Açık mektup Michael Moore’a açık mektup

Açık mektup Michael Moore’a açık mektup

Mike,Obama’ya açık mektup yazdığını gördüm. Obama’nın ya da herhangi bir Amerikan Başkanı’nın mektup arkadaşları ilgi alanıma girmiyor da...

Mike,Obama’ya açık mektup yazdığını gördüm. Obama’nın ya da herhangi bir Amerikan Başkanı’nın mektup arkadaşları ilgi alanıma girmiyor da, filminde kapitalizme sallamışsın. O kısmı beni ilgilendirdi. Ben de sana mektup yazayım dedim.Bir film çekmişsin. Adına Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi demişsin. Pek iddialı geldi. Baktım, niyetin hakikaten kapitalizmle uğraşmak. Amerikalılar kapitalizmi çok sevmişti, neden böyle bir taraflarına kaçtı diye sormuşsun. Güzel soru. Oturmuşsun, kapitalizmden ne anladığını da kendince söylemişsin.Mesela, bazı insanların hikayelerini anlatıyorsun. Güzel anlatmışsın. Şu uçağı nehre indirdiği için kahraman ilan edilen pilotun öyküsü epey hoşuma gitti. Medya da politikacılar da adamı kahraman ilan ediyor, ama adam sonra pilotların sorunlarını anlatmaya kalkınca nasıl oradan kaçıveriyorlar. Güzel anlatmışsın. Pilotların bu kadar sefillik içinde olması da ayrıca öküzlük. Oradan gelmişsin, bankaların ne büyük hırsız olduğuna. İşçi eylemlerine, kapatılan fabrikalara, mortgage kredisi yüzünden evleri elinden alınanlara, sigorta şirketlerinin soygunlarına, yani ne kadar şirket varsa alayının ne büyük hırsız, ne büyük dolandırıcı olduğuna gelmişsin. Eyvallah, hoş gelmişsin.Sonra da, Allah’ın Obaması bir işçi eylemine geldi diye elemanı kahraman ilan etmişsin. Oldu mu? Konuyla bir alakası var mı? Bankaların itlik peşinde olduğunu fark etmişsin, ama Obama’nın partisinin senatörlerini sanki kandırılmış gibi, kullanılmış gibi göstermişsin. Onlar iyi adamlarmış da, keleğe gelmişler hesabı. Abicim, şişman abim, on tane kapitalizm yok. Bir tane var. Bankalar kötü de Amerikan başkanları iyi diye bir şey yok. Bunların hepsi aynı sınıfın adamı. Teşkilat abi bunlar. O yüzden bizi gömdükleri çukurun adına kapitalizm diyorlar. Bir sistematiği, bir mantığı, bir bütünlüğü var çünkü. Sizin oralarda sevilen bir şeymiş kapitalizm. Bizde zaten seveni yoktu. Ondan herhalde, bizim Marx’ı bilme fırsatımız oldu. Bak sen de duy, öğrenmenin yaşı yok. Kapitalizme ilk lafı koyan o olmuştu. Bu iş adam işi değildir, çıkar işidir, sınıf işidir, biz ondan öğrendik. Sen de otur oku da, kapitalizme karşı demokrasiyi savunayım falan deyip kendini komik duruma düşürme.Obama’ya açık mektubunda, savaş başkanı olma, Afganistan’a asker gönderme demişsin. Gördün işte, gönderdi. Hâlâ diyorsun ki; kendini “savaş başkanı” ilan etti, ama aslında iyi adamdı, üzüldüm, falan.Bak Michael, sen güzel filmler yapan adamsın. Benim Cici Silahım’da, eline silah alıp liselerde terör estiren çocukların haliyle Amerikan ordusunun bombardımanlarını karşılaştıran adamsın. Biz zaten Amerika’yı katliam üstüne kurmadık, korkularla inşa etmedik mi diyen adamsın. Hasta’da, Amerikan sağlık sisteminin kâr hesabına dayanmasının insan sağlığının karşılaştığı en büyük hastalık olduğunu gösteren adamsın. Seni böyle düzgün filmlerinle hatırlamamız mümkün. Ama şu saçma sapan yerlere umut bağlamayı kesmen lazım. Senin memleketten buraya çok film geliyor da, bunlar ya romantik komedi oluyor, ya kaçma kovalama aksiyon falan. Zaten şurada kaç tane adam var sanıyorsun.Hadi gözünü seveyim.
Nefes kokusuna karşıSiz de alıyor musunuz? Bir asker filmi yaptılar, efektinden, askerlik anılarından, memleket gerçeklerinden kokular yayılmaya başladı. Belli ki, bir kere laf söylemekle dinmeyecek. Tek tek, nefes nefes bir incelemek gerek… Madem onlar Nefes’ten dizi çıkaracaklarmış, burada da bir dizi çıkmaz mı?* “Görüntüler, teknik o kadar iyi ki, Nefes izlediğim en iyi Türk filmi.”Bir filmin görüntüleri iyi olabilir. Oyunculuğu iyi olabilir. Senaryosu iyi olabilir. Hikayesi iyi olabilir. Diyalogları iyi olabilir. Müzikleri iyi olabilir. Daha elli tane iyi olabilecek ayrıntı daha sayabilirim, ama o da sizi sıkabilir. Ama bunların herhangi biri, filmi “iyi film” yapmaya yeter mi?Akıl var, izan var. Bir insan çok güzel görüntülerle şerefsizliği savunan bir film yapabilir. Çok fotoğrafik çekimlerle bir adamı lime lime doğrayıp sonra yiyebilir. Çok estetik görüntülerle her ortama pisleyebilir, her gördüğünü öldürebilir, her önüne çıkanı yıkabilir. İyi film mi yapmış olur?İyi film, bir tane ölçütle ölçülmez. Diyelim ölçeceksin, kullanılacak en son ölçüt, teknik ölçüt olur. Kabaca söyleyelim, güzel bir derdi vardır, kötü anlatır, yazık olur. Dandik bir derdi vardır, iyi anlatır, kimseye bir faydası olmaz. Bir derdi bile yoktur, iki tane fotoğraf koyar, meraklısı beğenir. Bu film, izlediğin en iyi film demeden önce birkaç kere düşüneceksin. Nefes’in bir hikayesi var mı? Kimse var diyemiyor. Finale kadar bir karakol basılacak diye bekliyoruz, izlediklerimizin yüzde 99’unun bu baskınla bir alakası yok. Yani bir hikaye yok. Derdi var mı? Anlattığı şey, bir yere varıyor, o da askere giden çocuklar ölmesin. Oradan “antimilitarist” sonuç çıkaran da oluyor, ama onun kadar yaratıcı olmak biraz zor. Normal verili kafanın çıkaracağı sonuçları düşünürsek, bayağı savaş taraftarı bir anlama geliyor, söylenenler.Tamam, Türkiye sineması her gün yeni bir başyapıt çıkarmıyor ama en iyi filmi de savaş taraftarı olacak kadar zavallı değil.
Çağdaş Günerbüyük
www.evrensel.net