13 Aralık 2009 05:00

Bu yöneticilerle lig biter mi?

Şimdilerde, “futbolumuzun marka değeri” diye “fiyakalı” bir laf dolanıp duruyor ortalıkta. Konu satış ve pazarlama olunca nedense birilerinin gözleri ışıldar hale geliveriyor.

Paylaş
Şimdilerde, “futbolumuzun marka değeri” diye “fiyakalı” bir laf dolanıp duruyor ortalıkta. Konu satış ve pazarlama olunca nedense birilerinin gözleri ışıldar hale geliveriyor. Aslında belli ki, “Futbolumuzu en çok rant getirici haliyle pazarlayalım ki böylece hepimiz daha çok para kazanalım” demek istiyorlar. Tabii maksimum rant için, İstanbul “büyüklerinin” zirvede yer alması gerekiyor. Bunun tersini, yani “üç büyüklerin” başa oynamaktan uzak kalmasını düşünmek bile rant hayallerinin üzerinde kara bulutlar oluşmasına yetiyor.Böylesi bir bakış açısına göre bir Anadolu takımının şampiyon olması, “futbolumuzun marka değerine” ağır bir darbe vurulması anlamına geliyor. Ne de olsa, Anadolu takımlarının rant oluşturma potansiyeli, büyüklerin yanında lafı edilemeyecek kadar küçük.Özellikle de hakem hatalarından canı yanan ve bu hatalar nedeniyle olası şampiyonluklarının riske girdiğini düşünen “büyük kulüplerin” başkanları ve yöneticileri, bu durumun “ülke futbolunun marka değerini” olumsuz etkilediğini söylemeyi adeta alışkanlık haline getirdiler.Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, geçtiğimiz haftadaki Eskişehirspor yenilgisinin ardından, hakemlere yüklendi. Ona göre bu hakemlerle lig bitmezdi. Bu hakemlerle ülke futbolu bir yere gidemeyeceği gibi, marka değerini de yitirirdi. Marka değeri deyince aklına pazarlama ve satıştan başka bir şey gelmeyen birisi için hiç de şaşırtıcı olmayan bir düşünce biçimi. Oysa futbolun marka değerini asıl törpüleyenler Aziz Yıldırım gibi, futbol kültüründen, futbol görgüsünden zerrece nasiplenmemiş yöneticiler değil mi? Kimin kazandığından bağımsız olarak futboldan keyif ve zevk almayı bilmeyen, yenilgi sonrasında rakip takımı tebrik etmek, alkışlamak gibi bir görgüsü bulunmayan, beklenmedik sonuçlar karşısında öfkeyle tribünleri terk eden, ancak kendi takımı galip olunca yüzü gülen, başkanlığı kulübün tek hakimi olmak gibi algılayıp her işe burnunu sokan, kulübünün medyadaki ve kamuoyundaki gücüne güvenip baskı, tehdit, şantaj içeren konuşmalarla Futbol Federasyonu’na ve Merkez Hakem Kurulu’na kabadayılık taslamayı marifet sayan başkanlarla futbolumuzun marka değeri ne yükselir ama...Futbolun marka değerinden söz edilecekse öncelikle futbolun içinde yer alan tüm insan unsurlarının (yönetici, medya, sporcu, teknik adam, taraftar, hakem) kültürel düzeyi sorgulanmalı. İşin kültürel boyutunu hiç dikkate almadan marka değerini salt satış ve pazarlama kaygısı üzerinden tanımlamak, bizzat marka değerini düşürmez mi? Güdük bir futbol kültürü ve sportif, etik, insani değerlerin yanından bile geçmeyen bir futbol anlayışıyla, hangi marka değerinden söz edilebilir ki? HAKEM HATALARI OYUNUN PARÇASIAziz Yıldırım, Eskişehirspor yenilgisine o denli öfkelenmişti ki, aynı zamanda yürüttüğü Kulüpler Birliği Başkanlığı görevi nedeniyle Fenerbahçe’nin haklarını yeterince savunamadığını belirterek, bu görevinden istifa ettiğini açıkladı. Gerçi -artık alıştığımız biçimde- kısa bir süre sonra istifasını geri aldı ama tabii bundan sonra kulübünün haklarını “yeterince savunmak” adına neler yapabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil.Hakem hatalarına dikkat