakalanıp, ameliyat için hastaneye yatmasına kadar...
Genel Sayman Bartsch, Lafontaine’in hastalığını vesile bilerek yerine birisinin aranması gerektiğini telaffuz etmeye başladı. Bununla da kalmadı, Sol Parti’nin kuyusunu kazmaya hevesli Der Spiegel dergisine, Lafontaine’in özel hayatı ve ilişkilerini anlattı. Böylece, genel seçimlerden oyunu artırarak kârlı çıkan ve arkasına olumlu bir havayı alan Sol Parti’de, tersi yönde gelişmeler yaşanmaya başlandı. Tartışmanın kendisi partide kanatlar arasındaki çatışma derinleştiğini açık olarak ortaya koyuyor. Bartsch, olsa olsa bu derinleşmenin bir yansıması olarak Lafontaine’in çekip gitmesinin vaktinin geldiğini yüksek sesle telaffuz etmiştir. Gelinen noktada, DSF kanadı, Batı Almanya’daki eyalet örgütlerinden gelen sert tepkiler üzerine, Bartsch’ı gözden çıkarma mesajı verdi ve önümüzdeki mayıs ayında görevini bırakması ya da seçilmemesi bekleniyor. Aklı başında olan herkes, bugünkü koşullarda Lafontaine’siz bir Sol Parti’nin güçten düşmüş, diğer burjuva partileriyle boy ölçüşme yarışında açık mesafe arayla geride kalacağını biliyor. Bu yüzden, Lafontaine’siz bir Sol Parti’nin vakti daha gelmemiştir. Bu yüzden her kim ki bunu istiyorsa, sonu öyle ya da böyle Bartsch gibi olacaktır. Bundan yaklaşık 10 yıl önce SPD genel başkanlığını ve Maliye Bakanlığı’nı bırakan Lafontaine, Sol Parti’ye geçip liste başı olarak meclise aday olduğunda, Emile Zola’nın “Hiçbir şey vakti gelmiş fikirlerden daha güçlü değildir” sözünü slogan olarak kullanmıştı. Çok yerinde bir söz.
Bugün nasıl ki Lafontaine’in gitmesinin vaktinin geldiğini söylemek erken ise Lafontaine de vakti geldiğinde çekip gitmeyi başarabildiği takdirde, tarihteki yerini alacaktır. Bu “vakit” meselesini göz önünde bulundurmadan yapılacak tartışmaların, çıkışların hiçbirisi emekçilerin lehine değildir. Çünkü, günümüzün asıl sorunu emekçilere karşı kapsamlı bir saldırı paketi hazırlayan Liberal-Hristiyan koalisyonuna karşı, parlamento içinde ve dışında güçlü bir muhalefet oluşturmaktır.
Bunu yapma yerine “iç hesaplaşma” adına kılıçları çekmenin, enerjiyi tüketmenin vebali ağır olur.
ÖNCEKİ HABER

Ayancık’tan termikçilere tokat!

SONRAKİ HABER

Diyarbakır, Van ve Mardin belediye başkanları görevden alındı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa