Murathan Mungan’a mektup

Murathan Mungan’a mektup

Merhaba Murathan Mungan,


Merhaba Murathan
Mungan,
Sana küsmüştüm. Asım Bezirci ile Kemal Özer’in hazırladığı Dünden Bugüne Türk Şiiri adlı seçkiye tazminat davası açtığında. Açtığın dava kadar gerekçelerden biri de yaralamıştı beni, manevi tazminat diliyordun. Sanırım ya değerlendirilmeni ya da içine alındığın edebiyat topluluğunu uygunsuz saymıştın.
Şiirlerini okumayı kesmesem de artık senin için yazmayacaktım. İlk kitabın Osmanlıya Dair Hikayat’ın arka kapağına değerlendirmesinden bir bölüm aldığın bir yazar olarak, buna hak görmüştüm kendimde. Yeni kitabın İkinci Hayvan’ı (Metis Yayınları) okuyunca dayanamadım.
Yazdıklarımı ister dostça bir uyarı say, ister bir eski arkadaş sitemi. (Sıradan bir okurun düşündükleri de sayabilirsin tabii...) Ama dikkate alman senin için önemli. Çünkü şiirinde “yere düşürülen bir bıçak sesi” eksilmiş. Yerini “sırf amblemi uğruna satın alınabilen /şeylerin ve sarışınların cenaze törenleri”nin ses aksamaları almış. Buna tıkırtı da diyebilirsin. “sesinin çekirdeğinde garaj duyarlığı” ...
Çocukların ilk çığlığının yaşam ve başkaldırı değeri bir borsa değeri haline getirildiyse, sen “parası olan satın alır/başkalarının zamanlarını/kapalı zaman satın alınır/açık arayla” demek zorunda mısın? Ustalığına yakışıyor mu? “Korkulu ustalıktan” kaçmak mı maksadın?.. Elbet özgürsün ama ya şiirini sevdikleri için (ayrıca ünün yüzünden) örnek olacaklarının durumu?.. Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü’nde seninle ilgili bir tez yapan Fırat Caner (Bir İdeoloji Olarak Murathan Mungan Şiiri), “Murathan Mungan, gündeliğin ayrıntılarındaki ideolojik muhtevayı yapıtlarının ana temalarından biri olarak değerlendirir” diye saptamıştı edebiyatımızdaki durumunu. Bu saptamaya değil itirazım. Bu ideolojik içeriğin şiirlerindeki yeni ifade biçimine...
Yazdıkların için söylenen şu sözleri yeniden değerlendirebilirsin: “Mungan’ın gelenekle kurduğu ilişkide, geniş zamanda geçerli olanı bulup işleme arzusu vardır. ‘Bugün’ün içinde yaşayan geçmişin değil, ‘geçmiş’in içinde görülen ‘bugün’ün izini sürer. Çünkü geçmişin içindeki bugün, şairin bugünü ile hesaplaşması için en uygun malzemedir. Mungan, insanlığın evrilme sürecinin temalarını işler ve okurunu kendisi ile yüzleştirmeye çalışır. Okurun kendisi ile yüzleşmesini sağlayan eleştirilerini, bazen doğrudan, bazen de sezilerek alımlanacak biçimde yapıtına serpiştirerek yapar.”
Bir de kimi şiirlerini ezberleyenler var, o şiirlerdeki görüntülerle ürperenler:
“Ay vurmuş alnına bütün ölülerin/yatıyorlar kimsesiz koyaklarda/İlk vuruldukları sıcaklıklarıyla/sanki dokunsalar birinin omzuna/hep birden, her şeye yeniden başlayacaklar...”
Sen bu şiirlerin ses ve imge sıcaklığını “modern bir destan yaratmaz/her epik uzatma” diye yanıtlıyor gibisin. “Örgütlenmiş anlam derinliği” ile “kimsesiz koyaklarda yatan” bir şiire yürüyorsun. Belki de uyarıma Üç Aynalı Kırk Oda’dan şu satırlarınla yanıt vereceksin:
“Yol değil, yolculuktur önemli olan. Nasıl yolculuk ettiğindir; nerede durduğun, nerede mola verdiğin, ne zaman yoluna devam ettiğin, hangi sapakları kullandığın, hangi dönemeçleri aldığın, ne zaman yavaşlayıp ne zaman hızlandığındır. Kiminle yolculuk ettiğin de önemlidir elbet; yoluna çıkanlara ne yaptığındır, kimleri yoldan çıkardığındır, yolunu kesenlere biçtiğin kaderdir.”
Yine de doğrusunu sen bilirsin!..
Sennur Sezer
www.evrensel.net