Türkiye ve Biyoçeşitlilik

Türkiye ve Biyoçeşitlilik

Türkiye biyoçeşitlilik açısından oldukça zengin bir ülke. Her ne kadar ülke olarak bu zenginliklere sistemli olarak sahip çıkamasak da bu alanda çalışan...

Türkiye biyoçeşitlilik açısından oldukça zengin bir ülke. Her ne kadar ülke olarak bu zenginliklere sistemli olarak sahip çıkamasak da bu alanda çalışan, çaba gösteren bilim insanlarının, genç araştırmacıların, derneklerin sayısı da az değil. Ülkemiz topraklarında ve sularında yaşayan pek çok endemik bitki ve hayvan türü bulunuyor. Ülkemizde bilinen on bin kadar bitki türü var. Bunlardan yaklaşık üç bin tanesi nadir bulunan bitki türleri. TÜBA(Türkiye Bilimler Akademisi)’nin hazırladığı bir rapora göre, Türkiye bitki türleri açısından Ortadoğu’da en fazla çeşitliliğe, hayvan türleri açısından Avrupa’da en fazla çeşitliliğe sahip ülkedir. Ülkemizde yaklaşık bin dört yüz farklı tür hayvan yaşıyor. Yine Anadolu faunası seksen binin üzerinde farklı böcek türünü içinde barındırıyor. Endemik yani nadir bulunan türlerin bir kısmı teorik olarak koruma altında gözüküyor ancak pratikte durum öyle değil. TÜBA raporuna göre ülkemizde toplam 1876 tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Yine aynı raporda deniz kaplumbağaları (Caretta caretta), Akdeniz foku, yunus, balina, dağ keçisi, su samuru, ayı gibi hayvan türlerinin korunması için çalışmaların yürütüldüğü, ancak istenilen seviyede bir korumanın sağlanamadığı vurgulanıyor. Verimli tarım arazilerinin kaybedilmesi, kıyı ve dağ ormanlarının tahrip edilmesi, dinamitle yapılan balık avcılığı, genel olarak avcılık ülkemizdeki biyolojik çeşitliliği tehdit ediyor. Bundan beş altı yıl kadar önce Kilyos sahillerindeki özel plajlar ve yapılaşma nedeniyle buradaki kumullarda yetişen endemik bitki türlerinin birçoğunun artık o alanda yetişmediği ve yetişmekte olanların varlığının da tehdit altında olduğu açıklanmıştı. Yine Kazdağları yöresi biyoçeşitlilik açısından oldukça önemli bir alan. Burada yapılmak istenen altın madenciliği bölgede yaşayan tüm bitki ve hayvanları tehdit etmektedir. Aslında bir ülkenin tüm canlı türleri ve bunların çeşitliliği aynı zamanda o ülkenin doğal kaynaklar açısından zenginliğidir. Bizler bu bilinci ilköğretim kurumlarından başlayarak verme konusunda eksiğiz. İşin içine bir de daha fazla kâr için doğayı ve içinde yaşayan tüm canlıları tahrip etmeyi göze alan bir sistem de girdiğinde ortaya çıkan tablo çok da olumlu değil. Geçtiğimiz hafta bilimsel bir konferans için gittiğim Lizbon’da böyle bir tabloyu değiştirmek için Portekizliler’in neler yaptığına şahit oldum ve oldukça etkilendim. Portekiz Avrupa’nın Pasifik Okyanusu’na bakan kesiminde yer alıyor. Denizlerle iç içe olan tarihleri Lizbon şehrine de damgasını vurmuş. 1998 yılında açılan Ocenario adındaki dev akvaryum, çocuklara ve gençlere dünya üzerindeki biyoçeşitliliğin ve okyanusların korunması bilincini vermek ve bu konuya dikkat çekmek üzere kurulmuş bir eğitim alanı. Bu dev akvaryumda evrimsel bir bakış açısıyla dünyanın farklı okyanuslarında yaşayan canlı türleri sergilenmiş. Akvaryum farklı bölümlerden oluşuyor. Ana tankta köpekbalıklarından, vatozlara, denizyıldızlarına, yılan balıklarına, mercanlara kadar pek çok deniz canlısını bir arada görmek mümkün. Ocenario’nun her bir köşesi farklı bir okyanus düşünülerek düzenlenmiş ve bu okyanuslarda yaşayan canlı türlerine ayrılmış. Hint Okyanusu ve tropikal kuşağa, Atlantik Okyanusu’na , Pasifik Okyanusu’na ve Antartika’ya birer bölüm ayrılmış. Tüm bu canlılar deniz biyologlarının gözetimi altında tutuluyor. Tüm bölmelerde büyük bir titizlikle hazırlanmış oradaki canlılarla ilgili bilgiler bulunuyor. Yine bölmeler arası geçişlerde bu deniz canlılarının milyonlarca yıl önceki atalarına dair bilgiler yer alıyor. Çocuklar için evde su tasarrufunun önemini anlatan mini bir eğitim alanı bile yapılmış. Yine ilköğretim öğrencileri için eğitici programlar yapılıyor. Çocukların çevre koruma bilincini ve hayvan sevgisini daha iyi öğrenebilmeleri için “Köpekbalıkları ile Bir Gece” adında bir etkinlik düzenliyor Ocenario. Çocuklar eğitimciler eşliğinde bir geceyi bu dev akvaryumda geçiriyor. Ülkemizde de bu tip örnekleri çoğaltarak çevre koruma bilincini , evrim eğitimini yaygınlaştırabiliriz. Ülkemizde de az da olsa bu tip eğitim alanı olarak değerlendirilebilecek alanlar bulunuyor. Örneğin büyük illerimizde bulunan çeşitli botanik parkları ve bahçeleri böyle değerlendirilebilse yukarıda sözünü ettiğimiz tablo çok daha farklı olacaktır. Kaynakça1-22.10.2007 tarihli Milliyet gazetesi
Günseli Bayram
www.evrensel.net