çekip ligin bu hakemlerle bitmeyeceğini söylerken, bu görüşünü sadece Fenerbahçe için değil, hakem hatasına maruz kalan diğer kulüpler için de dile getirdiğini savunuyordu Yıldırım. Madem hakem hatalarının zaman zaman her takımın başına gelebileceğini bilecek bir olgunluktasın, o zaman bu öfke ve yaygaranın anlamı var mı? Demek ki hakem de, futbolcu, teknik adam, taraftar ve yönetici gibi futbolun insan unsurlarından biri olarak hata yapabiliyor. Demek ki, hakem hataları da futbolun içinde ve futbolun bir parçası. Demek ki yalnızca Fenerbahçe değil her takım hakem hatalarıyla karşı karşıya kalabiliyor. Bugüne kadar hakemlerin Fenerbahçe lehine hiç hata yapmadığı iddia edilebilir mi?Yurt dışındaki maçlarda skora etki edecek denli ciddi hatalar yapan hakemler görüyoruz. Ama sonra hiçbir yönetici kalkıp da “Bu hakemlerle olmaz” gibisinden safsatalarla ortalığı velveleye vermeye kalkışmıyor. Çünkü hakem hatalarının, futbolda her zaman var olan ve her zaman da var olacak bir gerçeklik olduğunun bilincindeler. Futbol kültürlerini ve görgülerini de bu bilinç üzerine yerleştirmişler.Bu hakemlerle lig bitmeyecek de ne olacak? Yurt dışından hakem gelmesini mi talep edeceksiniz? Bize göre de bu yöneticilerle lig bitmez. Biz de yurt dışından futbol kültürü ve görgüsüne sahip, futbolu izlerken kim kazanırsa kazansın keyif alan, kaybettiği zaman öfke nöbetleri geçirip tehdit ve şantaj içeren konuşmalar yapmayan, kazanan rakibini tebrik etmeyi, alkışlamayı bilen yöneticiler gelsin istiyoruz... Tabii futbolumuzun marka değerini korumak için... KURUMSALLAŞMA MESELESİBir de kulüplerin önemli bir hedef olarak önlerine koyup kararlılıkla gerçekleştirme çabası içine girdikleri ancak ne derece başarılı oldukları son derece şüpheli olan kurumsallaşma meselesi var. Aziz Yıldırım sık sık kendi yönetimleri döneminde Fenerbahçe’nin artık kişilere muhtaç olan yapısını tamamen değiştirdiklerinden ve diğer kulüplere örnek teşkil edecek bir başarıyla kurumsallaştığından gururla söz eder. Peki kulüp yöneticilerinin hele hele kulüp başkanlarının sergilediği tavırlar, kulübün kurumsallaşmayı ne oranda başarabildiği konusunda fikir vermez mi?Geçtiğimiz Kurban Bayramı’nda, Aziz Yıldırım’ın kulüp binasındaki bayramlaşma sırasında, her şeyden sorumlu tek yetkili tavırları eşliğinde medya mensuplarına söylediği, “Patronlarınızı eğitemedim ama sizi eğiteceğim” lafı bu kurumsallaşmanın neresinde yer alıyor? Yıldırım “Herkese ayar verme heveslisi tek adam” rolünden kendisini kurtaramadığı sürece, o herkesin örnek aldığı “mükemmellikteki” kurumsallaşma söylemleri yüzlerde tebessüm yaratmaya devam edecek.Sporcularla bayramlaşma sırasında ise bayan voleybol takımı Oyuncularından Natasha Osmokrovic’in Türkçe konuşamamasına sinirlenip bir an önce çok para kazandığı ülkenin dilini öğrenmesi gerektiğini söylemesi de ancak kurumsallaşmış bir kulübün başkanına yakışırdı zaten.Aslında kurumsallaşmış bir kulübün başkanı olarak Yıldırım’ın buradaki niyeti, oyuncusunun iletişimini güçlendirmesi ve arkadaşlarına daha kolay uyum sağlayabilmesi için Türkçe öğrenmesinin faydalarını aktarmaktı. Zaten herkesin gıpta ettiği kurumsallaşmayı başarmış bir kulübün başkanına bundan farklı bir şey yakışır mıydı?..
Mehmet Özyazanlar
ÖNCEKİ HABER

Türkiye ve Biyoçeşitlilik

SONRAKİ HABER

MSB: F-16 ile Suriye hava sahasında uçuş icra edildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa